Eski çağrı işaretiyle TA2KK, şimdikiyle YM2KK TRAC Kadıköy klüp istasyonuna cumartesi günleri uğrarsanız, kısa dalga cihazın başına oturmuş, hızlı hızlı maniple çeken bir beyefendi görebilirsiniz. Kendisi emekli "demiryolcu", elektrik mühendisi ve 60 yıllık amatör telsizci Halil İbrahim Akkaya'dır. Bu yıl Türkiye ziyaretimde hem kendisiyle yüzyüze görüşebilmek, hem de aşağıda okuyacağınız söyleşiyi gerçekleştirmek fırsatını buldum.
 |
Halil İbrahim Akkaya (TA2BD, eski TA2HIA) - 2026 Çağlar Akgüngör arşivinden. |
Sizin
amatör telsizcilik ile tanışmanız nasıl oldu? Yani ne vesileyle
başladınız? Herhalde çok da bilinen bir hobi değildi Türkiye'de.
60'lı
yıllarda oldu. Ben Kayseri Erkek Sanat Enstitüsü elektrik bölümü
mezunuyum. 1967'de Yıldız Teknik Okulu'nun sınavını kazanınca
Elektrik Mühendisliği bölümüne kayıt olmak için İstanbul'a
geldim. Ağabeyim de İstanbul'daydı,
Mehmet Akkaya, o bir Hürriyet gazetesi almıştı, Hürriyet
Gazetesi'nin de ilavesinde nasıl radyo amatörü olunur diye bir ek
kitapçık vardı. Kitapçığı okurken Türkiye Radyo
Amatörleri Cemiyeti'nin o zamanki adresini bulduk. O zaman Şişhane'de Frej Apartmanı'ndaydı cemiyet merkezi. Ağabeyimle
birlikte oraya gittik, işte radyo amatörlüğü ile ilk defa orada
tanıştım. Hatta o zaman TRAC Mecmuası yayınlanıyordu. Dördüncü
veya beşinci sayısında olacak, dört transistörlü bir radyo
şeması yayınlanmıştı.
Ağabeyim
onun parçalarını almıştı, ben de onun montajını yaptım
şemaya baka baka. İlk
defa o zaman transistörler ile tanışmış oldum. Ben
elektrikçiydim ama elektronikçi olmadığım için transistörleri
bilmezdim. Oradan şemalardan emiterin, kollektörün hangisi
olduğunu bularak montajını yaptım, bitirdim. Pili taktım, ses
çıkmadı. Sadece bir hışırtı geldi. Gidip yattım, sonra sabah
bir baktım radyo çalışmaya başlamış. Ağabeyim de onun sesine
gemiş, bakıyor. O devirde İstanbul Radyosu gece 12'den sonra
yayını keserdi. Ben de çalışma saatinden sonra montajı
tamamlamış olduğum için olduğu için yayın kapanmış, ben ses
alamamışım. Sabahleyin yedide yayın başlayınca ağabeyim onun
sesine gelmiş. Sonra bu radyoyu küçük bir karton kutuya koydum,
pillerini içine yerleştirdim. Önden de kadran yapmıştım.
Potansiyometre gibi. Onunla ses ayarı ve istasyon ayarı yapıyordum.
Okula götürdüğüm zaman sınıfta sesi geliyordu ama kimse sesin
nereden geldiğini anlamıyordu. O şekilde birkaç sene onunla idare
ettim. [gülüyoruz]
Daha
sonra bu Frej Apartmanı'ndaki cemiyet merkezi Dündar Bey'in
Teşvikiye'deki apartmanının bahçesindeki müştemilatta taşındı.
Ben bu sefer oraya gidip gelmeye başladım. Her hafta mutlaka
Cumartesi günü giderdim. Ben o zaman Beşiktaş'ta oturuyordum. Ve
o dönemde İstanbul şubesi kuruldu ve İstanbul şubesinin de ilk
yönetim kurulu üyelerinden biri oldum seçimde. Rüçhan Özatay,
Kamuran Topakoğlu, Eşref Adalı... Oruç Bilgiç bu dönemden
aklımda kalan isimlerden bazıları. Eşref Adalı elektronik, Avni Morgül Mors dersi vermişti. Ben de ona katılmıştım. CW öğrenimine
o zaman başladım. Sonraları Hüseyin Özdurusu da Kuledibi'ndeki merkezde Mors dersi vermiştir. [Halil İbrahim Ağabey de 2000'li yıllarda Ataşehir'de CW öğretmiş olduğunu ekliyor].
