Translate

11 October 2026

TAHİR SONGELEN (TA1BJ) İLE SÖYLEŞİ

Sevgili Can Karakurum sayesinde Türkiye'nin gedikli amatör telsizcilerinden ve TRAC'ın ilk dönem üyelerinden Tahir Songelen ile Eylül 2026'da gerçekleştirdiğimiz söyleşiyi aşağıda okuyabilirsiniz. Her ikisine de teşekkürlerimi sunarım.


Tahir Songelen TA1TS TA1BJ
Tahir Songelen (TA1BJ) - Ekim 2026


Klasik soruyu sorayım. Nasıl başladınız Tahir Ağabey?

Benim başlangıcım şöyle oldu: Ben 1955 doğumluyum. 1968 yılında biz Çemberlitaş'ta, Pierre Loti Caddesi'nde oturuyorduk. Aynı apartmanda bizden 2 kat yukarıda o zamanki işaretiyle TA1KT, Kamuran Topaloğlu ağabeyimiz vardı. O zaman galenli radyolar vardı, ağaçlar arasına tel gereriz, tahtadan kutuların içine koyarız o radyoları... Empedansı çok yüksek "iğneli" kulaklıklar vardı, onlarla dinliyorduk. Sonra tek transistörlü falan filan derken, Kamuran Ağabey de beni tanıyor tabii, "gel" dedi "haydi sana göstereyim". Onda HW-32 diye bir cihaz vardı, Heathkit. Gidip takılıyordum onun yanında. Öyle git gel falan derken hobiye başladık. Sonra işte 1968'de falan... Kamuran Ağabey "sen de gel cemiyete" dedi. Tabii bizi o zaman oraya almıyorlardı [üye olarak] yaşımız tutmuyordu ama belli zamanlarda TRAC'ın merkezine gidiyordum.

Bir ara bir boşluk verdim ama yine de 2 transistörlü, 4 transistörlü devreler yaptım. Aşağı yukarı işte 1969 yılında falan. İşte ben 14 yaşındayım, annemizden imza aldık yavaş yavaş üye olma durumuna geçtik. En sonunda oraya üye kaydettiler. O zaman cemiyet Şişhane'de idi. Ondan sonra o dönemde 1970'in başında Teşvikiye'ye, Dündar Sabis'in apartmanının en alt katına taşındı. Biz de oraya gitmeye başladık. Orada o zamanın cihazları... Hallicrafters'lar, işte ev yapımı cihazları falan vardı. İyi arkadaşlar da vardı, bizden büyük kişiler de tabii. Uzun süre gittim geldim. O arada biz Fatih'e taşınmıştık, ben kendi istasyonumu kurdum. O zamanki şartlarda tabii her şey yoktu. Bir de imkanımız da yoktu. Bir tane BC348Q alıcı aldım. Onu da TA1NC Nuri [Çatakoğlu] Bey'den almıştım. O da rahmetli oldu. İşte öyle bir girdim amatörlüğe. Sonra vericiyi toplamaya başladık. Mark-1 cihazları vardı askeriyenin... Düşük frekansta, yani 3,6–10 MHz aralığı için sanırım. 7 MHz’in üzerinde harmonikle 14 MHz, 21 MHz çalışıyordum... Sisteme bir EL84, bir 6L6, iki tane 807 koyarak "Upgrade" ettim yani [gülüyoruz]. BC348Q 18 MHz’e kadar alma yapıyordu ben de 21 MHz ve 28 MHz için ona lambalı upconverter yapmıştım. Elimde uygun Xtal olmadığından (sadece 7 Mhz vardı) 21 MHz’i bu şekilde 14 MHz’te dinliyordum. Bir gün 21 MHz’te QSO yaptığımı zannettiğim bir Alman bana “14 Mhz QSO için teşekkürler” deyince şoke oldum. Ama sonuçta bu konfigürasyon hem 14 MHz hem de 21 MHz’te alma-gönderme yapabiliyordu. Bu arada 3,5 MHz’lik kristallerle 7 ve 14 MHz çalıştığım için 14 MHz’te Amerika ile QSO yaparken Ruslar beni 7 MHz’de duyup çağırıyorlarmış onu sonra fark ettim. O yıllarda Vatan Caddesi’ndeki sayın ağabeyimiz Tarhan Temizer’in de bana çok katkısı olmuştu.

Sonra işte aynı yıllarda aşağı yukarı 1971-1972'de Alman Lisesi'nde bir hoca vardı Butkus diye. Butkus Bey bana kendi HW-32A'sini verdi. Bir yıl kadar kullanma şansım oldu. 14 MHz, sadece USB çalışıyor. Sağ olsun kendimizi azıcık geliştirdik. [Diethelm Butkus olması lazım]. O arada maniple falan da çalışıyorum ben tabii o 348Q ile falan. O zamanki propagasyon şartları da güzel. AM modunda da çok çalıştım o yıllarda AM modu amatör bantlarda yasaktı... Alma verme anahtarlarımız neydi biliyor musun? Eskiden bakalitten siyah bıçak şalterler vardı radyolarda kullanılan... Elle açar kaparsın... Bazen yorgunken şalteri alıcıya bağlarken elimizi yakıyorduk ... Tabii tane iki 6146 [lamba] var veya iki 807... 400-500 Volt var anotta. Bir de yakıyor RF olduğu için öyle yarı uykulu...



Tahir Songelen TA1TS TA1BJ
Tahir Songelen'in 70'li yıllara ait bir QSL kartı. Fotoğraf bir online müzayede sitesinden alınmıştır.

Ama en büyük şansımız Kamuran Ağabey oldu. Yani ön ayak oldu. Sonra cemiyete gidip geldikçe tabii arkadaşları tanıdık. Orada gördüğümüz insanlar o zaman hakikaten... Şimdi mesela Avni [Morgül] Bey vardı, Eşref Adalı vardı, Oruç Bilgiç vardı... Özcan Özer Bey vardı mesela, o da rahmetli oldu. Çok iyi bir çocuktu. O da İTÜ'de elektronikte okuyordu. Ondan sonra birkaç kişi daha vardı, şimdi tam hatırlamıyorum. Böyle başladık, devam ettik. Kanun çıktığı vakit ben yurt dışındaydım. Sonra buraya geldiğimde kendi işaretimi aldım. Daha evvel kaçak çalışıyordum. Hepimiz zaten ad soyadımızı kullanıyorduk. Örneğin Kamuran Ağabey, TA1KT; Nuri Çatakoğlu TA1NC; Mehmet Başak, TA1MB... böyleydi herkes. Öyle zevkli bir şekilde [amatörlük] hayatımıza devam ettik. Sonra şimdiki duruma geldik. İstanbul'da da bir istasyon kurma imkanı yoktu. Artık çok zor. Çünkü apartmanların çatıları falan filan biliyorsunuz çok pahalıya mal olduğu için... bir de insanların ekonomik durumu da yok. Yani öyle hani çatı yaptıralım vb. istemiyorlardı? Kuramadık. Sonra Tekirdağ'a geldim, 5 sene kadar oluyor. Burada rahat oldu. Bahçem var, kendim oralarda bir şeyler yapıyorum.

Çok güzel ağabey. Peki bir şey sorayım: Siz derneğe 13 yaşında sonuçta bir çocuk olarak gittiniz. Nasıl karşıladılar sizi?

Çok güzel karşıladılar, çok ilgilendiler ama o zaman bize söylediler: "18 yaşını doldurmuş olman gerekiyor". Yani "üye olamazsınız ama kapımız açık, cemiyet açık olduğu sürece istediğiniz vakit buyurun gelin" dediler. Teşvik ettiler bizi. Yani çok güzel bir ortam vardı. Sonraki dönemlerde işte Dündar Ağabey'in Teşvikiye’deki yerinden Beyazıt'ta bir binanın 4. katına taşındı Cemiyet. Veysel Bey vardı, Veysel Güleryüz, TRAC Dergisi’ni çıkartıyordu. Kitap da çıkartıyordu. Biz de yardım ediyorduk, alıyorduk, dağıtıyorduk falan. Kitaplar o zaman ucuz şeylerdi tabii. 5 lira, 8 lira... Sonra satılmayanların çoğu geri gidiyordu zaten fazla alan da yoktu. İşte öyle bir dönem geçti orada. Sonraki dönem Sultanahmet'e gitti Cemiyet. Orada bir apartmanın birinci katında kaldık uzun süre. Öyle işte... Zaman nasıl geçti anlamadım.


Tahir Songelen TA1TS TA1BJ
1972 TRAC Genel Merkezi (Cağaloğlu) önünde.  Soldan sağa doğru Dündar Sabis, başkan,
 TA1DS (TA1AQ-SK), Oruç Bilgiç (TA1OB), Nuri Çatakoğlu TA1NC (TA1Q), Tahir Songelen TA1TS (TA1BJ), 
Veysel Güleryüz TA2VG (TA2AJ), K. Mehmet Başak TA1MB (TA1D), Halit Yetkin TA1HY-SK.
Oturanlar soldan sağa kurucu başkan Bedii Ezgi TA1BE  (TA1BK-SK) ve Cihan Emre (TA3BE)
K.Mehmet BAŞAK arşivinden (www.ta1d.com)


Tahir Ağabey, şu fotoğraf Sultanahmet'te mi çekilmiş?

[Fotoğrafı inceliyor]. Tamam tamam. İşte bak Dündar Ağabey var onun yanında, Oruç Bilgiç, Nuri Çatakoğlu... Onun yanındaki de benim.

Şu sizsiniz değil mi? Uzun saçlı olan?

Evet evet. Yanımdaki Veysel Güleryüz, sonra Kadri Başak... bu Halit Yetkin... Çıkar bir çağrı yapardım bantta, Amerika gelirdi. Halit çağrı yapınca hep Avrupa İstasyonları hücum ederdi. “European DX’er” derdik o yüzden... [gülüyoruz] Bu kişi Cihan Emre. Öndeki de bu işin kurucusu Bedii Bey. Evet Sultanahmet burası (Cağaloğlu, Ferhan Yücel Apartmanı).


Tahir Songelen TA1TS TA1BJ
Bazı farklarla aynı kare. Soldan sağa doğru Dündar Sabis, başkan,  TA1DS (TA1AQ-SK), Veysel Güleryüz TA2VG (TA2AJ), Nuri Çatakoğlu TA1NC (TA1Q), Oruç Bilgiç (TA1OB),K. Mehmet Başak TA1MB (TA1D),Nuri Çatakoğlu TA1NC (TA1Q), Tahir Songelen TA1TS (TA1BJ), Seza Arkat (TA2SA - DJ0ZG), Arman Şapçı, ?? Oturanlar soldan sağa ??, kurucu başkan Bedii Ezgi TA1BE  (TA1BK-SK), ??


Ben Veysel Bey'in izini buldum. Veysel Bey İstanbul'un tarihiyle ilgili aylık bir dergi çıkarıyor. Şu anda çok da aktif biliyorum ama e-mailime cevap vermedi. 

Söylerim ben. “Böyle böyle bir arkadaş var işte Kanada'da böyle bir şey çalışması yapıyor” diye.Kendisi yüksek kimya mühendisidir, çok dolu bir insandır.

Zaten yıllarca elektronik üzerine yoğunlaşan bir yayınevini yönettiğine göre… Bilgi birikimi olan birisi olduğu belli.

Şimdi şöyle, o dönemde büyüktü bizden ama biz onunla beraber çok bulunduk. Meraklıydı çok. TRAC Dergisi’nde çıkan yazıların birçoğunu kendi hazırlıyordu zaten. Kendi tercüme ederdi, lisanı falan da vardı. Bilgili bir insandı, elektroniği de iyiydi.

Ben de kitabını almıştım amatörlüğe başlarken, 30 yıl kadar önce. Elektroniğe giriş kitabı vardı. Tabii o zaman kim olduğunu bilmiyordum. Hâlâ piyasada bir sürü kitabı var onun. Ararsanız bulursunuz.

Böyle insanlar kalmadı Türkiye'de, potansiyel değişti. Sistem değişiyor çünkü. Amatörlerde de bak herkes dijital modlara kaydı mesela.

Bunu en sonda soracaktım ama, söz açılmışken, Tahir Ağabey ne düşünüyorsunuz bu konuda? Çünkü bilgisayar bilgisayarla konuşuyor. Ben akşam gelip neticeye bakıyorum. Ben bundan ne anladım? Bir de mesela bu modlar kötü propagasyon, yüksek gürültü şartları için düşük güçle çıkılacak modlar. Yani 1 watt. 2 watt. 5 watt… Kişi 100 watt bağlıyor. “Ben Antarktika ile görüştüm” diyor. Sen görüşmeyeceksin de kim görüşecek zaten? Burada, K.Amerika’da da öyle yani herkes FT8 sabah çıkarken bağlıyor, akşam geliyor bakıyor.

Ya zaten Amerika'da bile adamlar amatörlük bitiyor diye bütün liselere, okullara devamlı adamlar gidip geliyor. Mesela şimdi çıktı biliyorsunuz ben de kurdum bir tane, QO-100 uydusu... O kadar zevkli değil zaten. Bu işin özü CW, maniple olmadan amatör olamıyorsun ama şimdi o safhalar geçiyor artık. Yani kalmıyor.

Elektronik öğrenmeden, elektronikle bir şey yapmadan montaj işte kendi kendine bir şeyler en azından basit de olsa bence olmuyor amatörlük. O zaman bir şey yapmış olmuyorsun. Cep telefonu kullanmak gibi, bir şey öğretmiyor çünkü. Bilgisayarla birleştirirse işte yani programlamalı bir şey, yazılımlı falan bir şey olsa uğraşıyor da oluyor ama yani oturup da ciddi elektronik ve analog elektronik öğrenmek yok yani onunla uğraşan pek çıkmıyor.

Vallahi ben hala evde uğraşıyorum. Balunlar yapıyorum, antenler vs... Analog elektronik bitti. Analog şeyler, lineer şeylerle analog op-amplar bilmemneler biliyorsunuz, piyasada arasan bulamazsın. Her şey dijitale döndü. Ama dijitali bilenler de var Türkiye'de. Çok iyi bilen insanlar var. Ama işte bu iş aslında SWL’den başlıyor. Sonra yavaş yavaş manipleye geçiş. Eski iyi amatörlerin birçoğu maniplecidir. Yenilerde yok ama... Mesela JARL’ın bir tane yarışması vardı, her operatör yaşını veriyor. Bir Japon amatör çıktı, kaç verdi biliyor musun? 101. 101 yaşında adam! Yani 80 yıllık amatör en aşağı herhalde…

Tahir abi şimdi 1970’lere geri gideyim. TRAC'ta sizi iyi karşıladılar. Kamuran Bey çok destek oldu. Peki aileniz veya çevreniz nasıl karşıladı?

Olumluydu. Hiç engel olmadılar. Teşvik ettiler, mesela alıcıyı rahmetli annem almıştı bana.

Onu soracaktım, yani buna gereksiz masraf, külfet falan diyen olmadı.

Öyle görmediler. Evet aldılar, hemen aldılar. Zaten dinliyordum. Böyle 4 transistörlü devreler vardı. Onu da Çemberlitaş’ta, üniversitenin kurulan bit pazarından almıştım. Sahafları bilir misiniz? Sahafların oraya Yugoslavlar gelirdi, o Yugoslavlar minik 4 transistörlü kartlar yapmışlardı. PCB'ler. OC74 gibi eski transistörlerle. Biz onları alırdık, işte girişine filtre yapardık, bobin vs., oradan kısa dalga dinlerdik...


Tahir Songelen TA1TS TA1BJ
Tahir Songelen'in 70'li yıllara ait başka bir QSL kartı. Fotoğraf bir online müzayede sitesinden alınmıştır.

                                             

Anladım, aileden de destek gördünüz. Peki bu teşvikin eğitim hayatınızda ve sonrasında meslek seçiminizde etkisi oldu mu?

Oldu esasında... Ben İTÜ mezunuyum, meteoroloji mühendisiyim. Hedefim de hep İTÜ’ye girmekti zaten, 1974 sonunda liseden mezun oldum ve İTÜ’ye girdim (Gümüşsuyu). Esasında bayağı yüksek bir puanla girdim ama yanlış bir tercihten dolayı meteorolojiye kaydım.

Meteorolojiye gittiniz, elektronikle ilgili bir bölüme değil, ama yine de amatörlük bitmedi.

Bitmedi. Ben üç yıl kadar Amerika'da, New Orleans’ta kaldım. Öğrenci vizesi ile gittim. I-20 diye bir vize vardı. Orada bir okula yazılmam gerekiyordu, community college diyorlar. Orada bir arkadaş vardı, sağolsun o da okuyordu. Ben buradan ona para gönderdim, o da gitti benim adıma parayı ödedi, oraya kaydoldum. Gittikten sonra orada İngilizce dersleri de aldım, elektronik de.... Sonra da University of New Orleans’a geçtim. Orada elektronik dersleri aldım.

Türkiye'de öğrenciliğinizi bitirip mi yaptınız bunu? Ne vesileyle? Kendinizi geliştirmek için mi gittiniz yoksa bir şekilde kalırım diye mi düşündünüz?

1989-1990’da. Esasında kalırım diye değil yani dedim. Göreyim gideyim bakayım nedir kardeşim? Merak ettiğimden gittim yani. Sanırım 1992-1993 gibi de döndüm. Bak o günlerden bir şey anlatayım: Eski çağrı işaretimle yanımda QSL kartlarımı da götürmüştüm. Benzin istasyonuna geldim, baktım bir tane eski araba, arkasında çağrı işareti var W\... bilmem ne. Adama gittim “ben de amatörüm” dedim, gösterdim kartı. Çok sevindi “çok güzel” dedi, “memnun oldum” falan filan, “biz bir yerde toplanıyoruz hafta sonları, gelir misin?” dedi. Bir adres verdi bana. “Gelirim” dedim. Neyse tabii biz burada Amerikalı amatörleri görüyoruz dergilerde, QST, CQ vs. Her şey böyle mükemmel, dört dörtlük cihazlar, istasyonlar. Oraya bir gittim, affedersin kimsenin giyecek pantolonu yok. Cihazlar kocaman [eski] cihazlar, hepsi acayip yaşlı yaşlı adamlar. Hani motorcular olur ya… böyle bir birahane gibi düşün, içeride müzik çalıyor. Beni gördüler, bir sevindiler falan. “Sen de gel işte” dediler ondan sonra biraz kaldım. Birkaç tane QSL kart dağıttım. Ben de o zaman bakıyorum “yahu biz de sanıyoruz hepsi zengin”, halbuki güney eyaletleri çok fakir. Mesela benim zamanımda ortalama saat ücreti 3,5 dolar mıydı neydi? Düşünsene. Ama aynı dönemde kuzeye çıktığın vakit 17-18 dolara kadar çıkıyordu ücretler.

Anladığım kadarıyla, üniversite yıllarınız dahil amatörlüğü hiç bırakmamışsınız. Yakalanırım, polis gelir vb. gibi korkularınız oldu mu?

Hiç olmadı, olmadı. 1970 yılında bile ben Fatih'te otururken evimde istasyon vardı. 1980’de de vardı. Kimse gelmedi bana. Kamuran Ağabey’lerde biraz problem oldu ama onlara da bir şey olmadı.

Çok ilginç. O dönem böyle kovuşturmaya uğrayanların listesine baktığım zaman herkes yok. Yani sadece belli bir küçük bir gruba gitmişler. Bir ihbar mı oldu, başka bir şey mi oldu yoksa göstermelik mi yaptılar onu anlamak zor.

Yani bence onu azıcık da bu işi yapanların bilgisizliği oldu bir yerde ve kim vurduya gitti derler ya, onun gibi bir şey. Evet, mesela bir çocuk vardı İzmir'de, şimdi çağrı işaretini hatırlamıyorum. İzmir'de NATO karargahındaki bir yabancı asker bu çocuğa cihaz vermiş. Ondan sonra bunu yakaladılar. Hürriyet gazetesinde yazdı: “Bütün dünya ile konuşabilen çok kuvvetli cihazlar yakalandı” falan filan. Onu veren adam Amerikalı asker, yardım olsun diye vermiş. Anlatabiliyor muyum?

Bu olayın yılını hatırlayabiliyor musunuz?

Şimdi yalan olmasın ama şöyle söyleyeyim. 73 olabilir. Şimdi soracak kimse de yok. Neden? Kamuran Ağabey rahmetli oldu. O bilirdi, tanıyordu çünkü.

Anladım. Ama genel olarak bir korkunuz yoktu yani. Devam ettiniz yapmaya hiçbir şekilde.

Hiçbir korkumuz yoktu tabii. Kimse de bize hiçbir şey yapmadı. Öyle, mesela yakalanan arkadaşlarımız serbest kaldı. Biliyorsunuz değil. Nuri'yi de yakaladılar. O arada birkaç kişiyi daha yakalayıp serbest bıraktılar. Sıkıyönetim mahkemeleri bir şey yapmadı.

Siz 1983’te yönetmelik çıktıktan hemen sonra mı girdiniz sınava?

Yok ben girmedim uzun süre. Çünkü o zamanlar ben gemide çalışıyordum elektrikçi/telsizci olarak. Sonra geldiğim vakit aldım.

Anladım, anladım yani Türkiye'nin dışındaydınız o zaman. Gemide çalışırken.

Gidip geliyordum. Zamanım olmadı, ilgilenmedim de fazla. O zaman başka şeylere bakıyorduk işte. Çalışma hayatı. Unutuldu gitti. O arada tabii kopmadık. Yine giriyorduk cemiyete ara sıra. Galiba 1986’da aldım lisansımı. Bir de mesela ben o zaman gemiden de çalıştım.

Onu merak ettim. Orada gemide telsiz var sonuçta.

Oradan da çalıştım, iki iş yapıyordum orada. Hem telsizciydim hem de elektrikçiydim. Gemide çalışmak zorunda kaldım. Bir dönem de Karaköy'de bir dükkan açtık, TA1ZB Metin [Kutlu] arkadaşımızla. Birlikte Quad anten falan yapmıştık zamanında. İşte o arkadaşla beraber telsiz teknik servisi veriyorduk. Örneğin, eskiden İmralı’da açık cezaevi vardı. TEM diye bir firma vardı Türkiye’de, onların ürettiği cihazların bakımı bağımsız yapıyorduk. Oraya telsiz sistemi kurmuştuk. Bir tane de Sağmalcılar Cezaevi’ne koyduk. Bunlar 3,5 MHz'te kendi aralarında konuşuyorlardı. Onların cihazlarının tamirini vb. yapıyorduk. Sonra işler azalmaya başlayınca ayrılıp gemiye gittim. Öyle hayatımız oralarda geçti o dönemde.


TA1BJ TA1TS Tahir Songelen - TEM SSB Telsiz
TEM SSB Telsiz. Fotoğraf Tolga Anıl (TA2ANL) tarafından OSTİM'de çekilmiş olup telsizciler.org web sayfasından alınmıştır. Kaynak URL: http://www.telsizciler.org/index.php/topic,33048.0.html


Bu arada bir detay olarak sorayım. Ben gördüm o telsizlerden birinin hurdasını, merak ettim ama hiçbir bilgi yok internette. TEM firması kimindi? Tam Türk malı mıydı yani? Kim üretiyordu onları?

Türk firmasıydı. Kasımpaşa'daydı ama ben onun detayını hatırlamıyorum. Onlar bu 3,5 MHz’te çalışan SSB yapıyorlardı. Yalnız orada çalışan bir arkadaş vardı, Engin Ertekin, o da amatördü. Galiba o da rahmetli oldu. Bir ara Fazıl Bey de çalıştı galiba orada, Fazıl Turkan, TA2FM. Firmanın sahibi kimdi bilmiyorum ama Türk olduğunu biliyorum.

Tahir Songelen TA1TS TA1BJ
Soldan sağa Benal Göğ (TA8ABG), Mesut Şengezer (TA8P), Tahir Songelen (TA1BJ), sağında Bilal Ekmekçi (TA8A). Fotoğraflar 2012 yılında Gazientep'te meteoroloji balonu ile anten çalışması sırasında çekilmiştir. Kaynak URL: http://www.telsizciler.org/index.php/topic,22397.msg59096.html#msg59096



Tahir Songelen TA1TS TA1BJ
Tahir Songelen (TA1BJ), Emin Bora Demirel (TA2FE)



Tahir Songelen TA1TS TA1BJ
Tahir Songelen (TA1BJ), Orhan Kuyucu (TA8K)


Peki siz bu gemi işinden mi emekli oldunuz? Yani son yaptığınız mi oldu?

Hayır, burada bir Alman firmasının Türkiye mümessili vardı. Onlarda gemilerde navigasyon ve komünikasyon işlerinde çalıştım. Makine kontrol ve otomasyon sisteminde çalıştım. Eğitime gittim. Almanya'da SAM elektronik diye bir firma var [Wärtsilä SAM Electronics], onun mümessili. 17 yıl onlarla çalıştım.

Peki bir şey soracağım Tahir Ağabey. Eski dönemle şimdiki dönemi karşılaştırırsanız ne gibi farklar görüyorsunuz?

Vallahi şimdi şöyle söyleyeyim, eskiyle bugün arasında esasında büyük fark var. Şimdiki şartlar daha değişik. Cihazlar daha ucuzladı. Herkes özellikle el telsizlerini çok kolay ediniyor. QRP cihazları çok ucuza, kendileri de yapabiliyorlar. Eskiden öyle bir imkan yoktu. O zaman oradan buradan, askeriyeden, çıkma cihazları alıyorduk. Tabii insanlarda ithal edecek güç de olmuyordu. Dışarıdan getiren insan çok azdı. En çok getirilen işte bu HW-32'ler oldu. Bir de HW-100 vardı maddi durumu iyi olanlar getiriyordu. Şimdi öyle değil ki, adam gidiyor 100 dolar, 200 dolar veriyor. El telsizi alıyor, 300 dolar veriyor, HF cihaz alıyor. Bir de eskiden böyle bu işlerle uğraşanlar belli safhalardan geçiyordu. Yavaş yavaş ilerliyordu. Şimdi öyle değil ki, diye pat diye işin içine girdiği için…

Eskiden elektronik olsun, diğer konularda olsun daha bilinçli olarak mı yetişiyordu amatör telsizciler? Şimdi kolay giriyor, kolay sıkılıyor ve çıkıyor.

Tabii daha bilinçli yetişiyordu. Ama o zaman dediğim gibi hep analog devreler vardı. Şimdi dijitale geçtik. Dijitalde de şimdi çok bilgili çocuklar var, onları yetiştirenler. Ama Türkiye'de bu işlerle uğraşan insan çok az. Şimdi Amerika'da 700-800 bin tane amatör var. Bizde kaç tane var saysak, ve çoğu da [havaya] çıkmıyor ki. Lisansı olup çıkmayanlar var. İşareti var, çalışmıyor. Konuşan yok.


Tahir Songelen TA1TS TA1BJ
Bahçesindeki vertikal ve delta loop antenlerle Tahir Songelen (TA1BJ). Tekirdağ, Ekim 2026


Siz konuşuyor musunuz mesela? Düzenli olarak konuştuğunuz bir röle, katıldığınız bir çevrim var mı?

Sürekli yok. Zaman zaman çıkıyorum... Tamam çok cemiyet kuruldu ama şimdi de cemiyetler kendi aralarında çatışma halinde, insanlar cemiyetlerin içinde çatışma halinde oluyor. Eskiler öyle değil, TRAC'tan başka cemiyet yoktu. Kenetlenmişti birbirine. Herkes birbirine yardım ediyordu ve çok değerli insanlar vardı. Gerçek söylüyorum, cemiyette çok değerli kişiler vardı. Hepsi zaten profesör oldu. Şimdi öyle insanlar da gelmiyor ki cemiyete. Eline bir tane telsiz alan abi geliyor. Ama maalesef yapacak bir şey yok Çağlar Bey. Bazısı üç beş tane cihaz taşıyor mesela... Sağ cebinde, sol cebinde, ön cebinde... Bu kadar sene amatörlük yaptım el telsizini alıp da dışarıda dolaşmadım [gülüyoruz].


01 October 2026

REVIEW: HAKKO FX-888DX SOLDERING STATION

The Hakko FX-888DX is a durable soldering station that comes close to professional-grade models while still being a practical choice for hobby electronics. After years of using inexpensive pencil-type soldering irons, I finally decided to move to a better soldering station, mainly because I wanted better temperature stability, higher-quality tips, and readily available replacement parts. My final choice came down to the Weller WE1010NA and the Hakko FX-888DX, and I eventually went with the Hakko.

Rather than simply listing the FX-888DX's technical specifications, in this article I will try to evaluate it from the perspective of actual hobby electronics use. I'll explain why I chose this particular model, what I see as its advantages and disadvantages compared with the Weller, the T18 tips it uses, its temperature control, and what I have liked—and found lacking—after using it for a while.

Bu yazının Türkçe versiyonunu buradan okuyabilirsiniz.


Hakko FX-888DX
Hakko FX-888DX in “Titanium Silver.”,  FH800-05SV stand and FX8801-02 soldering iron.


Why Did I Decide to Buy a New Soldering Station?

I probably don't need to explain to anyone involved in hobby electronics how important a good soldering iron is for making reliable connections between components or between components and PCB traces.

Despite knowing this myself, over the years I did a lot of soldering with irons that could almost be described as disposable, along with a few somewhat better-quality ones. While I was living in Turkey, I took what seemed like a “giant leap” and bought a soldering station that was a clone of the Hakko 936, and I was actually quite happy with it. Unfortunately, like much of my other equipment, I couldn't bring it with me when I moved to North America. In any case, its transformer had a 220 V primary winding, so it wouldn't have worked here.

Since then, I had been making do with simple temperature-controlled pencil irons with built-in thermostats. Unfortunately, the problems with these never seem to end. They struggle to maintain a consistent temperature, there is too much distance between the ceramic heater and the tip, and heat transfer is poor. The body gets extremely hot while the tip remains relatively cool.

As a result, you constantly end up setting the thermostat higher than it should really need to be. Eventually the heater burns out. Tip quality is another problem. No matter how carefully you clean and tin them, they become useless surprisingly quickly. The fact that these irons are inexpensive doesn't really make this acceptable. A tip that rapidly oxidizes and becomes unusable is simply frustrating.


Hakko FX-888DX
Hakko FX-888DX — side view.


Which Soldering Stations Did I Consider?

After throwing away my third cheap soldering iron, I decided it was time to save some money and invest in a decent one. Once I started researching the market, I found that I basically had several options:

  • Digital soldering stations from unknown brands sold on online marketplaces. Many of them look quite impressive, but I concluded that apart from having a digital user interface, most are still relatively basic stations and probably not particularly durable in terms of build quality. Prices were generally around CAD 50–100.
  • A used soldering station from an established manufacturer such as Weller, Hakko, JBC, ERSA or PACE. It was possible to find these at reasonable prices on online marketplaces, but many of them were physically quite worn, which made me hesitant. Another issue was that older models could have tips or replacement parts that were difficult—or sometimes impossible—to find. In the end, I gave up on this option. Prices were roughly CAD 50–150.
  • Rechargeable pencil-type soldering irons, which I tend to think of as the “new generation.” Their relatively low power, the fact that many come from manufacturers I don't know, and uncertainty over whether replacement tips will still be available in the future put me off. My impression is that these are more useful for things like repairing smartphone or computer PCBs with SMD components than for general-purpose electronics work. Perhaps that's just my prejudice. They aren't particularly cheap either, generally costing CAD 50–150.
  • Entry-level stations from Weller or Hakko. These made the most sense to me. The first reason was simply that their quality is well established—even though some people argue that it isn't quite what it used to be. I also repeatedly came across users who had kept these stations for at least five years, and quite often ten years or even longer. In addition to their durability, the likelihood of being able to buy tips, heaters, soldering irons and other replacement parts well into the future was what finally convinced me. Prices generally range from CAD 100–400.

Weller WE1010NA soldering station.

Hakko FX-888DX or Weller WE1010NA?

In the end, I decided to choose one of the Weller or Hakko models that would be more than adequate for hobby use. Once I factored in my budget, the choice came down to Weller's WE1010NA and Hakko's FX-888DX.

As you can probably imagine, I went through just about everything I could find about both stations online, including user reviews and videos. I finally made up my mind after watching Dave Jones compare the two stations, and I bought the Hakko. My reasons were basically these:

  • First of all, neither station has an overwhelming advantage over the other. I'm quite sure the Weller would have done the job perfectly well too. If you watch Jones's entire comparison, you'll probably come to a similar conclusion. Their prices are also very close.
  • The Hakko seems to recover a little faster than the Weller when the tip temperature drops. Since I'm not working on a production line, this isn't critical for me, but faster thermal recovery is still nice to have.
  • I've been using Hakko-clone soldering irons and tips for a long time. Hakko's irons are slightly slimmer, and I find them more comfortable to work with.
  • The Weller station takes up almost 50 percent more space. My work area is small, so that was a disadvantage for me.

So I finally bit the bullet and bought the Hakko FX-888DX for CAD 195 including tax. I had been watching the price for quite some time. As luck would have it, Amazon discounted it that week, and so did many other online sellers.

This time, however, instead of buying from Amazon I decided to support a local Canadian retailer and ordered it from BE Electronics. They delivered it from Calgary to Montreal in two days—that's roughly the distance from Istanbul to Dublin!—and I also dealt with a very helpful customer service representative.


Hakko FX-888DX
An AA battery is included in the photo to give a better idea of the station's size.

Hakko FX-888DX Technical Specifications

The technical specifications of the station are as follows:

  • Total power consumption: 100 W
  • Temperature adjustment range: 50–480°C
  • Temperature stability: ±1°C
  • Station operating voltage: 26 V AC
  • Soldering iron power consumption: 65 W
  • Soldering iron operating voltage: 26 V AC
  • Heating element: Ceramic
  • Tip-to-ground resistance: Less than 2 Ω
  • Tip-to-ground potential: Less than 2 mV
  • Station dimensions: 100 × 120 × 125 mm
  • Station weight: 1.2 kg
  • Soldering iron length: 217 mm with T18-B conical tip
  • Soldering iron weight: 46 g
  • Soldering iron cable length: 1.2 m

As you can see in the photos, the box contains the station, soldering iron, iron holder, one chisel tip (T18-D16), a sponge, and a brass-wire tip cleaner.

I should also mention that it came with an exceptionally well-prepared instruction manual. It includes a troubleshooting guide as well as the model numbers for all the station's parts, which means you can order replacements directly from Hakko without worrying about whether you're buying counterfeit parts.

I found the original tip a little too wide for my needs—the D16 is 1.6 mm wide—so I also bought the narrower 1.2 mm T18-D12. I used to work almost exclusively with conical tips, but I've come to prefer chisel tips because their larger contact surface transfers heat more effectively. I may eventually buy a very fine tip as well and keep it for SMD work. The tips cost around CAD 7–15, but considering their service life and how well they solder, I think they are economical in the long run.


Hakko FX-888DX  FH-8801
FX-8801-02 soldering iron supplied with the station.


The soldering iron itself is basically the same design as the Hakko-clone irons I've used before—which is hardly surprising! Its part number is FX-8801, and I believe it is also compatible with some older stations such as the 936. The tip slides over the heater, which remains exposed for roughly half its length. A protective sleeve then fits over the tip and is secured to the body with a specially shaped retaining nut.You cannot change these tips with your bare hands while the iron is hot; you need to hold that nut with pliers.

One detail I particularly liked is the high-quality, soft silicone-insulated cable. Because it bends easily, it is also less likely to sweep things off the workbench as you move the iron around.

Hakko uses a DIN-type connector between the iron and the station. It seems to have a little play when you move it, but once connected it is difficult to pull out and certainly isn't going to disconnect by itself.


Hakko FX-888DX  FH-800
Interior of the FH-800-05SL soldering iron stand.



Hakko FX-888DX  FH-800
Interior of the FH-800-05SL soldering iron stand.


The Hakko FX-888DX Station and Its Design

The supplied soldering iron stand matches the color of the station. It has a holder that allows the iron to sit comfortably while keeping it securely in place. Below it, at the front, is a deep grooved compartment for the damp cleaning sponge. At the rear is a tip-storage compartment accessible through a cover underneath the stand. Behind the sponge area there is another compartment for the brass-wire cleaner, and the same bottom cover provides access to that section as well.

Overall, I find the stand sturdy. It doesn't wobble or slide around, and its dimensions are relatively compact.

As for the station itself, as you've probably already noticed, its shape is... a little strange. :) Hakko commissioned the design from a well-known Japanese industrial designer, whose signature is embossed on the underside of the case. Once I got used to it, I actually started to like the design. I also chose the metallic gray version. The other two color combinations—canary yellow and blue/yellow—weren't really for me. That's purely a matter of taste. 

I've placed an AA battery beside the station in some of the photos to give you an idea of its size. It really takes up very little space.

The power switch is located on the right side. The three-digit LED display on the front shows the temperature as well as error messages and other warnings. The rotary encoder also functions as a push button and is used both to navigate the menu and adjust the temperature.


Hakko FX-888DX  and FH-8801
Hakko FX-888DX — different colors for different tastes.


Soldering with the Hakko FX-888DX: My Experience

Operation is extremely straightforward. When you first turn it on, the temperature rises to the factory default of 350°C and stays there. If you want another temperature, simply adjust it with the rotary encoder and press the button once. The station stores that value in memory and returns to it the next time it is switched on.

There is also a preset mode. To access it, you hold down the button to enter the menu and select one of five values under the third menu option: 250, 300, 350, 400 or 450°C. Naturally, you can change these five preset values and store your own.

The station also includes a low-temperature alarm and the ability to partially or completely restrict controls with a password—for example, to prevent the temperature setting from being changed.

You can also calibrate the station by comparing the displayed value with the actual measured tip temperature and applying a correction. And, of course, the temperature can be displayed in either Celsius or Fahrenheit.

What the FX-888DX Is Missing — and My Conclusion

In actual use, I've found this soldering station practical and effective. It maintains its temperature well, and as far as I can tell, the genuine Hakko tips transfer heat significantly better than the clone tips I've used in the past.

For a hobby soldering station at this price, I think its main weakness is the lack of sleep and automatic shut-off functions. Frankly, I'm surprised that such relatively simple features haven't been included in a station like this. They can significantly extend the life of the soldering iron and its components.

I've considered building a simple intermediate circuit using an off-the-shelf timer module that would cut mains power after a period I specify, and then powering the station through that. It wouldn't be difficult, but it would have been much nicer if this functionality were built into the station's own firmware. Perhaps Hakko has reserved those features for its more expensive models.

For my own purposes, I've become convinced that the FX-888DX was a good investment. I hope time proves me right.

I also hope this article has been useful to you. May your soldering iron always stay hot!


Frequently Asked Questions About the Hakko FX-888DX

Is the Hakko FX-888DX suitable for hobby electronics?

Yes. Although the FX-888DX is also suitable for professional work, it is more than capable enough for hobby electronics users like me. Its ability to maintain temperature well, the wide availability of different T18 tips, and the availability of replacement parts are significant advantages if you're looking for a station you can use for many years.

How many watts is the Hakko FX-888DX?

The station's total power consumption is 100 W, while the FX-8801 soldering iron is rated at 65 W. The soldering iron operates at 26 V AC.

What is the temperature range of the Hakko FX-888DX?

The FX-888DX can be adjusted from 50°C to 480°C. The factory default is 350°C. It also has a preset mode with default values of 250, 300, 350, 400 and 450°C, and these values can be changed by the user.

Which tips does the Hakko FX-888DX use?

The FX-8801 soldering iron supplied with the FX-888DX uses Hakko's T18-series tips. The station comes with a T18-D16 chisel tip. I also use the narrower T18-D12. The T18 family includes a wide range of conical, chisel and special-purpose tips in different sizes.

Hakko FX-888DX or Weller WE1010NA?

Both stations are more than adequate for hobby electronics. In my case, I chose the Hakko because its tip temperature seems to recover slightly faster, its soldering iron is slimmer, and the station takes up less space on my workbench.

That doesn't mean the Weller WE1010NA is a bad choice. I don't think there is a huge performance difference between the two models.

Does the Hakko FX-888DX have automatic shut-off or sleep mode?

No. This is the most significant shortcoming of the FX-888DX in my opinion. Although the station includes features such as a low-temperature alarm, temperature calibration, presets and password protection, it does not have a sleep function or an automatic shut-off after a specified period.

Is the Hakko FX-888DX worth buying?

If you're looking for a temperature-stable soldering station that can be used for many years and has readily available tips and replacement parts, I think the FX-888DX is well worth considering.

I switched to the FX-888DX after repeatedly dealing with poor temperature control, inefficient heat transfer and short tip life with inexpensive soldering irons, and based on my experience so far, I think it has been worth the money.

Links

For a look at the Hakko FX-888DX, including an unboxing and a short overview of its operation and features, you can watch my video here.

For technical specifications, replacement-part numbers and the user manual, please click here. 

30 September 2026

DEĞERLENDİRME: HAKKO FX-888DX HAVYA İSTASYONU


Hakko FX-888DX, hobi elektroniği için alınabilecek havya istasyonları arasında uzun ömürlü ve profesyonel modellere yakın bir seçenek. Ben de yıllarca ucuz kalem havyalar kullandıktan sonra, özellikle sıcaklık kararlılığı, uç kalitesi ve yedek parça bulunabilirliği nedeniyle daha iyi bir havya istasyonuna geçmeye karar verdim. Seçimimi yaparken Weller WE1010NA ile Hakko FX-888DX arasında kaldım ve sonunda Hakko'yu tercih ettim.

Bu yazıda FX-888DX'i teknik özelliklerini sıralamakla yetinmeden, hobi elektroniğinde gerçek kullanım açısından değerlendirmeye çalışacağım. Neden bu modeli seçtiğimi, Weller'e göre avantaj ve dezavantajlarını, kullandığı T18 uçları, sıcaklık kontrolünü ve bir süre kullandıktan sonra iyi ve eksik bulduğum taraflarını anlatacağım. 

You can read the English version of this article here.


Hakko FX-888DX Titanium Silver
Hakko FX-888DX "Titanium Silver" rengiyle. