Translate

30 September 2026

DEĞERLENDİRME: HAKKO FX-888DX HAVYA İSTASYONU


Hakko FX-888DX, hobi elektroniği için alınabilecek havya istasyonları arasında uzun ömürlü ve profesyonel modellere yakın bir seçenek. Ben de yıllarca ucuz kalem havyalar kullandıktan sonra, özellikle sıcaklık kararlılığı, uç kalitesi ve yedek parça bulunabilirliği nedeniyle daha iyi bir havya istasyonuna geçmeye karar verdim. Seçimimi yaparken Weller WE1010NA ile Hakko FX-888DX arasında kaldım ve sonunda Hakko'yu tercih ettim.

Bu yazıda FX-888DX'i teknik özelliklerini sıralamakla yetinmeden, hobi elektroniğinde gerçek kullanım açısından değerlendirmeye çalışacağım. Neden bu modeli seçtiğimi, Weller'e göre avantaj ve dezavantajlarını, kullandığı T18 uçları, sıcaklık kontrolünü ve bir süre kullandıktan sonra iyi ve eksik bulduğum taraflarını anlatacağım. 

You can read the English version of this article here.


Hakko FX-888DX Titanium Silver
Hakko FX-888DX "Titanium Silver" rengiyle. Stand FH800-05SV, kalem FX8801-02.


Neden Yeni Bir Havya İstasyonu Almaya Karar Verdim?

Hobi elektroniği ile uğraşan herkes için, bileşenler arasında veya bileşenlerle devre yolları arasında düzgün bağlantı yapmayı sağlayacak bir havyanın ne kadar önemli olduğunu anlatmama gerek yok. Kendim adıma, bunu bilmeme rağmen çok defa "kullan-at" denilebilecek veya biraz daha iyi kalite sayılabilecek havyalarla lehim yaptım. Türkiye'de bu konuda "dev bir adım" atarak Hakko 936 kopyası bir havya istasyonu almıştım ve oldukça memnundum ancak bu havyayı da diğer birçok malzeme gibi yanımda K.Amerika'ya getiremedim. Zaten trafosu 220 volt birincil sargılı olduğu için buralarda çalışmayacaktı. O zamandan beri kendi üzerinde termostatı olan basit kalem tipi ısı ayarlı havyalarla idare ediyordum. Ne yazık ki bunların derdi hiç bitmiyor, aynı ısıyı korumakta zorluk çekiyorlar, seramik ısıtıcıyla, uçlar arasında büyük mesafe oluyor, ısı iyi transfer olmuyor, gövde aşırı ısınıyor ama uç görece soğuk kalıyor. Sonuçta sürekli termostatı olması gerekenden daha yükseğe ayarlamak zorunda kalıyorsunuz. Isıtıcı yanıyor gidiyor. Uç kalitesi de başka bir dert. Ne kadar temizlesiniz de, kalaylasanız da, kısa sürede işe yaramaz hale geliyor. Fiyatlarının ucuz olması da durumu kabul edilebilir kılmıyor. Hızla okside olup kullanılmaz olan bir uç bıktırıcı.



Hakko FX-888DX Titanium Silver
Hakko FX-888DX - yandan görünüş


Hangi Havya İstasyonlarını Değerlendirdim?

Bu şekilde üçüncü ucuz havyayı da çöpe atınca, biraz para biriktirip iyi bir havyaya yatırım yapmaya karar verdim. Araştırma yapınca kabaca üç seçeneğim olduğunu gördüm:

  • Online alışveriş sitelerinde bulunan, bilinmeyen markalardan dijital ve pek şık havya istasyonları. Bunların büyük çoğunluğunun, dijital bir kullanıcı arayüzü olması dışında, görece basit istasyonlar olduğu ve kalite açısından çok da uzun ömürlü olmayacakları sonucuna vardım (fiyatları 50-100 Kanada Doları arasında).
  • Kalitesiyle bilinen büyük bir üreticinin (Weller, Hakko, hatta JCB, ERSA, PACE...) havyalarından birini, kullanılmış almak. Online bitpazarlarında bunları makul fiyatlarla bulmak olasıydı ama genelde aletler fiziksel olarak tükenmiş durumda oluyordu, dolayısıyla güvenemedim. İkinci bir sorun da bunların eski modeller olması nedeniyle uç ve diğer parçalarının bulunmasının zor veya olanaksız olmasıydı. Sonuçta caydım (fiyatları 50-150 Kanada Doları arasında).
  • Benim "yeni kuşak" diye adlandırdığım şarj edilebilir kalem havyalar. Güçlerinin görece düşük olması, tanımadığım uzakdoğu üreticilerince sunuluyor olması ve uçlarını gelecekte bulup bulamayacağım kuşkulu olduğundan uzak durdum. Bana bunlar daha çok SMD bileşenlerin olduğu cep telefonu veya bilgisayar devre kartlarının tamiri gibi işler dışında işe yaramaz gibi geliyor, belki de önyargıdır (fiyatları da 50-150 Kanada Doları arasında, az değil).
  • Weller veya Hakko'nun giriş modelleri. Bunlar aklıma en çok yatan seçenekler oldu, kalitelerinin -bazıları eskisi kadar yüksek olmadığını söylese de- biliniyor oluşu birinci nedendi. Genelde kullanıcıların bunları en az 5 yıl kadar, çoğu zaman 10 yıl hatta daha uzun zaman kullanmaya devam ettiklerini de sık sık gördüm. Uzun ömürlü olmalarının yanı sıra, uç, ısıtıcı, kalem ve diğer parçaların gelecekte de temin edilebilir olması beni ikna etti (fiyatları 100-400 Kanada Doları). 

Weller WE1010NA havya istasyonu
Weller WE1010NA Havya İstasyonu


Hakko FX-888DX mi, Weller WE1010NA mı?


Sonuçta Weller veya Hakko'nun hobi kullanımı için yeterli modellerinden birini seçmeye karar verdim. Bütçe faktörünü devreye sokunca, Weller'in WE1010NA modeli ile Hakko'nun FX-888DX modelleri arasında kaldım. Tahmin edebileceğiniz gibi Internet'te bunlarla ilgili bulabildiğim tüm bilgileri inceledim, kullanıcı yorumları ve videolarını da izledim. Ancak kesin kararımı Dave Jones'un iki havyayı karşılaştırdığı videodan sonra verdim ve Hakko'yu aldım. Neden diye soracak olursanız aşağıdaki gibi açıklamaya çalışayım:
  • Herşeyden önce, bu iki aletin birbirine çok açık bir üstünlüğü yok. Weller alsaydım da işimi göreceğinden eminim. Jones'un karşılaştırmasını baştan sona izlerseniz herhalde siz de aynı sonuca varacaksınız. Fiyatları da birbirine çok yakın.
  • Hakko, ucun ısısı düşünce Weller'e göre biraz daha hızlı toparlanıyor gibi. Sonuçta bir üretim hattında çalışmadığım için kritik değil ama yine de uç ısısını daha hızlı toparlayabilmesi güzel.
  • Ben uzun zamandır Hakko kopyası havyalar ve uçları kullanıyorum. Hakko'nun kalemleri biraz daha ince, bunlarla daha rahat ediyorum.
  • Weller'in istasyonu neredeyse % 50 daha fazla yer kaplıyor, benim çalışma alanım küçük olduğu için bu bir dezavantaj.
Böylece vergi dahil 195 Kanada Dolarına kıyarak Hakko FX-888DX'i aldım. Bu fiyatı da epeyce takip ederek buldum, şansıma o hafta Amazon fiyatta indirim yapınca bütün diğer satıcılar da yaptı. Ama bu defa Amazon yerine yerel bir satıcıyı desteklemiş olmak adına BE Electronics firmasını tercih ettim. Calgary'den Montreal'e ürünü 2 günde ulaştırdılar (İstanbul-Dublin kadar mesafe!) üstelik de çok ilgili bir müşteri temsilcisi ile muhattap oldum. 


Hakko FX-888DX
Boyutları daha iyi anlamak açısından ortaya koyduğum kalem pil (AA) ile kıyaslayabilirsiniz.


Hakko FX-888DX Teknik Özellikleri


Havyanın teknik özellikleri aşağıdaki gibi:
  • Toplam güç tüketimi: 100 W
  • Isı ayar aralığı: 50-480 C
  • Isıl kararlılık: + / - 1 C
  • İstasyon çalışma gerilimi: 26V AC
  • Kalem güç tüketimi: 65 W
  • Kalem çalışma gerilimi: 26V AC
  • Isıtıcı eleman: Seramik
  • Uç-toprak arası direnç: 2 Ohm'dan az
  • Uç-toprak arası potansiyel: 2mV'tan az
  • İstasyon boyutları: 100mm x 120mm x 125mm
  • İstasyon ağırlığı: 1.2 kg
  • Kalem boyutları: T-18B konik uçla 217 mm uzunluğunda
  • Kalem ağırlığı: 46 g
  • Kalem kablo uzunluğu: 1.2 m
Fotoğraflarda da görebileceğiniz gibi kutudan çıkanlar şu bileşenler: İstasyon, kalem, kalem standı, bir adet keski tipi uç (T18-d16), bir sünger, bir de pirinç telden temizleme yumağı. Şunu da ekleyeyim, son derece iyi hazırlanmış bir de kullanım kılavuzu çıktı. Bunda sorun saptama ve giderme rehberi ve havyanın tüm parçalarının model numaraları var (Hakko'nun kendi sitesinden sahtesi gelir korkusu olmadan ısmarlayabiliyorsunuz).

Ben mevcut ucun enini (1.6 mm) biraz geniş bularak 1.2 mm enlisini de aldım (T18-d12). Eskiden yalnızca konik tip uç kullanıyordum ama artık keski tipi (chisel type) uçların geniş yüzleri sayesinde daha iyi ısı aktarımı yaptığını düşünüyorum. Belki bir adet de çok ince uçlu bir tane alıp SMD işleri için bulundururum. Uçların fiyatları 7-15 Kanada Doları civarı ama kullanım ömürleri ve iyi lehim yaptıkları düşünüldüğünde uzun vadede ekonomik. 


Hakko FX-888DX FX8801-02
Setle gelen FX-8801-02 havya kalemi



Havya kalemi, şimdiye kadar kullandığım Hakko kopyası kalemlerin aynısı (doğal olarak!). Bu kalemin parça numarası FX-8801 ve sanırım eski istasyonlarla da uyumlu (936 vb.) Uç, hemen hemen yarısı açıkta kalan ısıtıcının üzerine geçiyor, onun üzerinden de bir koruyucu geçerek gövdeyle birleşme yerine bir özel şekilli bir somun ile sabitleniyor. Bu uçları havya sıcakken çıplak elle değiştiremezsiniz, o somunu bir pense ile tutmak gerekli. Kalemde dikkatimi çeken iyi kalite yumuşak silikon kılıflı bir kablo kullanılmış olması. Rahat büküldüğü için masanın üzerini süpürmesi olasılığı da daha az. Hakko istasyona bağlantı için DIN tipi konnektör kullanmış, biraz olduğu yerde oynuyormuş gibi görünse de, takıldığında çıkarmak zor, kendi kendine çıkmaz.


Hakko FX-888DX Titanium Silver FH800-05SV
FH-800-05SL havya standının iç kısmı




Hakko FX-888DX Titanium Silver FH800-05SV
FH-800-05SL havya standının iç kısmı



Hakko FX-888DX İstasyonu ve Tasarımı


Verilen havya standı, istasyonla aynı renk. Kalemin rahat oturacağı ama sıkıca sabitlendiği bir yeri var. Bunun altında, önde derin, oluklu (su koymak için) bir sünger bölmesi; arka tarafında ise alttan açılabilen bir kapakla ulaşılabilen uç saklama bölmesi var. Sünger bölmesinin gerisinde de pirinç tel yumağı için bir bölmecik daha mevcut. Aynı kapak buranın da altını açıyor. Standı genel olarak oturaklı buldum, oynamıyor, kaymıyor ve boyutları görece küçük.

İstasyona gelirsek, sizin de farketmiş olduğunu gibi biçimi "bir garip" :)  Hakko bu tasarımı ünlü bir Japon endüstriyel tasarımcıya yaptırmış, kasanın alt tarafında da kabartma olarak imzası var. Gözüm alıştıktan sonra bana hoş görünmeye başladı, bir de metalik grisini tercih ettim. Diğer iki renk seçeneği (kanarya sarısı ve mavi-sarı) bana göre değildi. Zevk meselesi. Fotoğraflarda boyutlarını anlayabilmeniz için yanına kalem pil koydum. Gerçekten çok az yer kaplıyor. Açma kapama düğmesi sağ yanda. Ön yüzdeki 3 hane LED gösterge ısıyı ve hata vb. uyarılarını gösteriyor. Enkoder ise düğmeli tip, menüde seçim yapmak ve ısı ayarını yapmak için kullanılıyor.


Hakko FX-888DX renkler
Hakko FX-888DX: Renkler ve Zevkler


Hakko FX-888DX ile Lehim Yapmak: Kullanım Deneyimim


Kullanım son derece yalın. İlk çalıştırmada ısı fabrika ayar değeri olan 350'ye kadar yükseliyor ve orada sabit kalıyor. Eğer başka bir değer istiyorsanız, enkoder ile ayarlayıp butona bir defa basmanız yeterli. İstasyon bu değeri belleğinde saklıyor ve tekrar açıldığında o değerle açılıyor. Ayrıca bir de "ön-ayar" (preset) modu var. Bunun için butona uzun basıp menüye giriyor ve 3. seçenekteki 5 değerden birini seçiyorsunuz: 250, 300, 350, 400, 450 C. Elbette bu 5 değeri değiştirip hafızaya alabilirsiniz. Bunların dışında istasyonun düşük ısı alarmı, işlemleri kısmi ya da tümden şifre ile kısıtlama (mesela ısı değiştirilmesin diye) özellikleri var. Gösterilen değere ve ölçtüğünüz uç sıcaklığına bakarak düzeltme/kalibrasyon yapabilirsiniz. Son olarak tabii ki sıcaklığı hem Santigrad hem de Fahrenhayt olarak görmek mümkün.


FX-888DX'in Eksikleri ve Sonuç


Pratiğe gelince, ben bu havya istasyonunu kullanışlı ve iş görür buldum. Isıyı güzel koruyor, orijinal havya uçları da görebildiğim kadarıyla ısıyı şimdiye kadar kullandığım kopya uçlardan çok daha iyi iletiyor. Kanımca bu fiyattaki bir hobi havyası için tek eksiği, uykuya geçme ve otomatik kapanma özelliklerinin olmaması. Açıkçası bu devirde bu kadar basit sayılabilecek özelliklerin neden eklenmemiş olduğuna şaşırdım. Bunlar havya bileşenlerinin ömrünü çok uzatıyor. Basit bir hazır modül ile şebeke voltajını ayarladığım sürede kesecek bir ara devre hazırlayıp istasyonu bunun üzerinden şebekeye bağlarım diye düşündüm. Zor değil, ama bunun istasyonun kendi yazılımının parçası olması güzel olurdu. Belki de bu özellikleri daha pahalı modellere saklamışlardır.

Kendi adıma FX-888DX'in iyi bir yatırım olduğuna ikna oldum. Zaman bu düşüncemi doğrular umarım. Umarım bu yazı size de yardımcı olmuştur, havyanız hep sıcak olsun.


Hakko FX-888DX Hakkında Sık Sorulan Sorular

Hakko FX-888DX hobi elektroniği için uygun mu?

Evet. FX-888DX profesyonel kullanıma da uygun olmakla birlikte, benim gibi hobi elektroniğiyle uğraşanlar için fazlasıyla yeterli bir havya istasyonu. Özellikle sıcaklığını iyi koruması, farklı T18 uçların kolay bulunabilmesi ve yedek parçalarının mevcut olması uzun süre kullanılabilecek bir istasyon arayanlar için önemli avantajlar.

Hakko FX-888DX kaç watt?

İstasyonun toplam güç tüketimi 100 W, FX-8801 havya kaleminin gücü ise 65 W. Havya kalemi 26 V AC ile çalışıyor.

Hakko FX-888DX'in sıcaklık aralığı nedir?

FX-888DX 50°C ile 480°C arasında ayarlanabiliyor. Fabrika ayarı 350°C. Ayrıca 250, 300, 350, 400 ve 450°C değerlerinin bulunduğu bir ön-ayar modu var ve bu değerler kullanıcı tarafından değiştirilebiliyor.

Hakko FX-888DX hangi uçları kullanıyor?

FX-888DX ile verilen FX-8801 havya kalemi Hakko'nun T18 serisi uçlarını kullanıyor. Kutudan T18-D16 keski tipi bir uç çıkıyor. Ben ayrıca daha dar olan T18-D12 ucunu da kullanıyorum. T18 ailesinde farklı boyutlarda konik, keski tipi ve özel amaçlı çok sayıda uç bulunuyor.

Hakko FX-888DX mi, Weller WE1010NA mı?

İki istasyon da hobi elektroniği için oldukça yeterli. Benim seçimimde Hakko'nun uç sıcaklığını biraz daha hızlı toparlaması, daha ince havya kalemi ve istasyonun masada daha az yer kaplaması etkili oldu. Bunlar Weller WE1010NA'nın kötü bir seçenek olduğu anlamına gelmiyor; iki model arasında çok büyük bir performans farkı olduğunu düşünmüyorum.

