Çetin Şener ağabeyimiz ile 2002 Eylül'ünde Fransız Megahertz Dergisi'nde yayınlanmak üzere bir röportaj yapmıştım. Bu röportaj Ocak 2003 sayısında yayınlandı. Aradan geçen yılllar içinde ne yazık ki ne ses kaydını, ne de o kayıttan elde ettiğim Türkçe özgün söyleşi metninini koruyamadım. Bu nedenle, aşağıda okuyacağınız metin, Fransızca'dan Türkçe'ye bir"geri" çeviri... Bu eksikliği bağışlayacağınızı umarım. Özgün sayıya (Ocak 2023 - Sayı 238) buradan ulaşabilirsiniz.
Megahertz Dergisi hakkında da bir not düşeyim: Bu dergi, benim Fransa'da yaşadığım 2000'li yılların başlarında piyasada konuyla ilgili bulabileceğiniz tek ve son yayındı. Kaliteli ve içeriğinde dengeli bir biçimde amatörlükle ilgili bütün konulara yer vermeye çalışan bir dergiydi. Bu dergide Türkiye'yi ve Türk radyo amatörlüğünü tanıtmak için birkaç yazı yayınladım. Çetin Ağabey'in röportajı da bunlardan biridir. Megahertz'in ben Türkiye'ye döndükten sonra, 2008'de, yayınına son vermiş olduğunu çok sonra öğrendim ve derginin editörü F6GKO Denis Bonomo ile haberleştim. Ne yazık ki hem reklam gelirindeki azalma, hem de okurların, yani Fransız amatörlerinin dergiye sahip çıkmaması, hatta sabote etmesi (fotokopiyle çoğaltıp dağıtmak, tarayarak elektronik ortamda dağıtmak vb.) nedeniyle Megahertz bir krize girmiş ve toparlanamamıştı. Emeği geçenleri saygıyla anıyorum.
Özgün yayının ilk sayfası.
İstanbul'un
Harikaları
İstanbul'un
Avrupa yakasındaki bir sanayi bölgesindeyiz. Eylül ayının bu
gününde buraya ulaşabilmek için E80 otoyolunda iki saate yakın
yol kat etmek zorunda kaldık, çünkü yaklaşık
12 milyon nüfuslu bu şehirde trafik her geçen gün daha da
yoğunlaşıyor. Ancak sevgili okurlar, tüm bu zahmete değmiş
olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü ziyaret
ettiğimiz yer, gerçekten sıra dışı bir özel koleksiyona ev
sahipliği yapıyor. Bu koleksiyon, kırk yılı aşkın süredir
yalnızca CW çalışan deneyimli radyo amatörü Çetin Şener
(TA1AC)'a ait. Çetin Bey, 1980'li yılların sonlarından bu
yana 1950 öncesi ticari alıcılar ile amatör telsiz verici ve
alıcılarını topluyor. Evinde yeterli yer kalmayınca, tekstil
fabrikasının yaklaşık 400 metrekarelik bir katını hem
koleksiyonuna hem de restorasyon atölyesine ayırmış. Kendisiyle
röportajımızı da burada gerçekleştirdik.
25 yıl önce bendeniz, Çetin Ağabey'e mikrofon tutarken! Solda sağa İlker Soğukpınar (TA2CHI), Mustafa İlter (TA1AL), yazar TA2UH (o zamanki bölge kodum ile) ve Çetin Şener (TA1AC)
Nasıl radyo amatörü oldunuz?
1950'li
yıllarda ilk olarak galenli kristal alıcı yaparak başladım. O
dönemde İstanbul'da radyo malzemesi satan dükkânların bulunduğu
tek bir sokak vardı. Oradan lamba [ve
diğer malzemeleri] aldığım gibi, pil de
alırdım çünkü mahallemize henüz elektrik gelmemişti.
Havyamı gaz sobasının üzerinde ısıtırdım. [gülüyor]
Ama benim için o galenli radyodan
gelen ses adeta büyülüydü.
Kısa
süre sonra mahallemize elektrik geldi. O yıllarda İstanbul'un
Avrupa yakasında şebeke gerilimi 110 Volt, Anadolu yakasında ise
220 Volttu. Ben de meşhur 117N7 gibi 110 Volt flamanlı
lambalarla çeşitli devreler kurmaya başladım.
Hayatımdaki
en önemli dönüm noktalarından biri ise o dönemde 36 ay süren
askerlik hizmetim oldu. Deniz Kuvvetleri'nde telsiz operatörü
olarak görev yaptım. Burada hem CW'yi hem
de lambalı cihazların bakım ve onarımını
öğrendim, bu önemli bir deneyim oldu.
Askerden
döndükten sonra tesadüfen Türkiye Radyo Amatörleri Cemiyeti'nin
(TRAC) dergisini gördüm. Üye oldum ve banaMorsdersleri vermem teklif edildi. Bu, 1960'lı yılların
ortalarına denk geliyor. O yıllarda amatör telsizcilik üzerinde
ciddi kısıtlamalar vardı. Yasal amatör telsiz lisansımı ancak
1986 yılında, yeni yasanın yürürlüğe girmesinden sonra
alabildim.
Restorasyonun esaslarıyla ilgili bilgi alırken
Koleksiyonculuğa
nasıl başladınız?
1980'li
yılların sonunda koleksiyon yapmaya başladım. Bunun en önemli
nedenlerinden biri, güneş döngüsüne bağlı olarak propagasyon
koşullarının kötüleşmesiydi. Artık eskisi kadar iyi QSO’lar
gerçekleştiremiyordum. Ben de ilgimi eski radyolara
yönelttim.
Ancak
kısa sürede "tamir etmek" ile "restore etmek"
arasındaki farkı fark ettim. Restorasyonu kendi kendime öğrenmek
zorunda kaldım. Bildiğim kadarıyla o dönemde bu konuyla ilgilenen
başka kimse yoktu. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa'dan
restorasyon kitapları getirttim ve yöntemleri bu kaynaklardan
öğrendim. ABD, Fransa, Almanya, İtalya ve İngiltere'deki çeşitli
restorasyon derneklerine üye oldum. Aynı zamanda bu konudaki dergi
ve yayınları düzenli olarak takip etmeye başladımç
[arkamızdakiiki kitaplık dolusu kitap ve yayına gözüm
kayıyor]. Sonra da öğrendiğim yöntemleri uygulamaya koyuldum.
Bugün
bilgi-belge bulmak çok daha kolayamao
yıllarda yabancı kulüpler ve derneklerle iletişim kurmanın tek
yolu mektuplaşmaktı. Yedek parça bulmak da aynı derecede zordu.
Örneğin bir derginin -QSTgibi- gelmesini bekler, ilanları
inceler, ardından satıcıya mektup gönderir ve cevabını
beklerdiniz.
Bütün bu uzun sürece rağmen ihtiyacım olan parçaları bulmayı
başarabiliyordum.
Yazıda sözü geçen süreli yayınlar
Yazıda anılan kütüphane ve ön planda
BC340 - 1945 tarihli
Size
bu konuda hiç kimse yardım etmedi mi?
Kim
edebilirdi ki? Zaten elektronikle, teknik uğraşlarla ilgilenen
insan sayısı azdı; bir de üzerine eski radyoları restore etmek
isteyen insan bulmak çok daha zordu. Ben 1950'li yıllarda, gün
içinde bir şeyler yapıp üretmemişsem geceleri uyuyamazdım.
[gülüyoruz]
Restorasyon benim için aynı zamanda geçmişe yapılan
nostaljik bir yolculuk fırsatıdır: Kırk
yıl önce kullandığım bir parçayı bugün başka bir cihazın
restorasyonunda yeniden kullanabiliyorum. Bunun yanında restorasyon
benim için bir dinlenme, hatta bir çeşit meditasyon haline geldi.
Koleksiyonunuza
alacağınız cihazları nasıl seçiyorsunuz? Belirli bir
stratejiniz var mı?
Evet,
var, şöyle: Öncelikle 1945 öncesinde
üretilmiş radyoları toplamaya çalışıyorum. Bana göre savaş
öncesi üretilen radyolar, savaş sonrasında yapılanlardan çok
daha üstün bir işçilikle üretilmiş. Dönemlerinin otomobilleri
gibi son derece sağlamlar ve mekanik açıdan olağanüstü bir
hassasiyetle imal edilmişler. Adeta ölümsüzler.
Yıllarca bodrumlarda, depolarda unutulmuş cihazlarla
karşılaştım. Basit bir temizlik ve küçük bir restorasyonun
ardından çoğu yeniden çalışmaya
başladı. Buna karşılık savaş sonrasında üretilen radyoların
büyük kısmı daha düşük kaliteli malzemeler kullanılarak
üretilmiş olduğu için günümüze
ulaşamamıştır. Özellikle rejeneratif (reaksiyonlu)
alıcıları arıyorum.
Peki
ya 1950 ve 60'lı yılların amatör telsiz verici ve alıcıları?