1972'de
Yıldız Porselen Fabrikası’na
elektrikçi olarak girdim. O zaman elektrikçiye ihtiyaçları
olmuştu. Bu arada TRAC mecmuasının şemalarının çizim işini
ben almıştım, ağabeyim de mecmuanın çıkarılmasında rol
oynuyordu. O dönemde onlar Yüksekkaldırım'da bir yer tutmuşlardı. Oraya gidip geliyordum. Gene Beşiktaş'ta idim. Yıldız Porselen Fabrikası'nda 1976'ya kadar çalıştım, bu süre boyunca öğrenimime devam ederek gece bölümünü bitirdim, elektrik mühendisi oldum. Bölümü bitirdikten sonra porselen fabrikasından ayrıldım. Yıldız Teknik Okulu'nun elektrik mühendisliği bölümünün sınavını kazandım ve yüksek mühendis olmak üzere master'a başladım. Fakat bir sene devam ettikten sonra anarşik olaylar ve boykotlar dolayısıyla okul tatil edildi ve okulu bırakmak zorunda kaldım.
Türkiye İthal Malları Tescil ve Tetkik Dairesi'ne (İMTTD) fiyat
uzmanı olarak girdim ve orada çalışmaya başladım. 1977'de
Göztepe'ye taşındım, bir akrabamızın köşküne...
Orada
bahçeye anten kurdum, Fethi adlı Kıbrıslı bir amatörden cihaz
da almıştım, çalışıyordum. Hallicrafters S-53A alıcı ve 4
lambalı vericisi vardı. İlk defa orada yarışmaya katıldım,
hatta derece aldım. O yarışmada (CQ World-Wide DX Contest 1977)
aldığım belgeyi QRZ.com sayfamda görebilirsiniz. O zaman tabii Halil İbrahim Akkaya isimlerinin baş harfleri olan “HIA”
son ekiyle, TA2HIA olarak havaya çıkıyordum. O zaman resmen bir
çağrı işareti alınmadığı için herkes isminin baş harflerini
çağrı işareti olarak kullanıyordu. O aralar, ağabeyimin
vasıtasıyla tanışmış olduğum Selim de gelirdi, dostluğumuz o
dönemde ilerledi.
İMTTD’de
bir yıl çalıştıktan sonra, askerliğimi yapmak üzere Afyon’a
gittim. Dönünce devlet demiryollarına girdim. Bu arada 1980
ihtilali olmuş ve 1982’de yeni telsiz kanunu çıkmıştı. Açılan
ilk sınava katılamadım ama ikincisini geçerek TA2BD çağrı
işaretini aldım. Amatör faaliyetleri sürdürdüm, yarışmalara
katıldım. 1992’de Japon hükümetinin davetlisi olarak,
demiryollarında çalışan elektrik mühendislerine yönelik bir
eğitim almak için iki buçuk aylığına Japonya’ya gittim.
Oradan yepyeni bir Kenwood TS-450 ile döndüm, amatör haberleşmeye
o cihazla devam ettim.
Demiryollarında
hiç telsizle ilgili bir iş yaptınız mı? Çünkü benim bildiğim
demiryollarında telsiz kullanılıyor.
Aralarında
lokomotiflerinde kullandıkları telsizler vardı ama benim telsizle
bağlantım
olmadı. Devlet Demiryollarına
elektrik mühendisi olarak girdim. Merkezimiz
Pendik'te idi. Ankara-İstanbul hızlı tren projesinde,
ayrıca
Ankara-Konya hızlı tren projesinde projelerini hazırlığı
ve
kontrolünde
yapmakta görev yaptım. Daha evvelden kendimiz proje hazırlayıp
Ankara-İstanbul
arası elektrik işlerini yaptık. Ben elektrik mühendisi olarak
çalıştım. O zaman telsizle uğraşmadım.
Anladım.