Hakko FX-888DX'in otomatik kapanma veya uyku modu var mı?

Hayır. Benim FX-888DX'te en önemli eksiklik olarak gördüğüm konu da bu. İstasyonda düşük sıcaklık alarmı, sıcaklık kalibrasyonu, ön-ayar ve şifreleme gibi özellikler bulunmasına rağmen uyku ve belirli bir süre sonunda otomatik kapanma özelliği yok.

Hakko FX-888DX alınır mı?

Ucuz bir havya yerine uzun yıllar kullanılabilecek, uçları ve yedek parçaları bulunabilen, sıcaklığı kararlı bir istasyon arıyorsanız FX-888DX bence değerlendirmeye değer. Ben özellikle ucuz havyalarda yaşadığım sıcaklık kontrolü, kötü ısı transferi ve kısa uç ömrü sorunlarından sonra FX-888DX'e geçtim ve şimdiye kadarki kullanımımda verdiğim paraya değdiğini düşünüyorum.


Bağlantılar

Hakko FX-888DX'e bir bakış, kutu açılışı ve kısa bir kullanım özellikleri videosu için buraya tıklayabilirsiniz.
Teknik özellikler, yedek parça kodları ve kullanım kılavuzu için buraya tıklayabilirsiniz.


20 September 2026

HALİL İBRAHİM AKKAYA (TA2BD) İLE SÖYLEŞİ

Eski çağrı işaretiyle TA2KK, şimdikiyle YM2KK TRAC Kadıköy klüp istasyonuna cumartesi günleri uğrarsanız, kısa dalga cihazın başına oturmuş, hızlı hızlı maniple çeken bir beyefendi görebilirsiniz. Kendisi emekli "demiryolcu", elektrik mühendisi ve 60 yıllık amatör telsizci Halil İbrahim Akkaya'dır. Bu yıl Türkiye ziyaretimde hem kendisiyle yüzyüze görüşebilmek, hem de aşağıda okuyacağınız söyleşiyi gerçekleştirmek fırsatını buldum.


Halil İbrahim Akkaya (TA2BD, eski TA2HIA) - 2026
Çağlar Akgüngör arşivinden.

Sizin amatör telsizcilik ile tanışmanız nasıl oldu? Yani ne vesileyle başladınız? Herhalde çok da bilinen bir hobi değildi Türkiye'de.

60'lı yıllarda oldu. Ben Kayseri Erkek Sanat Enstitüsü elektrik bölümü mezunuyum. 1967'de Yıldız Teknik Okulu'nun sınavını kazanınca Elektrik Mühendisliği bölümüne kayıt olmak için İstanbul'a geldim. Ağabeyim de İstanbul'daydı, Mehmet Akkaya, o bir Hürriyet gazetesi almıştı, Hürriyet Gazetesi'nin de ilavesinde nasıl radyo amatörü olunur diye bir ek kitapçık vardı. Kitapçığı okurken Türkiye Radyo Amatörleri Cemiyeti'nin o zamanki adresini bulduk. O zaman Şişhane'de Frej Apartmanı'ndaydı cemiyet merkezi. Ağabeyimle birlikte oraya gittik, işte radyo amatörlüğü ile ilk defa orada tanıştım. Hatta o zaman TRAC Mecmuası yayınlanıyordu. Dördüncü veya beşinci sayısında olacak, dört transistörlü bir radyo şeması yayınlanmıştı.

Ağabeyim onun parçalarını almıştı, ben de onun montajını yaptım şemaya baka baka. İlk defa o zaman transistörler ile tanışmış oldum. Ben elektrikçiydim ama elektronikçi olmadığım için transistörleri bilmezdim. Oradan şemalardan emiterin, kollektörün hangisi olduğunu bularak montajını yaptım, bitirdim. Pili taktım, ses çıkmadı. Sadece bir hışırtı geldi. Gidip yattım, sonra sabah bir baktım radyo çalışmaya başlamış. Ağabeyim de onun sesine gemiş, bakıyor. O devirde İstanbul Radyosu gece 12'den sonra yayını keserdi. Ben de çalışma saatinden sonra montajı tamamlamış olduğum için olduğu için yayın kapanmış, ben ses alamamışım. Sabahleyin yedide yayın başlayınca ağabeyim onun sesine gelmiş. Sonra bu radyoyu küçük bir karton kutuya koydum, pillerini içine yerleştirdim. Önden de kadran yapmıştım. Potansiyometre gibi. Onunla ses ayarı ve istasyon ayarı yapıyordum. Okula götürdüğüm zaman sınıfta sesi geliyordu ama kimse sesin nereden geldiğini anlamıyordu. O şekilde birkaç sene onunla idare ettim. [gülüyoruz]

Daha sonra bu Frej Apartmanı'ndaki cemiyet merkezi Dündar Bey'in Teşvikiye'deki apartmanının bahçesindeki müştemilatta taşındı. Ben bu sefer oraya gidip gelmeye başladım. Her hafta mutlaka Cumartesi günü giderdim. Ben o zaman Beşiktaş'ta oturuyordum. Ve o dönemde İstanbul şubesi kuruldu ve İstanbul şubesinin de ilk yönetim kurulu üyelerinden biri oldum seçimde. Rüçhan Özatay, Kamuran Topakoğlu, Eşref Adalı... Oruç Bilgiç bu dönemden aklımda kalan isimlerden bazıları. Eşref Adalı elektronik, Avni Morgül Mors dersi vermişti. Ben de ona katılmıştım. CW öğrenimine o zaman başladım. Sonraları Hüseyin Özdurusu da Kuledibi'ndeki merkezde Mors dersi vermiştir. [Halil İbrahim Ağabey de 2000'li yıllarda Ataşehir'de CW öğretmiş olduğunu ekliyor].

1972'de Yıldız Porselen Fabrikası’na elektrikçi olarak girdim. O zaman elektrikçiye ihtiyaçları olmuştu. Bu arada TRAC mecmuasının şemalarının çizim işini ben almıştım, ağabeyim de mecmuanın çıkarılmasında rol oynuyordu. O dönemde onlar Yüksekkaldırım'da bir yer tutmuşlardı. Oraya gidip geliyordum. Gene Beşiktaş'ta idim. Yıldız Porselen Fabrikası'nda 1976'ya kadar çalıştım, bu süre boyunca öğrenimime devam ederek gece bölümünü bitirdim, elektrik mühendisi oldum. Bölümü bitirdikten sonra porselen fabrikasından ayrıldım. Yıldız Teknik Okulu'nun elektrik mühendisliği bölümünün sınavını kazandım ve yüksek mühendis olmak üzere master'a başladım. Fakat bir sene devam ettikten sonra anarşik olaylar ve boykotlar dolayısıyla okul tatil edildi ve okulu bırakmak zorunda kaldım. Türkiye İthal Malları Tescil ve Tetkik Dairesi'ne (İMTTD) fiyat uzmanı olarak girdim ve orada çalışmaya başladım. 1977'de Göztepe'ye taşındım, bir akrabamızın köşküne...

Orada bahçeye anten kurdum, Fethi adlı Kıbrıslı bir amatörden cihaz da almıştım, çalışıyordum. Hallicrafters S-53A alıcı ve 4 lambalı vericisi vardı. İlk defa orada yarışmaya katıldım, hatta derece aldım. O yarışmada (CQ World-Wide DX Contest 1977) aldığım belgeyi QRZ.com sayfamda görebilirsiniz. O zaman tabii Halil İbrahim Akkaya isimlerinin baş harfleri olan “HIA” son ekiyle, TA2HIA olarak havaya çıkıyordum. O zaman resmen bir çağrı işareti alınmadığı için herkes isminin baş harflerini çağrı işareti olarak kullanıyordu. O aralar, ağabeyimin vasıtasıyla tanışmış olduğum Selim de gelirdi, dostluğumuz o dönemde ilerledi.

İMTTD’de bir yıl çalıştıktan sonra, askerliğimi yapmak üzere Afyon’a gittim. Dönünce devlet demiryollarına girdim. Bu arada 1980 ihtilali olmuş ve 1982’de yeni telsiz kanunu çıkmıştı. Açılan ilk sınava katılamadım ama ikincisini geçerek TA2BD çağrı işaretini aldım. Amatör faaliyetleri sürdürdüm, yarışmalara katıldım. 1992’de Japon hükümetinin davetlisi olarak, demiryollarında çalışan elektrik mühendislerine yönelik bir eğitim almak için iki buçuk aylığına Japonya’ya gittim. Oradan yepyeni bir Kenwood TS-450 ile döndüm, amatör haberleşmeye o cihazla devam ettim.

Demiryollarında hiç telsizle ilgili bir iş yaptınız mı? Çünkü benim bildiğim demiryollarında telsiz kullanılıyor.

Aralarında lokomotiflerinde kullandıkları telsizler vardı ama benim telsizle bağlantım olmadı. Devlet Demiryollarına elektrik mühendisi olarak girdim. Merkezimiz Pendik'te idi. Ankara-İstanbul hızlı tren projesinde, ayrıca Ankara-Konya hızlı tren projesinde projelerini hazırlığı ve kontrolünde yapmakta görev yaptım. Daha evvelden kendimiz proje hazırlayıp Ankara-İstanbul arası elektrik işlerini yaptık. Ben elektrik mühendisi olarak çalıştım. O zaman telsizle uğraşmadım.

Anladım. Amatör telsizcilik hep sürdü ama ?

Evet. Bu arada [1980’den sonra] bizim TRAC’ın merkezi Teşvikiye'deki Dündar Sabis’in müştemilatından Çapa’ya taşındı. Her cumartesi üç vasıtayla aktarma yaparak giderdim. tabii. Sonra oradan Cerrahpaşa’da bir yere taşındık. Orada da birkaç sene devam ettim ben gene dışarıdan gelmek suretiyle. Kartal'dan o kadar yolları gelip her hafta Cumartesi günleri mutlaka Çapa'ya, Cerrahpaşa'ya gelirdim. Sonra dernek Cerrahpaşa'dan Kuledibi’ne taşındı. Bunu Kadıköy takip etti, Kadıköy’den de [TRAC Kadıköy olarak] bugünkü yerine, Ataşehir’e geldi.


1970'lerde bir TRAC toplantısı
Soldan sağa ayaktakiler Halit Yetkin (TA2HY - SK), ?, ?, ?, Halil İbrahim Akkaya (ex TA2HIA -TA2BD), ?, ?, ?, ?. Oturanlar soldan sağa ?, Avni Morgül, Veysel Güleryüz (ex TA2VG - TA2AJ), Kamuran Topakoğlu (ex TA2KT - TA2AI). Halil İbrahim Akkaya arşivinden.


Aynı toplantıdan bazı değişikliklerle farklı bir kare.
Soldan sağa ayaktakiler Halil İbrahim Akkaya (ex TA2HIA -TA2BD), ?, ?, Kadri Mehmet Başak (ex TA1MB - TA1D), ?, ?. Oturanlar soldan sağa ?, ?, ?, Halit Yetkin (TA2xx - SK), ?, ?, ?,  Avni Morgül, Veysel Güleryüz (ex TA2VG - TA2AJ), ?,  Kamuran Topakoğlu (ex TA2KT - TA2AI) Halil İbrahim Akkaya arşivinden.


Tabi bu arada Kadıköy şubesi açıldı değil mi? Yani İstanbul şubesi başta İstanbul vardır. Kadıköy yoktu.

Kule dibinde iken İstanbul şubesi açıldı. İstanbul şubesi başladı. Ondan sonra şube Kadıköy'e taşınınca Kadıköy şubesi. Kadıköy şubesine de üye oldum ve oraya gidip gelmeye başladım Selim'le birlikte. Bahri Kaçan da Almanya'dan dönüş yapmıştı ve Ataşehir'e taşındığımız zaman Ataşehir'e gider gelirdi. Şimdi Kadıköy'de olan arkadaşlarla Avrupa tarafında olan arkadaşların bağlantısı koptu Eskiden tek bir cemiyet merkezi vardı, gider gelirdik. Fakat şimdi oradaki arkadaşlarla bağlantımız çok az.

Anladım. Şunu soracağım: Halil İbrahim Ağabey, şimdi siz ağabeyinizle beraber gittiniz, 1967'de sizi nasıl karşıladılar? Yani İşte böyle iyi karşıladılar mı? Hemen üye oldunuz mu?

Yok. O zaman ben öğrenciydim. Ben ağabeyimle birlikte giderdim. Üye olmamıştım o zaman. O zaman diğer gruptaki arkadaşlarla birlikte tanıştık. Ondan sonra Rüçhan Özatay, Mehmet Başak, ondan sonra Adem Morgül onlarla tanıştık ve onlarla arkadaş olduk. Sonra oradan Teşvikiye'ye taşındığı zaman arkadaşlığımız ilerledi. Bana karşı herhangi bir karşı çıkmaları olmamıştı. Çünkü o zaman benimle birlikte benim gibi öğrenci amatör arkadaşlar vardı. Onlarla kaynaştık.


Soldan sağa ?, Halit Yetkin (TA2xx - SK), Halil İbrahim Akkaya (ex TA2HIA -TA2BD), Veysel Güleryüz (ex TA2VG - TA2xx) Halil İbrahim Akkaya arşivinden.


Peki siz o dönemde de mesela kaçak olarak çalışıyor muydunuz? Yoksa daha sonra 70'lerde mi başladınız çalışmaya?

Evet, Dündar Sabis’in Teşvikiye'deki binasında istasyonu vardı. Oraya gittiğim zaman çalışırdım. Bahri Kaçan çalışırdı. Kaçak olarak çalışırdık tabii. Dündar Sabis cemiyete [bahçedeki müştemilata] kendi alıcısını getirirdi. Vericisi kendi binasının çatısında olmak üzere oradan çalışırdık. Yani aşağıda dinleme yapardık. Verici yukarıda sabit frekansa ayarlı bir şekilde çalışırdı.

Yani alıcı müştemilatta duruyor, evin içinde verici çatıda, çatı arasında mı duruyor? Siz nasıl çalışıyordunuz? Maniple hattı mı iniyor aşağıya kadar ?

Aşağı kadar iletken çekmişti Dündar Bey. Alıcı aşağıda, oradan duyduğumuza cevap verirdik. Çağrı yapardık. Yukarıda verici...

Verici bir sabit frekansa ayarlı. Onu değiştirmiyorsunuz. Aynı frekanstan çağırıyorsunuz.

Evet. Mesela benim de o zaman verici cihazım kristalliydi. Kristali değiştirirsen frekansı değiştiriyorsun. o zaman verici cihazı. Benim cihazım 3.5 MHz kristaliyle çalışırdı, fakat 14 Mhz’ten de çıkış yapardı. Bir de 7 MHz ayarı vardı. Fakat orada pek sağlıklı çalışmadığı için ben uzun seneler 14 Mhz’te çalıştım.

Ne yapıyordunuz? Katlıyor muydunuz ikiye frekansı?

Evet, harmonik frekansını kullanıyordum. 3.5 Mhz’i buffer katı ikiye katlıyordu. Oradan da çıkış katı da ikiye katlayıp 14 MHz yapıyordu.

Peki hiç korkmuyor muydunuz? Ya yakalanırız, şu bu falan gibi bir endişeniz oluyor muydu çalışırken?

Bizde öyle bir tehlike durumu yoktu. Fakat örneğin Selim bir sefer yakalandı. Mahkemede dokuz ay gibi bir ceza aldı. Fakat o da bir sene altında olduğu için ertelendi. Bir daha tutuklanırsa, yakalanırsa cezası katlanacak diye. Fakat o da çok çalışmazdı. O aralar çok korkarak çalışırdı. Benim eve gelir, benim telsiz cihazlarında çalışırdı. Hallicrafters alıcıyla... Ben o zamanlar QSL kartlarımı gönderirdim. Başkalarının QSL kartları adresime gelirdi veya posta kutuma gelirdi, kendi şahsi posta kutuma. O zaman Cevizli'de oturuyordum. Yani bir tehlikeyle karşılaşmadım. Beni herhalde biliyorlardı çünkü. Bağdat Caddesi'ne yakın, yol kenarındaydım ve haliyle benim vericide falan olmadığı için harmonik yayın her tarafa gidiyordu. Fakat hiçbir soruşturmaya uğramadım. Polisle muhatap olmadım. Yakalanırım diye de bir şüphem olmadı.


1970'lerin yasaklı ortamında korkusuzca WWDX CW yarışmasına katılmak!
Halil İbrahim Akkaya arşivinden.


Aileniz filan nasıl bakıyordu böyle bir hobiniz olmasına? Ya da çevrenizdeki kişiler mesela bunu garip karşılıyorlar mıydı? Yoksa iyi bir şey olarak görüyorlardı?

Ben evlenmeden evvel telsiz kullanmaya başlamıştım. Hatta nişanlandığımız zaman ailesiyle birlikte geldiğinde ben o zaman odada telsizle yarışma halindeydim. Onlarla fazla ilgilenemedim. Onlar da durumu hoş karşıladılar.

Yani tanışmaya geldiler. Tanışmaya geldiklerinde siz telsiz başında, yarışmadaydınız? Ağabey, yarışmayı bırakıp çıkmadınız mı salona karşılamak için? [gülüyoruz]

Beş dakikalığına çıktım ondan sonra geri döndüm yarışmaya.

Onlar bunu gördüler ve “ne yapalım onun da bu merakı var” dediler herhalde.

Evet, eh, zararı olan bir şey değil ki [gülüyoruz]. Ama tabii amatör telsizcilik yüzünden hiçbir zaman ailemi ihmal etmedim.


2000'lerin başı, o zamanki çağrı işaretiyle TA2KK'da bir Cumartesi...
Önde oturan Kadir Sağlam TA2IK, ayakta birinci sıra soldan sağa Engin Turan (TA2GC), Kamuran Topakaoğlu (TA2AI-SK), Hüseyin Özdurusu (TA2GF-SK), Halil İbrahim Akkaya (TA2BD). Ayakta ikinci sıra Muzaffer Soğukpınar (TA2DG), ?, ?, ?, ?, Cüneyt xxxx (TA2xx), Halil İbrahim Akkaya arşivinden.


Tabii, tabii… Unutmadan bir şey soracağım. Fiyat Tescil Dairesi diye bir daireden bahsettiniz. Artık herhalde yok böyle bir kurum Türkiye'de. Ne iş yapıyordu burası?

Odalar Borsalar Birliği'nin birliğine bağlı ve İstanbul'da şubesi olan bir Tescil Tetkik Dairesi idi. Bu resmî bir daire, ithal malları için. Merkezi Ankara’daydı. Yurt dışından gelen, ithal malların fiyatlarının incelenmesi ve onların tespit edilmesiyle ilgili bir daire. Ben orada fiyat uzmanı olarak çalışıyordum ve gelen elektrikle ilgili yurt dışı mamulleri, imalatların fiyat yönünden tescilini yapıyordum. Fiyatlarının karşılaştırmasını yapıyordum. Türkiye'ye ithal edilmesi uygun mu değil mi onu tescil ediyordum. Cihazların faturalarını mukayesesini yaparak Türkiye fiyatlarına uygun olup olmadığını kontrol ediyordum. Uygun değilse ya da ne bileyim çok döviz gerektirirse o zaman tescil vermiyordum, ithal edilmiyordu

Anladım. Çünkü bildiğim kadarıyla çok sert bir ithalat rejimi varmış. Yani mesela herhalde elektronik komponentler. İşte amatör telsizcilikte kullanılabilecek şeyleri filan da bulmak çok zormuş o zaman.

Benim konularım içerisinde el aletleri de vardı. Tornavidalar, testereler falan. Bunlar da Türkiye'de imal edildiği için, Türkiye'de imalatını da korumak açısından yurt dışından gelen cihaz el aletlerine sınırlama konuluyordu... Orada bir süre çalıştım. Sonra askere gittim. Ben askerden geldikten sonra da o daire çalışmaya devam etti. Yeri de Tünel'deydi o zaman.

Aslında yararlı bir şey. Peki o zamanlar mesela amatör projeler için malzeme temini etmek zor muydu sizin için? Yani aradığınız şeyi bulabiliyor muydunuz Türkiye'de? Ve nasıl yapıyordunuz yoksa?

Parçaları temin edebilmemiz için... Karaköy'de Selanik Pasajı vardı. Bir de Balıklı Han vardı... Onun dışında alet falan almak istersek Doğubank İş Hanı’na gidiyorduk, mesela ölçü aletleri için...

Biraz da TRAC dergisinin çıkarılmasıyla ilgili sormak istediklerim var. Siz “şemalarla uğraştım” dediniz ama herhalde birileri de yazılarla uğraşıyordu.

O zaman cemiyet üyelerinden Dündar Sabis, Eşref Adalı, Oruç Bilgiç.. Avni Morgül yazı ve şemalar hazırlarlardı. Son üçü zaten İTÜ’nün “zayıf akım” bölümünde okuyordu. O zamanlar elektronik bölümü yoktu. Zayıf akım-kuvvetli akım diye ayrılıyordu. Onlar zayıf akım kolunun yüksek frekans bölümünde oldukları için zaten meslekleri oydu. Onun haricinde de elektronik bilgisi olan amatör arkadaşlar yazılar hazırlıyorlardı. Mesela Bahri Kaçan’ın “nasıl amatör olunur?” diye bir serisi vardı.

Anladığım kadarıyla önce sizler dergiyi çıkarmışsınız. Sonra Veysel Güleryüz, bir yayınevi kurarak profesyonelce çıkarmaya başlamış. Ardından 1983 sonrası Salim Ünüver döneminde yine sizin de olduğunuz bir ekip çıkarmış TRAC dergisini.

Veysel Güler de hazırlardı. Veysel Güleryüz İstanbul şubesi kurulmadan evvel genel sekreter olarak görev yapıyordu. Dündar Sabis, ağabeyim (Mehmet Akkaya) ve diğerleri bırakınca basım işini o üstlendi ve özel firma kurmak suretiyle, özel firması adına dergisini çıkarmaya başladı. Cemiyete dergi başına ücret ödüyordu, çünkü yazıları yine TRAC üyeleri hazırlıyordu. Sonra o kısım da TRAC’dan ayrıldı, yazıları Veysel Güleryüz kendi başına hazırlar oldu.

Sanırım o zaman derginin adı da değişmiş. Radyo-Televizyon Elektronik olmuş derginin adı...

Evet öyle bir değişiklik yapılmıştı.

Anladım ki sonradan artık 80'lerde bir noktada dergi çıkmaz olmuş. Niye çıkmadı? Halil İbrahim Abi niye devam etmedi? Çünkü şöyle ilginç bir şey var. TRAC büyümüş, çok daha fazla üyesi olmuş. İşte kanun çıkmış. Radyo amatörlüğü legal olmuş... Ama mesela bir yayını kalmamış. Niye böyle oldu?

Genel merkezin TRAC Genel Merkezi'nin kararına bağlı. Yazı hazırlayacak eleman bulunamadı.

Niye öyle sizce? Yani mesela elektronikle ilgilenen insan mı kalmadı? Ya da amatörler kendi devrelerini kendileri yapamaz mı oldular? Bununla ilgilenmez mi oldular yani?


TRAC Dergisi yayın kurulu, Ocak - Şubat 1985


1970’ler için söyleyeyim, Örneğin Avni Morgül, Eşref Adalı, Oruç Bilgin mezun olduktan sonra akademisyen olarak göreve başladılar. Akademisyen olunca bu yazı işlerini yetiştiremediler. Bıraktılar. Ercan Tuzcular vardı, o hazırlıyordu. O da öğrenci olarak Avusturya'ya gitti... Çıkarılamaz oldu bir şekilde.


Ferdi Kınaçav'ın 1995 yılındaki Türkiye ziyareti sırasında  TRAC İstanbul şubesinde çekilmiş olan bir fotoğraf. Soldan sağa Halil İbrahim Akkaya (TA2DB), Selim Canbeken (TA2DS-SK), Ferdi Kınaçav (TA3IWR), Bahri Kaçan (TA2BK-SK), Tahir Songelen (TA1BJ). Ferdi Kınaçav arşivinden.

Anladım. Peki hala vaktiniz varsa bir şey daha sormak istiyorum size. 60'lı, 70'li yıllarda sanırım amatör telsizciliğin yasallaşması için kanun teklifi hazırlanmış, ama sunulamamış ya da kabul görmemiş. Bunu hatırlıyor musunuz?

Ben radyo amatörleri amatörlüğe başladığım zaman 3222 sayılı Telsiz Kanunu vardı. Bu kanuna göre her türlü manyetik elektromanyetik dalga yayınlanması işi devlete aitti. Devletin müsaadesi olmadan hiç kimse özel ya da kamu, yayın yapamazdı. O zaman işte polisin, askerin yayınlanması için de resmi daire olduğu için Bakanlar Kurulunun kararına bağlıydı. O dönemde radyo amatörlüğünü ilk açan Bedii Ezgi olsun, Dündar Sabis olsun veya diğerleri de bunun değiştirilmesi için uğraşmışlar ama mümkün olmamış ve radyo amatörlüğü yasağı sürmüş. 1982’den sonra radyo amatörlerinin ve Turgut Özal’ın girişimiyle hükümete kabul ettirildi. 1982’de bu taslak yasalaştı. 1983’te yönetmeliğin çıkmasıyla radyo amatörlüğü serbest bırakıldı. İlk defa 1983’te amatör sınavları açıldı. Ben 83'te giremedim. 84'teki telsiz sınavına katıldım Ankara’da. TA2BD çağrı işaretini aldım. İllegal dönemdeki işaretim TA2HIA idi.

Ağabeyiniz de sizin gibi uzun yıllar amatörlüğe devam etti mi?

Ağabeyim CB telsiz aldı. Onun dışında radyo amatör olarak yayın yapmadı ama radyo amatörü olarak ismi geçer geçer.

Genel olarak mesela Türkiye'de toplumun bizim bu radyo amatörlüğü hobisine bakışı nasıl sizce? Mesela? Yani böyle çok çeşitli şeyler söylüyor insanlar, anlamıyor bunun ne olduğunu. Ne gerek var diyen var. Casusluk mu yapıyorsunuz diyen var. Her çeşit şeyi duyuyoruz yani. Siz nasıl olduğunu düşünüyorsunuz?

Bizim arkadaşlar arasında da çok şakalaşırdık “casus musun” falan diye... Dündar Ağabey bile “casusları yakaladım, casusları yakaladım” diye gelip takılırdı bize. O gözle bakılıyordu ama ondan sonra değişti tabii. Şimdi televizyonda falan yayınlar yapılıyor o konuyla ilgili ve herhangi bir yadırgama yok halk arasında.

Sizce kanun daha önce değişmiş olsaydı Türkiye'de elektronik sanayinin gelişmesine katkısı olur muydu?

Tabii, mutlaka olurdu. Çünkü o dönemde biliyorsunuz Rusya'da komünist ihtilal sonrası her şey yasaklanmış fakat radyo amatörleri yasaklanmamış. Japonya'nın elektronikteki gelişmesi radyo amatörlerine bağlı. Çünkü radyo amatörleri kendi imkanları ile parça parça üretiyor, parça satıyor ve devamlı elektronik sanayinin gelişmesine sebep oluyorlar. Fakat Türkiye'de aksine ordunun çıkma cihazlarına, radyo amatörleri talip olduğu halde onlara verilmemiş, toprağa gömülmüş... o şekilde duyardık.

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Adını andıklarım da dahil, birçok arkadaşla radyo amatörlüğü vasıtasıyla tanıştım, arkadaş oldum. Halen de arkadaşlıklarımız sürüyor. Bazıları da maalesef aramızdan ayrıldı:

Dündar SABİS
Bedii EZGİ
Bahri KAÇAN
Ahmet SERTBAŞ
Ünal AKBAL
Tuncer TOPDEMİR
Timur KILIÇÇÖTE
Fazıl TÜRKKAN
Mehmet AKKAYA
Rüçhan ÖZATAY
Hüseyin ÖZDURUSU
Şükrü DOĞAN
Yaşar GÖÇET
Selim CANBEKEN
Yusuf KADIOĞLU
Aşil FERİ
Özcan ÖZER
Kamuran TOPAKOĞLU
Suat İŞCAN
Ömer KETENOĞLU
Yalçın KILAN
Seyfi YÜKSEL
Ahmet KAYNAK
Raşit CEYLAN
Edip İŞGÖR
Elizabet FERİ


Bir zamanlar vardılar... Şimdi yoklar. Hepsini özlemle anıyorum. Allah onlara rahmet etsin. Dünya hırsı için kimse kimsenin kalbini kırmasın, değmez.