Amatörler
için üretilmiş lambalı alıcı-vericileri de çok
seviyorum. Onları restore etmek ve onlarla
haberleşme yapmak büyük keyif. Hatta performanslarının “modern”
cihazlardan geri kaldığını da düşünmüyorum. Özellikle
Collins, Drake ve Hallicrafters markalarına ayrı bir ilgim var.
Bakın, masanın üzerindeki CserisiDrake cihazları görüyor musunuz? Onları hâlâ aktif
olarak kullanıyorum.
Türkiye'de
eski radyo koleksiyonculuğu nasıl bir durumda?
Öncelikle,
bu işle ilgilenen kişi sayısı son derece az. Parça
bulmak da oldukça zor. Devlet kurumlarında
kullanılan klasik telsiz ve radyo cihazlarının büyük bölümünün
hizmet dışı kalınca yok edildiğini de düşünürseniz...
Ülkemizde bu cihazlar için uygulanan resmi politika"tam
imha"dır diyebiliriz. Üstelik öyle
bir şekilde parçalanıyorlar ki yeniden kullanılmaları neredeyse
imkânsız hale geliyor. Bu anlayış Soğuk Savaş döneminden kalma
bir alışkanlık.
Oysa
birçok ülkede ordular kullanım dışı kalan ekipmanlarını
amatör telsiz derneklerine devrediyor. Neyse ki benim adıma hurdaya
ayrılan ekipmanların bulunduğu yerlere giden arkadaşlarım var.
Hâlâ kullanılabilecek veya yeniden değerlendirilebilecek
parçaları benim için topluyorlar. Burada gördüğünüz bazı
alıcı ve vericiler konsolosluklardan geldiğini
de belirteyim. Koleksiyonumda Amerikan Büyükelçiliği'nden,
Rusya Konsolosluğu'ndan ve Pakistan Konsolosluğu'ndan [hizmet
dışı kalınca] edinilmiş cihazlar bulunuyor... Geçmişte
birbirlerine düşman ülkelerce
kullanılmış olsalar bile sonunda hepsi
aynı çatı altında buluşuyor.
[gülüyoruz]
Ayrıca bana parça getiren antikacılar da var. Onlara hangi
tür cihaz ve parçaları aradığımı anlattım; onlar da buna göre
karşılarına çıkanları benim için ayırıyorlar.
Restorasyonun
temel prensipleri nelerdir?
Her
şeyden önce en önemli ilke orijinalliğe sadık kalmaktır.
Restorasyonda kullanılan her parça yaözgün
olmalı ya da orijinalinin birebir
yeniden üretilmiş bir kopyası olmalıdır. Bir örnek vereyim.
Şurada gördüğünüz alüminyum gövdeli elektrolitik kondansatörü
düşünün. [ilaç tüpüne benzer alümünyum
bir silindiri işaret ediyor] Diyelim ki bunu değiştirmem
gerekiyor. Eğer orijinalini bulamazsam son çare olarak içini
tamamen boşaltırım. Daha sonra içine aynı elektriksel değerlere
sahip modern bir mika ya da gümüş kondansatör
yerleştiririm ve gövdeyi yeniden kapatırım. Böylece cihazın
kapağını açtığınızda hem iç yapının
aslından hiçbir farkı olmayacak, hem de radyo kusursuz
çalışacaktır.
Bir
başka örnek vereyim. Kabloların, hoparlör kumaşlarının ve
düğmelerin aslına uygun yeniden üretilmiş örneklerini Amerika
Birleşik Devletleri'nden satın alıyorum. Her parçanın
replikasını bulmak mümkün olmasa da çoğu zaman çözüm
üretilebiliyor. Örneğin diş hekimi olan bir arkadaşım, sağlam
düğmeleri kalıp olarak kullanıp kırık düğmelerin birebir
yenilerini aynı renkte sentetik malzemeden üretebiliyor.
Neyse
ki çok nadir tipler dışında lambaları hâlâ bulabiliyoruz.
İşte
restorasyon konusunda söyleyebileceklerim bunlar.
[Bitirirken]
şunu da itiraf edeyim, çalışan
eski bir radyonun görüntüsüne ve sesine tutkunum.
Yeşil ayar lambasının ışığı, lambaların ısısıyla birlikte
yayılan ahşap kokusu...
Artık
sözü fazla uzatmadan
sizi bu eşsiz koleksiyonla baş başa bırakmayı
tercih ediyorum. Fotoğraflarda gördüğünüz bütün
cihazların eksiksiz ve çalışır durumda olduğunu özellikle
belirteyim. Bu salt "makyaj" değil, kıymetli antikaların tutkuyla hayata döndürülmesidir.
NOT: Tüm fotoğrafları TA2RJ Erdinç Sarımusaoğlu çekmiştir.
CURTA mekanik hesap makinesi
Dünyanın ilk "entegre devre"lerinden. Loewe 3MS. Neredeyse bir alıcının bütün bileşenleri (lamba sayısına göre alınan vergiden kaçınmak için) tek bir lambaya sığdırılmış.
Körting Transmare 38 SB7440. Nazi Almanya'sının gururla Düsseldorf 1937 endüstri fuarında sergilediği, zamanın en iyi alıcılarından biri. 12 lamba, push-pull amplifikatör, çift hoparlör.
Anımsayabildiğim kadarıyla rahmetli Selim
Ağabey ile Aralık 2011'de buluşmuş ve aşağıda okuyacağınız
söyleşiyi gerçekleştirmiştik. Ne yazık ki kendisiyle bir daha
da görüşmek
fırsatım olmadı. Bu son karşılaşmamızdanüç yıl sonra geçirdiği rahatsızlığın
sonucu aramızdan ayrıldı. 1998’de tanışmıştık. Küçükyalı’da tren istasyonuna yakın bir pasajda televizyon,
radyo vb. tamiri yaptığı atölyesine gitmiştim.
Ne yalan söyleyeyim, benim gibi taze amatörleri küçümsermiş
gibi bir havası vardı. Bunun doğru
olmadığını çok sonra anladım. Selim
Ağabey, bizlerin aksine bilgiye, malzemeye ulaşmanın çok zor
olduğu dönemlerde amatör olmuş, 3222 sayılı kanun gibi bizim
bugün takılmadığımız engellerle boğuşmuş, kendisini
geliştirmek için çok çaba göstermişti. Okuyacağınız gib
amatör telsiziclik hem özel, hem de iş yaşamında belirleyici
olmuştu. Dünya çapında amatörlük
üzerinden kurulmuş bir dostluk ağı vardı. Bu
nedenle biraz seçkinciydi:
Amatörlük, bir lonca gibi, usta-çırak
ilişkisi içinde belli aşamalardan geçilerek gelinen bir konumdu
onun için. “Selim Ağabey bizi de alsana
contest
ekibine” deyince “gelin tabii, küllükleri boşaltacak adam
lazım” derdi, biz de kızardık.Ne yalan söyleyeyim, bugün sosyal
medyada, İnternet forumlarında, hatta frekanslarda tanık olduğum
bazı konuşmaları, tavırları düşününce
“haklıymış” demekten kendimi alamıyorum. “Lisans almakla
amatör olunmuyor”muş.
Selim
Ağabey ne zaman başladın sen amatörlüğe, tanışman nasıl
oldu?
Lise
çağlarında işte benim komşumFerdi[Kınaçav, TA3IWR]arkadaşız, Bağdat
Caddesi, Çınardibi'nde [Erenköy ile
Kantarcı arası] oturuyoruz o zamanlar. O
Marmara Koleji'nde ben Haydarpaşa Lisesi'nde. Sinemaya vesaire
gidiyoruz Cumartesi günleri... törenlerden kaçıp böyle...
Iskelede, Kadıköy İskelesi miydi, Karaköy mü, gazete
bayiinde bir mecmua gördük: TRAC. Allah
Allah.. Nedir diye baktık hoşumuza gitti. Radyo yapıyor, bilmem ne
yapıyor... İki diyot, bir kondansatör, bir kulaklık, demire
bağlıyorsun... Radyo dinliyorsun. Arman Şapçı'nındı galiba, 4
transistörlü bir radyo projesi. Böyle bir yapalım dedik
falan ama baktık olacak gibi değil. Yavaş
yavaş Cemiyete [gitmeye] başladık, o zamanlar Şişhane'deydi.
[durup düşünüyor] Ama aslında Şişhane de değildi. Benim ilk
Cemiyetten haberdar olduğum zaman Taksim'de, Tarlabaşı'ndaydı.