Amatör telsizcilik hep sürdü ama ?
Evet.
Bu
arada [1980’den sonra] bizim TRAC’ın merkezi Teşvikiye'deki
Dündar Sabis’in müştemilatından Çapa’ya taşındı. Her
cumartesi üç vasıtayla aktarma yaparak giderdim. tabii. Sonra
oradan Cerrahpaşa’da bir yere taşındık. Orada da birkaç sene
devam ettim ben gene dışarıdan gelmek suretiyle. Kartal'dan o
kadar yolları gelip her hafta Cumartesi günleri mutlaka Çapa'ya,
Cerrahpaşa'ya gelirdim. Sonra dernek Cerrahpaşa'dan Kuledibi’ne
taşındı. Bunu Kadıköy takip etti, Kadıköy’den de [TRAC
Kadıköy olarak] bugünkü yerine, Ataşehir’e geldi.
 |
1970'lerde bir TRAC toplantısı Soldan sağa ayaktakiler Halit Yetkin (TA2HY - SK), ?, ?, ?, Halil İbrahim Akkaya (ex TA2HIA -TA2BD), ?, ?, ?, ?. Oturanlar soldan sağa ?, Avni Morgül, Veysel Güleryüz (ex TA2VG - TA2AJ), Kamuran Topakoğlu (ex TA2KT - TA2AI). Halil İbrahim Akkaya arşivinden. |
 |
Aynı toplantıdan bazı değişikliklerle farklı bir kare. Soldan sağa ayaktakiler Halil İbrahim Akkaya (ex TA2HIA -TA2BD), ?, ?, Kadri Mehmet Başak (ex TA1MB - TA1D), ?, ?. Oturanlar soldan sağa ?, ?, ?, Halit Yetkin (TA2xx - SK), ?, ?, ?, Avni Morgül, Veysel Güleryüz (ex TA2VG - TA2AJ), ?, Kamuran Topakoğlu (ex TA2KT - TA2AI) Halil İbrahim Akkaya arşivinden. |
Tabi
bu arada Kadıköy şubesi açıldı değil mi? Yani İstanbul şubesi
başta İstanbul vardır. Kadıköy yoktu.
Kule
dibinde iken İstanbul şubesi açıldı. İstanbul şubesi başladı.
Ondan sonra şube Kadıköy'e taşınınca Kadıköy şubesi. Kadıköy
şubesine de üye oldum ve oraya gidip gelmeye başladım Selim'le
birlikte. Bahri Kaçan
da Almanya'dan dönüş yapmıştı ve Ataşehir'e taşındığımız
zaman Ataşehir'e gider gelirdi. Şimdi Kadıköy'de olan
arkadaşlarla
Avrupa tarafında
olan arkadaşların bağlantısı koptu Eskiden tek bir cemiyet
merkezi vardı, gider gelirdik. Fakat şimdi oradaki
arkadaşlarla bağlantımız çok az.
Anladım.
Şunu
soracağım:
Halil İbrahim Ağabey,
şimdi siz ağabeyinizle beraber gittiniz, 1967'de sizi nasıl
karşıladılar? Yani İşte böyle iyi karşıladılar mı? Hemen
üye oldunuz mu?
Yok.
O zaman ben öğrenciydim. Ben ağabeyimle birlikte giderdim. Üye
olmamıştım o zaman. O zaman diğer gruptaki arkadaşlarla birlikte
tanıştık. Ondan sonra Rüçhan Özatay, Mehmet Başak, ondan sonra
Adem Morgül onlarla tanıştık ve onlarla arkadaş olduk. Sonra
oradan Teşvikiye'ye taşındığı zaman arkadaşlığımız
ilerledi. Bana karşı herhangi bir karşı çıkmaları olmamıştı.
Çünkü o zaman benimle birlikte benim gibi öğrenci amatör
arkadaşlar vardı. Onlarla kaynaştık.
| Soldan sağa ?, Halit Yetkin (TA2xx - SK), Halil İbrahim Akkaya (ex TA2HIA -TA2BD), Veysel Güleryüz (ex TA2VG - TA2xx) Halil İbrahim Akkaya arşivinden. |
Peki
siz o dönemde de mesela kaçak olarak çalışıyor muydunuz? Yoksa
daha sonra 70'lerde mi başladınız çalışmaya?