Tam karşısında Bedii Bey'in muayenehanesi vardı. Ondan sonra
Şişhane başladı. Frej Apartmanı, meşhur. Tahmin ediyorum 16 yaş
falandı işte bizim yaşlarımız, arkadaşım belki benden daha da
gençti. İki yaş fark vardı aramızda. Gidiyorduk geliyorduk ama
18 yaşın altında üye olamıyoruz. Dolayısıyla 1964 senesi
heralde. Çünkü 1966'da
üye oldum, 1966
Mart bak yazıyor burada da [üyelik kaydının fotokopisini
getirmiş, gösteriyor]. Bu arada işte rahmetli Dündar Ağabey,
Dündar Sabis, TA1DS. Kimler vardı o zamanlar? Bahri Ağabey vardı
tabii. Çalışan insanlarmış [çalışan derken iki yönlü
haberleşmeyi kastediyor]. Bizim haberimiz yok tabii. Gizli saklı
falan. Bir müddet sonra biz de uyandık, aa dedik, verici falan.
Bizim nesil,
Kamuran Topakoğlu... Nuri Çıtakoğlu...[o zamanki çağrı
işaretleriyle] TA1NC, TA1KT...TA1SK, Selim Kanbeas, Musevi bir
arkadaştı, sonra İsrail'e gitti, sesi çıkmadı bir daha. TA2FK,
Ferdi Kınaçav. TA1IB, İsmail Bayer. Halen İsveç'te...Ferdi de
İsveç'te. Uydu alıcısı vb. yapıyordu
Ismail bir ara [1983 öncesi çağrı
işaretleri ile sayıyor].
Selim Canbeken'in TRAC'a 1966'da yaptığı üyelik başvurusu. Sayfanın altında da kabul kararı var. İmzalara dikkat. Çağlar Akgüngör arşivinden.
Hattabirkaç yıl önce bir
gün HF’te dinliyorum. Birisi ıslık
çalıyor... Ne oluyor ne bitiyor diye dinliyorum. Cihaz test ediyor
adam. Bir baktım, bir çağrı işareti... SM5KAI.
"Aa bu bizim İsmail"; "İsmail duyuyor musun?"
dedim. Cevap verdi. "Kiminle görüşüyorum?" diye sordu.
"Benim, Selim, İstanbul'dan, böyle böyle". Merhabaydı,
şuydu buydu..." Lambalı bir cihazı varmış, Collins galiba.
Evde kimse yokken çıkarmış yatağın altından antene bağlamış
denemek için."Seneler sonra ilk defa duyuyorum" dedi.
Müsaade yokmuş eşinden amatörlük
yapmasına. Emir büyük yerden! [gülüyoruz]
[Bu
arada bulunduğumuz esnaf lokantasının sahibi benim çayımı
tazeliyor ve Selim Ağabey'e de tekrardan çay almak isteyip
istemediğini soruyor. O da "evet" demekle birlikte
ekliyor: "Yalnız, baktığın zaman arkası gözükmeyecek
benimkinin." Tanımayanlar için not
düşeyim, Selim Ağabey hem çay hem de sigara tiryakisiydi]
Eskilerden
bir de Veysel Güleryüz vardı. Bunlarla yaşıt sayılırız. Avni
Morgül, Arman Şapçı... Bedii Bey'i falan söylemeye gerek yok
tabii. Ayrıca amatörlük yapmayan fakat dernekte görev alan Cahit
Aktemur gibi kişiler vardı. Yönetim Kurulu üyesi, sayman gibi.
Ama gönülden bağlı kişilerdi, TRAC'ı ayakta tutan. Bizim
Ferdi'yle 2,5 Lira haftalığımız vardı. Hafta sonları giderdik
Şişhane'deki binaya. Cahit Bey'e 2,5 Lirayı verirdik. İşte
herkes de birşeyler verirdi bizim gibi. Toplanırdı o paralar,
sonra giderdik Cağaloğlu'nda bir yerlerden yeni mecmuayı alırdık.
Cemiyete getirirdik. Orada gideceği yere göre ayırır, sonra da
dağıtırdık bayiilere. Yeni mecmuayı bırakıp satılmayanları
alırdık. Eski sayılardan sipariş varsa onları alırdık.
Tahsilatı falan da yapardık, sonra dönüp yine cemiyete gelirdik.
Ondan sonra 2,5 Liralarımızı veriyorlardı geriye. Kim ne
bıraktıysa oradan o parayı alıyordu. Cemiyeti böyle ayakta
tutuyorduk.
İşte
o zamanın şartları böyle şeyler. Mesela Selim dediğim
arkadaş... Yarışmaya girmek istediler falan. Cemiyette yukarıya
antenler kuruldu. Cihazlar böyle üflesen yıkılacak şekilde uzay
montajı lambalı cihazlar. O zaman SSB falan hak getire... CW hep.
CW'yu da biz Ferdi ile birbirimize öğrettik aslında. Nokta. Çizgi
çizgi çiziyor. Alfabeye bakıyor. Oradan şey yapıyor. Onların
altına harfleri yazıyor. Bakıyorsun ha işte bak şunu demiş
bilmem ne. Ona cevap olarak şey yazıyorsun. Nokta, çizgi çizgi
çeviriyorsun. Öteki de yollamaya başlıyor. Oradan geliyor. Böyle
gitti yani böyle başladık. Öğrendik tabii sonunda.
1966-1967.
Ben Adapazarı’ndayım o
zamanlar. Geliyorum. Kapıyı çalıyorum falan, tık yok. İçeriden
ses gelmiyor ama biliyorum içeride olduklarını, çıt yok. Sonra
zille "CQ" çekiyorum, çat, kapı açılıyor! Güzel
günlerdi herkes birbirini sever sayardı. Öyle itiş kakış bilmem
yok. Birlik beraberlik vardı yani şimdiki gibi böyle o onu
çekemiyor öteki onun kuyusunu kazıyor bilmem ne. Doğru olmayan
şeyleri savunuyor. Yalan yanlış bilgileri yayıyor. O kadar
değişik şeylerle karşılaşıyorsun ki. Suya sabuna dokunmadan
bir şeyler söylesen, düzeltmeye kalksan, seni yanlış anlıyorlar.
Aleyhinde senaryolar diziliyor, bilmem ne oluyor.
Tekrar
başa döneyim, bu dergiyi gördünüz, hoşunuza gitti. Merak
ettiniz Cemiyete gittiniz.
Tabii,
adres olduğu için kolay oldu.
TRAC Dergisi'nin tanıtım broşürü, ön kapak (1969). Çağlar Akgüngör arşivinden.
TRAC Dergisi'nin tanıtım broşürü, iç sayfa 1969). Çağlar Akgüngör arşivinden.
TRAC Dergisi'nin tanıtım broşürü, arka kapak (1969). Çağlar Akgüngör arşivinden.
Peki,
ikinizin herhangi bir teknik temeli ya da elektonikle uğraşmışlığı
var mıydı?
Hiçbir
şey yok. Çıtadan model uçak yapardık. Kano. Ferdi'yle kano
maceramız vardır.Çıtadan, bezden. Çınardibi'nden, yani
Şaşkınbakkal-Erenköy arasından, şimdiki Kadıköy İskelesine
kadar gittik.
Nasıl
bir kanoymuş, sağlam bir şey yapmışsınız o zaman.
Yani
işte bez boya bilmem ne falan... öyle bir şey. Dönüşte
Fenerbahçe Burnu'nu bir döndük perişan olduk. Hava bozdu. Yüzerek
falan götürmeye başladık. Gittik orada kayalara. Asker yasak
kardeşim diyor. Orduevinin alt tarafı imiş meğer orası. Yahu
kardeşim boğulacağız işte şöyledir böyledir biraz zor dert
anlattık orada biraz dinlendik tekrar yüze yüze döndük.
Haydarpaşa
Lisesi dedin. O zaman teknik
lise değil miydi orası?
Hayır,
Sanat Enstitüsü vardı. Normal, klasik liseydi Hayrdapaşa. Şimdiki
Marmara Üniversitesi'nin olduğu bina.
Oradan
mı mezun oldun?
Hayır
Adapazarı'dan. Liseden. Zaten biz evvelden Adapazarı’ndaydık,
babamın iş durumu dolayısıyla. Aslında İstanbulluyum. Yani
annem Beylerbeyli, babam Kadıköylü. Kadıköy'de şimdiki Rıhtım
Otel'in yanında dedemin evi vardı, onu hatırlıyorum.
Baban
ne iş yapıyordu?
İnşaat
müteahhidiydi. Devlet işlerinde çalışıyordu. Bolu ve
havalisinde epey iş yapmıştır. Mesela Abant'ın ilk köprülerini
yapmış. Ben Bolu'ya denk gelmişim. Doğum yerim o nedenle Bolu.
Yani
ailende elektronikle uğraşan birisi yoktu?
Hayır,
hayır. Tamamen benim teknik konulara olan ilgim, merakım. Bizi
ateşleyen TRAC mecmuası oldu zaten. Ferdi de emekli oldu. İsveç'e
ilk gittiği zaman Storno'da çalışıyordu. Sonra zannedersem
Storno Motorola'ya satıldı.
Ferdi
Bey elektronik mühendisi mi oldu yani?
Yok
teknisyen. Mühendis olmasına gerek yok zaten değme mühandis eline
su dökemez, öyle bir teknisyen.
Onun
da meslek hayatında hayatında amatör
radyoculuk belirleyici olmuş galiba. TRAC ile karşılaşmamış olsaydı
yine elektroniği bir meslek olarak görecek miydi acaba?
Baba
mesleği oyuncak imalatıydı. Türkiye'de hemen hemen ilk
zannedersem. Buluş Oyuncakları... Tahtakale taraflarındaydı.
Babası ondan sonra Almanya'ya gitti. Münih'e yerleşmiş
zannedersem. Bildiğim kadarıyla ilk döner yapandır Almanya'da.
Döner yapmak için buradan Ferdi'ye haber veriyor. "Oğlum git
işte şuradan buradan döner takımı" al vb. Ferdi de döner
takımlarını uçağa binip Almanya'ya indiği zaman "Anlat
bakalım" diyorlar, "kimi keseceksin?" Döneri
anlatıncaya kadar akla karayı seçmiş. O zamanın güvenilir
Türkleri falan çağırmışlar polis merkezine, neresiyle artık.
Onlar da gelip anlatınca bırakmışlar. Öyle bıçak görmemiş ki
adamlar, kılıç gibi [gülüyoruz].
Pekiyi
biraz geriye döneyim: 1964, 1965. Cemiyete gittiniz. Nasıl
karşıladılar?
Gayet
iyi. Hatırladığım kadarıyla herhangi bir ters bir tavır
görmedik. "Niye geldiniz? Yaşınız ufak." gibi bir söz
eden de olmadı. Ama tatlılıkla "daha henüz üye olamazsınız,
iki sene daha beklemeniz lazım" diye anlattılar.
Orada
montaj falan yapıyor muydunuz? O tip faaliyetler var mıydı?
Laboratuvarımsı
bir şey vardı. Ölçü aleti vs. Kitler geliyor gidiyordu oraya.
Laboratuvar aletleri, ölçü aletleri, sinyal jeneretörü.
Dışarıdan geliyordu. EICO mesela. EICO'nun sinyal jeneratörü.
Heathkit gibi.
Size
yardım ediliyor muydu? Yani birşeyler öğretiliyor muydu?
Tabii.
Mesela Arman Şapçı’nın
yaptığı devrelerin aynısını yapmaya çalışıyorduk falan.
Yardım ediyordu bize. O hep transistörlü devreler yapardı, ama
biz lambalı devrelerle başladık aslında. Akın Radyo vardı,
orada, Selanik Pasajı'nda transistör -varsa-
satılıyordu. Meraklıydık, gidiyorduk işte. Mesela şemada işte
bilmem kaç mikrofarat, 12 volt kondansatör diyor. Piyasaya yeni
gelmiş taze kondansatör, 16 volt falan diye biz onu almazdık "ya
bu olmaz" diye... o zaman için öyle işte "zekamız".
Hani 35 volt olsa çok daha iyi
aslında ama bu tip böyle şeyleri öğrenmemiz için zaman
gerekiyordu. Zaman geçtikçe tecrübe sahibi oldukça öğreniyorsun.
[TRAC'ta
karşılaştığınız] kişilerin ekonomik durumu nasıldı? Ne iş
yapıyorlardı? Meslekleri neydi?
Mesela
Dündar Ağabey (Sabis) elektronik teknisyeniydi. Gemilere servis
hizmeti veren bir firmada çalışıyordu. O günlerde gecenin
köründe ambar kapağı açıkmış, oraya düşüyor, ondan sonra
sakat kaldı zaten uzun seneler. [Dündar Bey'in fotoğraflarda hep
bastonlu olduğunu hatırlatıyorum] Evet, ambar kapağından içeri
düşmek ne demek. Kuru yük gemisinde. Bedii Bey diş hekimiydi.
Bahri Ağabey Almanya'daydı. 1975 senesinde ben Almanya'ya ablamlara
gittim. Stuttgart'a. Sonra Münih'e geçtim, oradan da Bedii Bey,
Bahri Ağabey ile birlikte Berlin'e gittik. Doğu Almanya'ya da
geçtik. Televizyon kulesine çıktık, hani küre şeklinde olan.
zamanlar Doğu Berlin'de. Checkpoint Charlie'den geçtik. Batı
tarafından, tam Berlin Duvarı'nın yanında oturan bir amatör
telsizcinin evinden görmüş olduğumuz bir Quad anten vardı. Orada
da bir amatör varmış, hatta gidip aradık ama adam evde yoktu. QSL
kartlarımızı bıraktık. Bir süre Bahri Ağabey'de kaldım.
Hanımı da yoktu, oradan HF'te çalışıyorum ama lineer kapalı
olduğu halde Bahri Ağabey'in ölçü aletleri sapıtıyor hep. O
zaman Standard Elektrik Lorenz'de çalışıyordu. İşte o taksi
telsizlerini vb. tamir işleri yapıyorlardı. 24 saat açık bir
frekans sayacı vardı Nixie tüplü, onu hatırlıyorum. Fuar vardı,
Ağustos ayı falandı gezmiştik. Telefunken standında ilk defa
resim içinde resim olan bir sürü ekran vardı. Renkli Televizyon.
Bahçede Mireille Matthieu konser veriyor. Onun çekimlerini portre
olarak bütün ekranlarda veriyorlardı. İlk defa orada karşılaştım.
O zamanın şartlarına göre büyük olay.
Malzeme
aldın mı gelirken?
Hiçbir
şey almadım. Bahri Ağabey bana bir tane RF transistörü vermişti.
Hala durur bir yerlerde.
1980 öncesi işaretleriyle, TA2SC(SK) Selim Canbeken; TA2FK Ferdi Kınaçav; TA1BK(SK) Bahri Kaçan. Ferdi Bey'in Türkiye'ye 1995'teki ziyareti sırasında, TRAC İstanbul Şubesi klüp istasyonunda (TA1KK). Ferdi Kınaçav aşivinden.
Ferdi Bey'in Türkiye'ye 1995'teki ziyareti sırasında Selim Canbeken'in atölyesinde
ve TA1KA'da almış olduğu video görüntüler. Ferdi Kınaçav arşivinden.
1966'da
tam üye oldun. Ondan sonra neler yaptın?
İşte
mecmua bilmem ne işleri... Hafta sonları yarışma, ne bileyim işte
sohbetler... Herkes birbirlerine onu yapmış, bunu yapmış, bilgi
aktarırdı. Ha, Eşref Adalı'yı unuttuk. Eşref Adalı, İsmail
Bayer, Halit Yetkin... Şimdi ismini hatırlayamadığım bir sürü
insan vardı. Ama en aktifleri işte bunlardı. Sonra burada
Karamürsel'de askerliğini yapan Ron diye bir arkadaşımız vardı,
K4EPI. Huntsville, Alabama'dan [Roland J. GUARD, SK]. Bizim Türklerin
menajerliğini yapıyordu. Kamuran'ın [Topakoğlu], Nuri'nin
[Çıtakoğlı], benim, hepimizin QSL menejeriydi. Bizlere cihaz
yoladı Amerika'dan. "Eski radyo kısımları" yazıyordu
üstünde. Gümrükten çekiyorduk. Heathkit'in cihazları.
Paramparça, yarı monte edilmiş olarak geliyor, lambalar ayrı
geliyor, bilmemneler ayrı geliyor. Tek bir kutu gelmiyor. 8 tane
cihaz topladık öyle. Benim ana şasem Kamuran'a gitmiştir. Ne
bileyim, Nuri'nin lambaları bana gelmiştir, ötekinin bilmem nesi
işte Eşref'e gitmiştir falan filan, böyle. Biz onların hepsini
toparladık. Herkes bir cihaz sahibi oldu. Heathkit HW-32a'sı vardı
bende. Nuri ve Kamuran'da 32, Eşref'te de HW-100'dü: 5 bant. O
sonra geldi zaten.
1960'ların sonundan bir kare. O zamanki çağrı işaretleriyle: Ayaktakiler soldan sağa Engin Ertekin (TA2QR-SK), Nuri Çatakoğlu (TA1NC-SK), Kamuran Topakoğlu (TA1KT-SK), Selim Canbeken (TA2SC-SK) ve Eşref Adalı (TA2EA). Oturanlar soldan sağa Serpil Yetkin, Halit Yetkin (TA1HY-SK), İsmail Bayer (TA1IB), Ufuk (?), Reyhan Oksay. Fotoğraf Kamuran Topakoğlu (SK) tarafından Internet'te paylaşılmış olup, sayın Levent Topakoğlu'nun izniyle kullanılmıştır.
1964'te
amatörlüğe başladım, 1970'te bitti benim amatörlük hayatım.
Bir gün kapı çalıyor. Bir baktım bir adam merdivenlerden yukarı
çıkıyor. Adapazarı'nda. Uykuluyum sabaha kadar çalışmışım.