Evet,
Dündar Sabis’in Teşvikiye'deki binasında istasyonu vardı. Oraya
gittiğim zaman çalışırdım. Bahri Kaçan çalışırdı. Kaçak olarak çalışırdık tabii. Dündar Sabis cemiyete [bahçedeki
müştemilata] kendi alıcısını getirirdi. Vericisi kendi
binasının çatısında olmak üzere oradan çalışırdık. Yani
aşağıda dinleme yapardık. Verici yukarıda sabit frekansa ayarlı
bir şekilde çalışırdı.
Yani
alıcı müştemilatta duruyor, evin içinde verici çatıda, çatı
arasında mı duruyor? Siz nasıl çalışıyordunuz? Maniple hattı
mı iniyor aşağıya kadar ?
Aşağı
kadar iletken çekmişti Dündar Bey. Alıcı aşağıda, oradan
duyduğumuza cevap verirdik. Çağrı yapardık. Yukarıda verici...
Verici
bir sabit frekansa ayarlı. Onu değiştirmiyorsunuz. Aynı
frekanstan çağırıyorsunuz.
Evet.
Mesela benim de o zaman verici cihazım kristalliydi. Kristali
değiştirirsen frekansı değiştiriyorsun.
o zaman verici cihazı. Benim cihazım 3.5 MHz kristaliyle çalışırdı,
fakat 14 Mhz’ten de çıkış yapardı. Bir de 7 MHz ayarı vardı.
Fakat orada pek sağlıklı çalışmadığı için ben uzun seneler
14 Mhz’te çalıştım.
Ne
yapıyordunuz? Katlıyor muydunuz ikiye frekansı?
Evet,
harmonik frekansını kullanıyordum. 3.5 Mhz’i buffer
katı ikiye katlıyordu. Oradan da çıkış katı da ikiye katlayıp
14 MHz yapıyordu.
Peki
hiç korkmuyor muydunuz? Ya yakalanırız, şu bu falan gibi bir
endişeniz oluyor muydu çalışırken?
Bizde
öyle bir tehlike durumu yoktu. Fakat örneğin Selim bir sefer
yakalandı. Mahkemede dokuz ay gibi bir ceza aldı. Fakat o da bir
sene altında olduğu için ertelendi. Bir daha tutuklanırsa,
yakalanırsa cezası katlanacak diye. Fakat o da çok çalışmazdı.
O aralar çok korkarak çalışırdı. Benim eve gelir, benim telsiz
cihazlarında çalışırdı. Hallicrafters
alıcıyla...
Ben
o zamanlar
QSL kartlarımı gönderirdim. Başkalarının QSL kartları adresime
gelirdi veya posta kutuma gelirdi, kendi şahsi posta kutuma. O zaman
Cevizli'de oturuyordum. Yani bir tehlikeyle karşılaşmadım. Beni
herhalde biliyorlardı çünkü. Bağdat Caddesi'ne yakın,
yol
kenarındaydım
ve haliyle benim vericide falan olmadığı için harmonik yayın her
tarafa gidiyordu. Fakat
hiçbir soruşturmaya
uğramadım. Polisle muhatap olmadım. Yakalanırım diye de bir
şüphem olmadı.
 |
1970'lerin yasaklı ortamında korkusuzca WWDX CW yarışmasına katılmak! Halil İbrahim Akkaya arşivinden. |
Aileniz
filan nasıl bakıyordu böyle bir hobiniz olmasına? Ya da
çevrenizdeki kişiler mesela bunu garip karşılıyorlar mıydı?
Yoksa iyi bir şey olarak görüyorlardı?
Ben
evlenmeden evvel telsiz kullanmaya başlamıştım. Hatta
nişanlandığımız
zaman ailesiyle
birlikte geldiğinde
ben o zaman odada telsizle yarışma halindeydim. Onlarla fazla
ilgilenemedim. Onlar da
durumu hoş karşıladılar.
Yani
tanışmaya
geldiler. Tanışmaya geldiklerinde siz telsiz
başında,
yarışmadaydınız?
Ağabey, yarışmayı
bırakıp çıkmadınız mı salona karşılamak
için? [gülüyoruz]
Beş
dakikalığına çıktım
ondan sonra geri döndüm yarışmaya.
Onlar
bunu gördüler
ve
“ne
yapalım onun
da bu
merakı var” dediler
herhalde.
Evet,
eh, zararı olan bir
şey değil ki
[gülüyoruz].
Ama
tabii amatör telsizcilik yüzünden hiçbir zaman
ailemi ihmal etmedim.
 |
2000'lerin başı, o zamanki çağrı işaretiyle TA2KK'da bir Cumartesi... Önde oturan Kadir Sağlam TA2IK, ayakta birinci sıra soldan sağa Engin Turan (TA2GC), Kamuran Topakaoğlu (TA2AI-SK), Hüseyin Özdurusu (TA2GF-SK), Halil İbrahim Akkaya (TA2BD). Ayakta ikinci sıra Muzaffer Soğukpınar (TA2DG), ?, ?, ?, ?, Cüneyt xxxx (TA2xx), Halil İbrahim Akkaya arşivinden. |
Tabii,
tabii…
Unutmadan bir
şey soracağım. Fiyat Tescil Dairesi diye bir daireden bahsettiniz.
Artık herhalde yok böyle bir kurum
Türkiye'de.
Ne
iş yapıyordu burası?
Odalar
Borsalar Birliği'nin birliğine bağlı ve İstanbul'da şubesi
olan
bir Tescil
Tetkik
Dairesi idi. Bu resmî bir daire, ithal malları için. Merkezi
Ankara’daydı. Yurt
dışından gelen, ithal malların fiyatlarının incelenmesi ve
onların tespit edilmesiyle ilgili bir daire. Ben orada fiyat uzmanı
olarak çalışıyordum ve gelen elektrikle ilgili yurt dışı
mamulleri, imalatların fiyat yönünden tescilini yapıyordum.
Fiyatlarının karşılaştırmasını yapıyordum. Türkiye'ye ithal
edilmesi uygun mu değil mi onu tescil ediyordum. Cihazların
faturalarını mukayesesini
yaparak Türkiye fiyatlarına uygun olup olmadığını kontrol
ediyordum.
Uygun
değilse ya da ne bileyim çok döviz gerektirirse o zaman tescil
vermiyordum, ithal
edilmiyordu
Anladım.
Çünkü bildiğim kadarıyla çok sert bir ithalat rejimi varmış.
Yani mesela herhalde elektronik komponentler. İşte amatör
telsizcilikte kullanılabilecek şeyleri filan da bulmak çok zormuş
o zaman.
Benim
konularım içerisinde el aletleri de vardı. Tornavidalar,
testereler falan. Bunlar da Türkiye'de imal edildiği için,
Türkiye'de imalatını da korumak açısından yurt dışından
gelen cihaz el aletlerine sınırlama konuluyordu...
Orada bir süre çalıştım. Sonra askere gittim. Ben
askerden geldikten sonra da o daire çalışmaya devam etti.
Yeri de Tünel'deydi
o
zaman.
Aslında
yararlı bir şey. Peki o zamanlar mesela amatör projeler için
malzeme temini etmek zor muydu sizin için? Yani aradığınız şeyi
bulabiliyor muydunuz Türkiye'de? Ve nasıl yapıyordunuz yoksa?
Parçaları
temin edebilmemiz için...
Karaköy'de Selanik Pasajı vardı. Bir
de Balıklı Han vardı... Onun
dışında alet falan almak istersek Doğubank
İş Hanı’na gidiyorduk, mesela ölçü aletleri için...
Biraz
da
TRAC
dergisinin çıkarılmasıyla
ilgili sormak istediklerim var.
Siz “şemalarla uğraştım” dediniz ama herhalde birileri de
yazılarla uğraşıyordu.