Polis. Ankara'dan Milli İstihbarat'tan adamlar var... 3222 sayılı
telsiz kanunu geçerli o zaman. Radyo amatörü olmak...
Araştırdılar ettiler. Cihaz yakalandı diye sevinmişlerdi. Ondan
sonra "Ya ne kadar güzel bir şeymiş bu? Bu ne, şu ne..."
vs. "Bu ne böyle kartlar?" O zamanlar Rusların orak
çekiçli [QSL kartları]... Böyle iki arada bir derede kalıyor
insan, çok zor işler. Beni serbest bıraktılar ama bir hafta falan
bir yere çıkamadım ben. Öyle hapse bilmem ne girme olayı yoktu
ama mahkemeye çıktık mecburen. Çünkü Ankara'dan gelen ekip
yerel memurları da almış yanına 10-15 kişi birden bire...
Ankara'dan yola çıkanlar ikiye ayrılmışlar. Bir kısmı
Zonguldak'a gitmiş. Zonguldak'ta bir arkadaşımız vardı. Çok güzel trafo sarardı, hesaplarını yapıp böyle
harika trafo sarardı. O da işte radyo amatörlüğü ile ilgili.
Ben Adapazarı'nda, Ferdi İstanbul'da. Aramızda konuşurken falan
dinlemişler bizi. Hem de Mors ile haberleşiyoruz. "Babam
geliyor kapatıyorum" falan, ne konuştuysak hepsini teker teker
yazmışlar. Ankara'dan çıkan ekibin
bir tanesi ona gidiyor, bir tanesi de bana geliyor. Onu sert davranmışlar diye duydum. Ne derece doğru bilmiyorum. Biz gitmiştik,
orada kalıp
oradan çalışmıştık,
onun cihazlarıyla.
Kaç
yılındaydı bu?
70'ten
sonra işte. Ama biz yakalanmadan önce. 70 öncesi herhalde. 69
falan herhalde bizim ona gitmemiz. Polisin gelmesi 1970 Nisan ayı.
Cihan [Emre] iyi bilir elinde gazete kupürleri var (gülüyor).
Adapazarı'na mahkemeye falan geldiler. Dündar Ağabey, Eşref, bir
sürü adam geldi mahkemeye. Mahkemeden sonra da beni de aldılar,
İstanbul'a döndük. [Bu arada] benim cihazı müsadere ettiler. Her
şeyimi aldılar. İade etmediler onları. Adliye'de kaldı...
[1999'da] depremde o binaların
hepsi yıkıldı, mahkemeye çıktığım yerler. Valiliğin
yanındaydı. Doğa temizledi yani benim "background"umu.
Öyle diyeyim [gülüyor]. Iz bırakmamacasına...
Radyo amatörlüğü "suçundan" ceza alan Selim Canbeken. Milliyet, 10 Temmuz 1970
Haberin devamı. Milliyet, 10 Temmuz 1970
Mahkemede
falan nasıl davrandılar ?
Benim
bir tane avukatım vardı. İşte akıl verenler çoktu. O zamanlar
Genelkurmay Başkanlığı'na falan bu işe sıcak baktığını ve
radyo amatörlüğün Türkiye'nin geleceğinde olumlu etkiler
göstereceğine değinen yazılar varmış, ben görmedim. Böyle bir
şeyler varmış. Bir tavsiye niteliği midir nedir? Sorulan bir
soruya cevap mıdır? Onlardan falan bahsettik. Avukat bahsetti,
"şöyledir, böyledir, merak saikiyle bu işi yapmıştır
zaten genç birisidir işte biliyorsunuz, görüyorsunuz"
şöyledir diye. Hakim de iyi niyetine karar veriyor... Türkiye'de
bilinmeyen bir şey yapan kişi suçlu mudur acaba? Ama kanun suçlu
gösteriyor. Kanunda radyo amatörlüğü diye bir şey yok. Radyo
amatörlüğü yasaktır diye bir şey yok. Telsiz kullanmak
yasaktır. İki arada bir derede böyle hani esnek, muallakta kalan
şeyler. Hakimler şöyle yapıyor işte: Bir indirme hakkı varmış.
Kanuna göre bir sene olurmuş minimum cezası, mesela hapis bir de
3000 liraya kadar para cezası... Öyle bir şeydi galiba. Para
cezası vermedi. Bir sene verdi ama üçte bir indirme hakkı varmış.
Üçte bire indiği zaman sekiz ay ediyor. O da düşük olduğu için
tahliye ediyor ama "5 sene bir daha aynı suçtan gelme"
diyor.
Bunun
üzerine, yine 1970 senesiydi, bir
yerlerden yarışmaya falan girdim. Huylu huyundan vazgeçer mi?
Dürtüyor beni… 1973'te babamı kaybettim. Adapazarı'yla bir
bağlantımız kalmadığı için tekrar İstanbul'a döndük.
Selamiçeşme'de oturuyorduk o zaman. Alıcı vs. bir şeyler
yapmıştım kendime. Bir baktım gümbür gümbür birisi... TA2QR,
bizim Engin [Ertekin, SK].
İki sokak
altımda oturuyormuş. Buldum yerini tabii, gittim, onunla beraber
yapıyorduk. O da Schaub-Lorenz'de çalışıyordu o zamanlar. Kısa
bir süre Almanya'ya gitti. Cihazı bana bıraktı. Acele bir dipol
ben... Onun cihazıyla ile çalıştım yaklaşık 5 ay.1974. Fakat
sonra 1990 senesine kadar bu
işleri bıraktım, radyo amatörlüğü
falan yoktu bende. 75'te Almanya'ya gittim işte, orada amatörleri
ziyaret ettim. Orada bir sürü amatörü
ziyaret ettik falan filan yani. Berlin maceraları, bilmem neler
falan...
1985'te,
1986'da falan CB
olayı vardı, CB ithal ediliyor, bilmem ne yapılıyor ama alıcı
verici telsizden, Transceiver'dan anlayan adam yok Türkiye'de.
Ithalatçı şirketlere laboratuvar kurma zorunluluğu var. Ben de
bir tanesiyle, işte ikinci CB getiren adamlarla tanıştım. Yani
beni buldular falan. Orada bir teknik müdürlük yaptım. 20 günden
1000 tane cihaz sattık. Orimex A.Ş…Great marka, çok güzel, sessiz ve
tertemiz, gümbür gümbür bir cihazdı. Tok, güzel modülasyonlu.
AM olduğu için… TGM'den Mustafa Küçükay falan gelirdi
laboratuvar kontrolüne. Rahmetli Seyfi Bey, Seyfi Yüksel [TA2BZ,
SK] "herkes
lisans aldı,
illa ki sana da vereceğiz" falan dedi. Evrakları doldurmayı
falan istemiyorum ben. 1970 senesinde DXCC'm var. Almışım kenara
koymuşum yeter bu bana artık. Kaç sene geçmiş aradan. Baskı
yaptı rahmetli. Bir gün gene aynı baskıları tekrarladı. Hatta
dedi “polis yollayacağım evine!”. O zamanlar öyle şeyler de
var. CB'si var, bilmem nesi var işte şöyle böyle. Ruhsatı falan
var. Peki dedim, kırmak istemedim. Evrakları doldurduk, imtihana
girdik. Sabahtan yazılıya giriyorsun ondan geçenler öğleden
sonra mors imtihanına giriyor. Öğleden sonra oldu, Mors imtihanına
gideceğiz. Herkes birbirini izliyor. Bir tane radyo-kaset çalar,
kaset içinde. Mors. Bir şeyler yazıyor. Sen de bir şeyler
yazıyorsun. Karşısındaki bakıyor bakıyor falan. Karşıdaki
kişiler herhalde Denizcilik Bankası'nın falan telsiz zabitleri
falan o kişiler. Çekilin ben gireyim önce dedim. Girdim, iki tane
maniple var, elektronik değil. Böyle normal maniple, “elinizi
alıştırın” falan... Ben bir şeyler yazmaya çalıştım.
“Tamam mı”, “tamam” falan. Ötekine geçtim, ötekinden bir
şeyler yazdım falan. Adam böyle durdu, “siz biliyor musunuz?”
dedi. “Yani çok seneler önceden kalma böyle bir şey var ama
yavaşlıyor” dedim. Alma yavaşlıyor. “İyi,
iyi” dedi falan. Kasettekini de doğru
dürüst yazıyorsun, veriyorsun ellerine. “Arkaya geçin,
oturun” dedi. Ötekiler de teker teker
girdiler ettiler falan, bitti… Seyfi Bey'e
sordum kaç puan almışım diye, söylemedi. “En iyi puan seninki”
dedi. Herhalde iyi puan 95 ve üstüydü,
öyle tahmin ediyorum. A sınıfı ehliyetli bir girişte aldım
çıktım. Çağrı işareti için de Mustafa Bey'e söyledim,
anlattım eskiden de vardı diye. O beni Orimex'ten tanıyordum.
Ankara'ya gittim sonra ehliyet ve ruhsatı almaya. Beni [TGM’de]
Nedim'le tanıştırdı. CS'yı aldım ben
de. SC istedim, “olmaz, o B sınıfının, tersini vereyim” dedi.
Benim ilk işaretim TA2CS'dır. Ondan sonra aradan epey zaman geçti.
Charlie Sierra olarak
çalıştım bir iki sene. Sonra
C sınıfı bilmem ne falan diye bir kanına girmişler Ankara'nın.
Kim yaptıysa o işi... C ile karışır diye. Halbuki ne alakası
var C'ler 3 harf. Bana sonrmadılar, Delta
Sierra
yapılmıştır diye haber geldi. Delta
Sierra olarak devam ettim.
Sınava
girişin kaç yılında ?
1990.
1990'ların sonundan Selim Canbeken'e ait bir QSL kartı. Alıcı SK olduğu için geri gelmiş. Çağlar Akgüngör arşivinden.
Büyük olasılıkla 1990'ların sonunda Friedrichshafen Fuarı sırasında çekilmiş olan bir fotoğraf. En sağda Selim Canbeken. Aziz Şasa arşivinden.
1999 Ağustos, Bozcaada. Aziz Şasa arşivinden.
[Bu
arada sohbetimiz Dayton Fuarı’na kayıyor, sonra toparlayıp
söyleşimize dönüyoruz. Selim Ağabey’e günümüzde Türkiye’de
amatörlüğün gelişme göstermediğinden şikayetçi]
Burada
kalmasının nedeni, birincisi
CB'nin Türkiye'de bir nevi faydası vardı
ama faydasından çok zararı oldu bana kalırsa. Bir de
eğitimsizlik: Kamuoyunun biraz merak edip de nedir, neyin nesidir
diye bir inceleme altına almaması... Bence artık yapılan
aktivitelerin sadece ve sadece afet bilmem ne yüzünden afet
cemiyeti haline gelmesi de etkili oldu.
Bundan da önce, 60'ları hatırlarsak... O zaman
da çok gelişmiş değildi amatör telsizcilik.
Telsiz
Kanunu! 3222 sayılı Telsiz Kanunu.
O
olmasaydı daha çok iş yapabilir miydi amatörler?
Tabii
canım. Yani bugünkü gibi rahat hareket edebilseydik, o zamanlar...
Türk'ün aklı başına sonradan gelir derler ya. Bugünkü gibi
rahat edebilseydik. Niye olmasın? Bence büyük bir atılım olurdu.
İnsanlar
nasıl tepki veriyordu sizin yaptıklarınıza?
İlk
başta mesela "olur mu ya?" gibi... İşte benim o 1970
senesindeki Emniyet Müdürlüğü falan olayları... "Olur mu
ya Biz Kars'la zor konuşuyoruz. Sen dünyanın öbür ucundan
Amerika nasıl konuşuyorsun ?" Böyle diyorlardı. Evet yani
bilinçsizlik işte. Araştırma yapsalar zaten öğrenecekler bu
işi... ARRL'nin merkezine gittiğim zaman... Soruyorlar hangi sene
doğdunuz? Hangi ay? Çıkarıyorlar o senenin, o ayın eski [QST]
mecmuasını veriyorlar. Hediye. Dedim "nereden buluyorsunuz
bunları?" "Eskileri topluyoruz" dediler. "Topluyoruz,
arşivliyoruz, hibe ediyoruz." Bak ne güzel değerlendirmiş.
Fikir güzel.
Peki
bu merak niye oluşmuyor Türkiye'de?
Her
şey paraya pula dayandığı için herhalde. Yani ben bir iş
yapıyorsam, bundan illa ki para kazanacağım, ne avantajım var, ne
"avantam" var, mantığı var. Bu deprem vb. olduktan
sonra, yani yumurta kapıya geldikten sonra, iş gönüllülük
tarafına sapıyor. Ama normal zamanda da sen kendini hazırlayabilmek
için aktivite yap, yarışmalar yap, faaliyet yap doğa
şartlarında değil mi? Peki ya sonra? Benim gördüğüm kadarıyla
radyo amatörlüğü faaliyetlerinin % 10'u kadar bir şey bu
afet haberleşmesi. [Halbuki] o kadar geniş bir spektrumu var ki
radyo amatörlüğünün... Aç bugün [TRAC] internet sayfasını...
Afet Derneği gibi gözüküyor. Kötü mü? Hayır değil. Kötü
demiyorum ama, % 90'ı ihmal edilmiş gibi gözüküyor o zaman...
Radyo amatörleri, TRAC dedin mi, "afet!". Bunlar deprem
olursa gidiyorlar, bilmem ne olursa gidiyorlar gibi... AKUT'muş gibi
düşünülüyor.
Peki
şöyle bir şeyden kaynaklanıyor olabilir mi: O "esas"
% 90'a toplumun ilgisini çekemediğimiz için... O % 90' ile toplum
ilgilenmediği için belki amatörlük kendisini böyle meşru kılmak
zorunda kalıyor.
Evet,
evet. Bu tanıtıma yönelik... Bir kere kamu tarafı illa ki böyle
müşterek bir şey yapıyorsa, kaç paraya çıkar, bütçesi nedir,
rakamı nedir vesaire gibi düşünüyor. Biz de Aziz [Şasa] ile1999
depreminde bütün afet bölgesini dolaştık. Çeşitli
yönlendirmelerimiz oldu vb. Ankara'dan Başbakanlık "Yalova'dan
haber alamıyoruz. Mutlaka ve mutlaka Yalova'dan bize haber uçurun"
diyordu. Isparta şubesi geliyordu. Onlara "yukarıdan Bursa
üzerinden gelin, Yalova'da konuşlanın" dedik. Adamlar da
geldiler oraya. Ama kafamızda şey yaptığımız hesaba göre üç
saat dört gecikme olmuş, arıyoruz arıyoruz haber alamıyoruz. En
sonunda yakaladık bunları. Bilecik'in bilmem neresinde yakaladık.
Geri dönüyorlarmış.
Niye?
Yalova
Valiliğine gittikleri zaman "Niye geldiniz? Hırsızlık mı
yapacaksınız?" gibi konuşmalarla karşılaşmışlar. Bunu
bize dört beş saat sonra açıkladılar. Ankara'da boyuna soruyor,
"Yalova'dan ne oldu? Gidenler ne oldu? Niye haber yok?"
Düzce'deydik. Bize "siz de gidin" dediler. Biz "gitmeyiz"
dedik; anlattık Isparta şubesindeki arkadaşların yaşadıklarını.
Dolayısıyla "biz yazılı bir şey olmadıktan sonra, elimizde
belge olmadıktan sonra gitmeyiz" dedi. "Tamam, yazalım"
dediler. Selim Canbeken-Aziz Şasa adına bir yazı yazıyor. Faksı
Tuzla karakoluna çektirdik. Tamam dediler. Biz toparlandık yola
çıktık. Ondan sonra
Tuzla karakolundan yazı alındı. Yazıyla gittik Yalova'ya.
1999 Ağustos. Deprem bölgesinde, fay hattının neden olduğu kırılmaya dikkat. Aziz Şasa arşivinden.
Soldan sağa: 2000'li yılların başı. Cihan Emre (TA3BE), Kadir Sağlam (TA2IK), Aziz Şasa (TA1E), Bilal Ekmekçi (TA8A) ve Selim Canbeken (TA2DS). Cihan Emre arşivinden
Pekiyi
sana göre amatör telsizci şunu yapar, bunu yapar, şunlarla
ilgilenir, gibi bir tarif var mı?
Sen
de görmüşsündür. ARRL'nin kitaplarında yazar. Amatör telsizci
böyle yapar, bunlarla ilgilenir... diye. Yani kural burada amatör
telsizci dediğin zaman dini, siyasi, politik ve ticari konuların
dışında olması gerekiyor. Özetle.
Peki
mesela işin içine bilgisayarın/yazılımın girmesine nasıl bakıyorsun?
Yazılım tabanlı radyolar, vb. Ya da Echolink gibi gelişmelere?
Radyo
amatörlüğünde olması gereken şey antenden antene kesinlikle
arada link uydu, şu bu aktarma istasyonu böyle bir şey olmadan
yapılan, amatör bantların dışına çıkmadan yapılan
haberleşme. Radyo amatörlüğü bu. Uydu sadece
VHF-UHF'te...VHF-UHF'te mesela nereyle konuşabilirsin? Biz 50
MHz'de Amerika yaptık, Bozcaada'dan. Şöyle. Norveç falan galiba
bizim en sevdiğimiz yerler.
Sence
nereye gidecek radyo amatörlüğü ? Artık internet var, telefon
var, bir sürü şey var.
Şimdi
[kişi] eğer award peşinde koşuyorsa, radyo amatörlüğü ölmez.
Ama gerçekten bunu isteyerek yapıyorsa, içinden gelerek yapıyorsa...
Amerika ile konuşmak için ne uğraşacağım, internetten
konuşurum, chat yaparım falan dersen alakasız bir konuya girmiş
oluruz. Yani antenden antene olan telekomünikasyon kavramının
dışına çıkıyoruz.
Peki
home-made bir şeyler yapıp yapmamak konusunda ne diyorsun? O da bir
gösterge.
Yani
yeni başlayanlar için bir şeyler yapıp, becerip ondan gurur
duymak bambaşka bir haz. Bir alıcı yapmışsın, bakıyorsun
dinliyorsun, bir başkasının binlerce dolar verip aldığı cihazlarla dinlediği şeyleri sen 3-5 kuruşa kendi yaptığın bir
alıcıyla da duyabiliyorsun. Yeni başlayanlar için çok güzel
şeyler. Bol bol dinleyeceksin. Kuralları, kaideleri, literatürü
takip edeceksin Internet'ten, veya başka yerlerden. İşte burada
faydası var Internet'in. Eskiden bilgi yoktu, yazılı
dokümanlar bulmaya çalışıyordun, basılı mecmualar bilmem neler
bunları takip edip onlardan bir şeyler bulmaya çalışıyordun,
hep kısıtlıydı. Şimdi her şey var... O zaman malzeme
bulunmuyordu. Hiçbir şey yoktu. Ama şimdi öyle değil. İstediğin
her şeyi bulabiliyorsun. Alternatifleri de var üstelik. O malzeme
ile yapamıyorsan başka bir tanesiyle yapma şansın var. Başka bir
şey de bulabilir miyim, bulamaz mıyım falan diye bir sorun da yok.
İnternet olayı var. Ama
işi biliyorsan illa gidip almaya da gerek yok. Eski bir radyo olsun,
çalışmayan, hurdaya atılan bir sürü radyo var. Geri dönüşüm
oluyor bir de, hani sen o radyonun iki tane muayenini
kullanacaksın... Diğer kalan kısmından da başka şeyler de
çıkarabilirsin.
Ben
elektronikten anlamam diyen arkadaş da amatör mü sence? Sıfır
elektronik bilgisi var sadece bantları, frekansları biliyor.
İşletme bilgisi var. Cihazı kullanıyor.
Kullanıcı
sadece. Bilgisayar kullanan birisi gibi: "User". Ama bir sorunla
karşılaştığı zaman çözemeyecektir eksik bilgi yüzünden.
Yani
amatörlüğün temeli elektronik bilgisi mi? Bana da sanki en az ilgi
o konuyaymış gibi geliyor.
Tabii.
Biz hazıra konmayı çok seviyoruz da ondan. Kendin yaratıcı
olacaksın, elindeki ne varsa, imkanları kullanarak bir şeylere
dönüştüreceksin. Bunlar önemli. Pratik bilgi, pratik zeka çok
önemli şeyler. Mesela neydi adı, "EZhang" anten fırlatma
aletin yoksa ne yapacaksın? Anten kuramam mı diyeceksin? Taşı
atarsın. Hani en basitinden. O olmazsa olmaz diye bir şey yok. İki
tane telle belki mors yollarsın illa ki elektronik maniple olacak
diye ısrar etmenin alemi yok. Elektronik var, bu sefer hafızalı
olacak, falan filan. Tembel işi. "Ben niye mors öğrenmeye
uğraşayım, bilgisayarla ben bunu çözüyorum, ekranda
görüyorum..." Bunlar sığ fikirler. Aslını öğren, sen
yine onu kullan. Kullanma demiyorum, ama aslını öğren. Orada
yapılan bir şeyi, yanlış mı değil mi ona karar verebilecek bir
temele sahip ol. [Makina] okuyor ama yanlış okuyor. Belki orada
başka bir kelimeye benzetiyorsa başka manalara geliyor. Seni
saptırıyor, şaşırtıyor. Yani bunlar önemli şeyler. Bir şey
yapmaya kalkıyorsun. Bence mümkün olan en düzgün, en ilmi, en
yapılabilir pratik, en ucuz yöntemleri öğrenebilmek,
uygulayabilmek önemli bence.
Bak
ARRL'nin QST mecmuasına bak, ne kadar güzel şeyler çıkıyor.
Niye bizim hoşumuza gidiyor bunlar? Bunu araştıran yok... Çok
basit. Bilmem neyin kapağını alıyor, ortasına iki tane bilmem ne
koyuyor. Başka bir işe yaratıyor. Neydi o dergi köşesi..."Hints
and Kinks". Ne kadar güzel şeyler çıkıyor. Aklın hayalin
durur. İlaç kutusunun üstüne trap sarmış adam mesela.
Böyle
şeyler görüyorum ben. "Falanca antenden alacağım". Neden
alıyorsun, kendin yap, yapamıyorsan, bir tane multibant dipol
yapmak çok mu zor? Anlamıyorum. Böyle şeyler için elektronik
bilgisi de gerekmiyor. Ben QRP kitleri monte ettikten sonra anlamaya
başladım ki monte etmekle bitmiyo asıl iş ayar ve testlerini
yapmak. Zaten hiçbir şey hemen çalışmıyor, ne öğreniyorsam
çözerken öğreniyorum.
Neler
neler öğrenirsin... TRAC mecmuasındaki hiçbir şey çalışmaz
diyorlardı. Bir tane gol yedim öyle. [Devrede] 82 kilo [kOhm]
kullanıyoruz. 8.2 imiş o yüzden çalışmıyormuş. Onu da Ferdi
buldu. "Bu arada bir nokta var galiba matbaadan çıkmamış"
gibilerden. O yapmış, canavar gibi [çalışıyor]. Bana da
söylemedi. Getirdi baktım çalışıyor. Formikadan da kutu
yapmış.[gülüyor]
1960'ların sonundan Selim Canbaken'e ait bir QSL kartı. Bahsetmiş olduğu gigi QSL menejeri K4EPI. Fotoğraf bir açık arttırma ilanından, ne yazık ki bu artırmayı unuttum ve kartı alamadım.
Bu fotoğraf da bir açık arttırma ilanından, ne yazık ki buna da bütçem elvermemişti. QSO tarihine bakılırsa kovuşturulmasından hemen önce olmalı.
In brief: This post is the final part of my 3-part restoration series on a Heathkit HW-2036A, a PLL-controlled, 10-watt, 2-meter FM transceiver from 1976 that I rescued from a Montreal flea market. In this part, I focus on restoring and aligning the receiver, improving its sensitivity from -105 dBm to -116 dBm, performing FM quieting measurements, replacing aging tantalum capacitors, and sharing a number of practical alignment tips that may also be useful when restoring other vintage FM transceivers.
After sorting out the problems on the transmitter side, I could finally turn my attention to the receiver section on the top side of the unit. As I mentioned earlier, the receiver was quite deaf. To put things into perspective, on my KDK VHF handheld from the same era, a -121 dBm signal can still be heard from the speaker, albeit barely. On this unit, however, anything weaker than -105 dBm simply disappeared into the noise. Naturally, I tried to fix the problem by tweaking the coils in the receiver section (L201 through L210). And, of course, because I took the shortcut, I ended up disappointed. Before taking the time to think things through, I actually made the situation even worse. :) Fortunately, I came to my senses afterward. Once I patiently followed the alignment procedure in the service manual, everything fell back into place.
Top view of the circuitry: The VCO is housed in its own shielded enclosure at the lower left, while the BCD switches are located at the lower right. The receiver board is at the upper left, and the synthesizer board is at the upper right.
Left: Synthesizer board. Right: Receiver board and component layout.
Since the service manual describes these adjustments in detail, I don't see any need to repeat them here. I'll just cover the general procedure and a few useful tips.
Receiver alignment begins with adjusting the VCO. Actually, I didn't want to touch the VCO because the transmitter frequency was already spot on (as you may recall, in this radio the transmitter frequency is the sixth harmonic of the VCO frequency). Still, I went ahead with the adjustment so I could honestly say I had followed every step in the manual. The adjustment is made by accessing the C511 trimmer capacitor and the L501 coil through the holes on top of the VCO shield. Interestingly, it's much easier to make this adjustment by monitoring the voltage at TP401 than by measuring the output frequency with a frequency counter. You'll need either an oscilloscope or a voltmeter with a 10 MΩ input impedance. The adjustment is performed once in receive mode, and then again in transmit mode by pressing the PTT.
Once the VCO is aligned, select your test frequency (the middle of the band is fine, for example 146 MHz) and move on to the receiver section. The antenna input should be left open, and the squelch should be fully open as well (with the volume turned all the way down, of course).
Aligning the Receiver Front End
Here's something that made me admire Heathkit even more. Realizing that not every amateur building this kit at home would have an oscilloscope or precision test equipment, Heathkit came up with a clever solution: it allows you to use the radio's own S-meter as a simple measuring instrument. To make this possible, the manual has you build a small RF probe using a few extra parts that were included with the kit. I decided to follow that method out of curiosity, and I really enjoyed it. Even so, I later verified the results with my oscilloscope and did a bit of fine-tuning with my own multimeter.
The RF probe as shown in the assembly manual
My version of the RF probe. 🙂
Once the probe is ready, unplug the connector from the P socket on the receiver board and connect the probe output in its place. Your S-meter has now become a measuring instrument. Next, back the cores of all the coils on both the receiver and transmitter boards all the way out (flush with the top). Then touch the probe tip to the C socket on the synthesizer board and adjust coils L402 and L403 for the maximum meter deflection. This sets the signal level going from the synthesizer to the receiver board.
The next step is to touch the probe tip to the G2 terminal of transistor Q202, then adjust coils L212 and L213 (the input filter) for the highest signal level. At this point, the RF probe has done its job. Reconnect the plugs you removed, and the front-panel microammeter becomes an S-meter once again. Now connect your signal generator to the antenna input (I started with a signal level of -50 dBm) and adjust coils L201 through L210 for the strongest indication. Each time the meter reaches full scale, reduce the signal level. Using this method, I managed to achieve enough sensitivity to hear the 1 kHz modulation at -116 dBm. The squelch started to open at -118 dBm.
Final IF and RF Alignment, a few Practical Notes
As I mentioned earlier, every detail of these adjustments is already covered in the assembly manual. I'm only giving a brief overview here. However, it's worth sharing a few practical notes I made along the way, since they can be applied to almost any FM receiver.
During the first two steps, it's essential to check and optimize all the voltages with a modern high-impedance voltmeter. As enjoyable as it is to use the radio itself for its own alignment and watch the analog meter respond, a digital instrument lets you squeeze out an extra 0.1 mV here and 0.2 mV there, which adds up to a noticeable improvement. After all, the signal arriving at the receiver input is only in the microvolt range. The easiest way to do this is to connect a digital multimeter to the S-meter connection point (P socket) on the receiver board while adjusting L201 through L210. Following the same idea, you can also connect the RF probe to a digital multimeter instead of using the built-in meter. I tried every approach, and in my opinion the best method is to first follow Heathkit's procedure exactly as described, then use more advanced test equipment for fine-tuning and squeezing the last bit of performance out of the receiver.
A coil can sometimes have two peak points: one with the ferrite slug near the bottom, and another with it much higher up. In such cases, Heathkit recommends using the peak with the slug closer to the circuit board.
It's also important to remember that the ferrite slugs are fragile and brittle, and that the correct alignment tool should always be used (a fiberglass tool with a ceramic or other insulating tip that properly fits the slug). If a slug is difficult to turn, it can be backed out slowly and a small amount of PTFE grease applied. Despite being careful, I still managed to crack the slug in L209. Fortunately, I happened to have an identical replacement. Otherwise, I would have ended up having to wind a replacement transformer myself—a job I certainly didn't want to take on. Thankfully, I got away with only a minor mishap.
Coil L209 with the broken ferrite slug. Getting the broken pieces out was a challenge in itself!
On the right are the replacement ferrite slugs I bought about 15 years ago from the Onur 4 Business Center in Çankaya, İzmir. Funny how things work out—I never imagined they'd come in handy for this project. On my last visit, I was saddened to see that almost all of the shops were on the verge of closing.
It's best to know from the outset that the alignment won't be completed in a single pass. The receiver reaches its best performance only after repeating the entire alignment procedure seven or eight times.
Since the receiver and synthesizer boards, unlike the VCO, are not enclosed in RF-shielded compartments, I performed the final adjustments with the radio inside a "cover" I made from a disposable aluminum baking tray. I simply made a copy of the radio's original top cover out of the aluminum sheet, drilled small holes where the alignment coils were located, and then screwed it in place just like the original cover.
A disposable aluminum baking tray, waiting to be shaped.
The temporary cover installed in place and screwed, just like the real one
On the top, holes were drilled directly above the alignment coils using a full-scale (1:1) copy of the board layout as a template.
FM quieting test at different frequencies, with the temporary cover installed.
FM Quieting Test
Once the alignment is complete, it's a good idea to connect the radio to an antenna and spend some time listening to on-air stations. If possible, ask another amateur to help you evaluate the audio quality. On this radio, the audio can be improved even further by making small adjustments to the receive offset oscillator (using trimmer capacitor C438) and coil L210. I didn't spend much time tweaking them because I was already satisfied with the results.
Another test I performed to make sure I had achieved the performance I was after was the FM quieting test. As you may remember, one of FM's advantages is its ability to suppress background noise when a signal is present on the tuned frequency, effectively "quieting" the receiver so that only the desired audio comes through the speaker. The amount of quieting produced by a given signal level is, in fact, another measure of receiver sensitivity, and manufacturers usually specify this figure. Heathkit, for example, states that the HW-2036 provides 15 dB of quieting with a 0.5 µV signal at the antenna input.
Measuring this is quite straightforward. Disconnect the speaker from the audio output and connect a suitable load, such as 4 Ω or 8 Ω, in its place. Then monitor the audio level with a measuring instrument while applying an RF signal to the antenna input, and observe how many decibels the audio noise drops. At the moment, when I apply the specified 0.5 µV signal (-113 dBm) to the antenna input, I obtain 18–20 dB of quieting, which means the receiver is performing considerably better than Heathkit's original specification.
There is one important thing to keep in mind with this radio, though. Its sensitivity is not uniform across the entire 144–148 MHz band. That's why I keep referring to the alignment frequency. Unlike more modern receivers, which maintain nearly constant sensitivity over a wide frequency range, this design gradually loses sensitivity above and below the alignment point—roughly beyond ±500 kHz. It's therefore worth keeping this in mind when choosing your alignment frequency.
Replacing Aging -and Suspect- Components
Another thing I did was replace transistor Q204 and diode D201, since I suspected the S-meter wasn't behaving quite as it should. In fact, once the receiver had been properly aligned, the S-meter worked perfectly, but I wanted to be certain. Q204 was an MPF105, and I replaced it with an MPF102, whose characteristics are very similar and which I was able to obtain from a local supplier. I also substituted a 1N4148 for the original 1N4149 at D201.
More importantly, since I already had the receiver board out, I removed the synthesizer board as well and replaced every tantalum capacitor.
As you know, after forty or fifty years, tantalum capacitors have a tendency to develop leakage. I replaced all of them, mainly to ensure that the PLL loop would remain completely trouble-free. Modern multilayer ceramic capacitors would probably have worked just as well, but I preferred to stay faithful to the original design.
After replacing all of the tantalum capacitors (the yellow, chunky ones).
The last job—and one I consider purely cosmetic—was replacing the burned-out meter lamp. I could have used a yellow LED, but since power consumption isn't exactly a concern with this radio, and because I wanted to keep the restoration as faithful to the original as possible, I replaced it with the correct lamp instead (Grain of Wheat 11 × 470).
Final Thoughts
As I mentioned in the first article, completing all of these repairs and modifications took about four months. During that time, I often had to stop and spend some time reading and researching topics I wanted to understand better. For example, I learned a great deal about how PLLs work, and I'm very glad I did. I've never hesitated to admit that things I simply buy ready-made give me only limited satisfaction, and that feeling fades quickly. Restoring the HW-2036, on the other hand, turned out to be an immensely satisfying project. It also added an interesting piece of equipment to my station—one with historical value, a great story behind it, and one that now performs beautifully.
I also documented the entire restoration in a four-part video series on my YouTube channel. You can watch it there if you're interested.
As always, if you have any questions, feel free to ask.
FAQ
How sensitive is the Heathkit HW-2036A receiver after alignment?
After carefully aligning the receiver, mine achieved a usable sensitivity of about -116 dBm. The squelch began opening at approximately -118 dBm, which is significantly better than the radio's original published specification.
Can the Heathkit HW-2036A be aligned without professional RF test equipment?
To a large extent, yes. Heathkit designed the radio so that its built-in S-meter can be used as a basic measuring instrument with a simple RF probe assembled from parts supplied with the original kit. However, a modern oscilloscope, digital multimeter, and RF signal generator make fine adjustment easier and allow better overall performance.
Why doesn't the receiver have the same sensitivity across the entire 144–148 MHz band?
Unlike modern synthesized transceivers, the HW-2036A is optimized around a single alignment frequency. Sensitivity gradually decreases as you move away from that frequency, so it's important to choose an alignment point that best suits your intended operating range.
Should the original tantalum capacitors be replaced during restoration?
In my opinion, yes. After nearly 50 years, tantalum capacitors can develop leakage that may affect circuit stability, particularly in the PLL synthesizer. Replacing them is inexpensive preventive maintenance that can improve long-term reliability.
What was the most challenging part of the restoration?
The receiver alignment itself was straightforward once I followed the service manual carefully. The biggest challenge was working with the fragile ferrite slugs in the alignment coils. One of them cracked during adjustment, and replacing it required finding a compatible spare.