O
zaman cemiyet üyelerinden Dündar Sabis,
Eşref Adalı, Oruç Bilgiç.. Avni Morgül yazı ve şemalar
hazırlarlardı. Son üçü zaten İTÜ’nün “zayıf akım”
bölümünde okuyordu. O zamanlar elektronik
bölümü yoktu. Zayıf
akım-kuvvetli
akım diye ayrılıyordu. Onlar zayıf akım kolunun yüksek
frekans bölümünde oldukları için zaten meslekleri oydu. Onun
haricinde de elektronik bilgisi olan amatör
arkadaşlar
yazılar hazırlıyorlardı. Mesela
Bahri Kaçan’ın “nasıl amatör olunur?” diye bir serisi
vardı.
Anladığım
kadarıyla önce sizler dergiyi çıkarmışsınız. Sonra Veysel
Güleryüz, bir
yayınevi kurarak profesyonelce çıkarmaya başlamış. Ardından
1983 sonrası Salim Ünüver döneminde yine sizin de olduğunuz bir
ekip çıkarmış TRAC dergisini.
Veysel
Güler de hazırlardı. Veysel Güleryüz İstanbul şubesi
kurulmadan evvel genel sekreter olarak görev yapıyordu. Dündar
Sabis, ağabeyim (Mehmet Akkaya) ve diğerleri bırakınca basım
işini o üstlendi ve özel
firma kurmak suretiyle, özel firması adına dergisini çıkarmaya
başladı. Cemiyete
dergi başına ücret ödüyordu, çünkü
yazıları yine TRAC üyeleri hazırlıyordu. Sonra o kısım da
TRAC’dan ayrıldı, yazıları Veysel
Güleryüz kendi başına hazırlar
oldu.
Sanırım
o zaman derginin adı da değişmiş.
Radyo-Televizyon
Elektronik
olmuş derginin adı...
Evet
öyle bir değişiklik
yapılmıştı.
Anladım
ki sonradan artık 80'lerde bir noktada dergi çıkmaz olmuş. Niye
çıkmadı? Halil İbrahim Abi niye devam etmedi? Çünkü şöyle
ilginç bir şey var. TRAC
büyümüş, çok daha fazla üyesi olmuş. İşte kanun çıkmış.
Radyo amatörlüğü legal olmuş... Ama mesela bir yayını
kalmamış. Niye böyle oldu?
Genel
merkezin TRAC
Genel Merkezi'nin kararına bağlı. Yazı
hazırlayacak eleman bulunamadı.
Niye
öyle sizce? Yani mesela elektronikle ilgilenen insan mı kalmadı?
Ya da amatörler kendi devrelerini kendileri yapamaz mı oldular?
Bununla ilgilenmez mi oldular yani?
 |
| TRAC Dergisi yayın kurulu, Ocak - Şubat 1985 |
1970’ler
için söyleyeyim, Örneğin Avni
Morgül, Eşref Adalı, Oruç Bilgin mezun
olduktan sonra akademisyen olarak göreve başladılar. Akademisyen
olunca bu yazı işlerini yetiştiremediler. Bıraktılar. Ercan
Tuzcular vardı, o hazırlıyordu. O da öğrenci
olarak
Avusturya'ya gitti...
Çıkarılamaz oldu bir şekilde.
 |
| Ferdi Kınaçav'ın 1995 yılındaki Türkiye ziyareti sırasında TRAC İstanbul şubesinde çekilmiş olan bir fotoğraf. Soldan sağa Halil İbrahim Akkaya (TA2DB), Selim Canbeken (TA2DS-SK), Ferdi Kınaçav (TA3IWR), Bahri Kaçan (TA2BK-SK), Tahir Songelen (TA1BJ). Ferdi Kınaçav arşivinden. |
Anladım.
Peki hala vaktiniz varsa bir şey daha sormak istiyorum size. 60'lı,
70'li yıllarda sanırım amatör telsizciliğin yasallaşması için
kanun teklifi hazırlanmış, ama
sunulamamış ya
da
kabul görmemiş. Bunu
hatırlıyor musunuz?
Ben
radyo amatörleri amatörlüğe başladığım zaman 3222 sayılı
Telsiz Kanunu vardı. Bu kanuna göre her türlü manyetik
elektromanyetik dalga yayınlanması işi devlete aitti. Devletin
müsaadesi olmadan hiç kimse özel
ya da kamu, yayın
yapamazdı. O zaman işte polisin, askerin yayınlanması için de
resmi daire olduğu için Bakanlar Kurulunun kararına bağlıydı. O
dönemde radyo amatörlüğünü ilk açan Bedii Ezgi olsun, Dündar
Sabis
olsun
veya diğerleri
de bunun değiştirilmesi için uğraşmışlar ama mümkün olmamış
ve radyo amatörlüğü yasağı sürmüş. 1982’den sonra radyo
amatörlerinin ve Turgut Özal’ın girişimiyle hükümete kabul
ettirildi. 1982’de bu taslak yasalaştı. 1983’te yönetmeliğin
çıkmasıyla radyo amatörlüğü serbest bırakıldı. İlk defa
1983’te amatör
sınavları açıldı. Ben 83'te giremedim. 84'teki
telsiz sınavına katıldım Ankara’da.
TA2BD çağrı işaretini aldım. İllegal dönemdeki işaretim
TA2HIA idi.
Ağabeyiniz
de
sizin gibi uzun
yıllar amatörlüğe
devam etti mi?
Ağabeyim
CB
telsiz aldı.
Onun dışında radyo amatör olarak yayın yapmadı ama radyo
amatörü
olarak
ismi geçer geçer.
Genel
olarak mesela Türkiye'de toplumun bizim bu radyo amatörlüğü
hobisine bakışı nasıl sizce? Mesela? Yani böyle çok çeşitli
şeyler söylüyor insanlar, anlamıyor bunun ne olduğunu. Ne gerek
var diyen var. Casusluk mu yapıyorsunuz diyen var. Her çeşit şeyi
duyuyoruz yani. Siz nasıl olduğunu düşünüyorsunuz?
Bizim
arkadaşlar arasında da çok şakalaşırdık “casus
musun” falan diye... Dündar
Ağabey
bile
“casusları
yakaladım, casusları yakaladım” diye gelip takılırdı
bize. O
gözle bakılıyordu ama ondan sonra değişti tabii. Şimdi
televizyonda
falan yayınlar yapılıyor o konuyla ilgili ve herhangi bir
yadırgama yok halk
arasında.
Sizce
kanun daha önce değişmiş olsaydı Türkiye'de elektronik
sanayinin gelişmesine katkısı olur muydu?
Tabii,
mutlaka olurdu. Çünkü o dönemde biliyorsunuz Rusya'da komünist
ihtilal sonrası
her
şey yasaklanmış fakat radyo amatörleri yasaklanmamış.
Japonya'nın elektronikteki gelişmesi radyo amatörlerine bağlı.
Çünkü radyo
amatörleri kendi
imkanları ile parça parça üretiyor, parça satıyor ve devamlı
elektronik sanayinin gelişmesine sebep oluyorlar. Fakat Türkiye'de
aksine ordunun çıkma
cihazlarına,
radyo amatörleri talip olduğu halde onlara verilmemiş, toprağa
gömülmüş... o şekilde duyardık.
Eklemek
istediğiniz bir şey var mı?
Adını
andıklarım da dahil, birçok arkadaşla radyo amatörlüğü
vasıtasıyla tanıştım, arkadaş oldum. Halen de arkadaşlıklarımız
sürüyor. Bazıları da maalesef aramızdan ayrıldı:
Dündar
SABİS
Bedii EZGİ
Bahri KAÇAN
Ahmet SERTBAŞ
Ünal
AKBAL
Tuncer TOPDEMİR
Timur KILIÇÇÖTE
Fazıl
TÜRKKAN
Mehmet AKKAYA
Rüçhan ÖZATAY
Hüseyin
ÖZDURUSU
Şükrü DOĞAN
Yaşar GÖÇET
Selim
CANBEKEN
Yusuf KADIOĞLU
Aşil FERİ
Özcan
ÖZER
Kamuran TOPAKOĞLU
Suat İŞCAN
Ömer
KETENOĞLU
Yalçın KILAN
Seyfi YÜKSEL
Ahmet
KAYNAK
Raşit CEYLAN
Edip İŞGÖR
Elizabet FERİ
Bir
zamanlar vardılar... Şimdi yoklar. Hepsini özlemle anıyorum.
Allah onlara rahmet etsin. Dünya hırsı için kimse kimsenin
kalbini kırmasın, değmez.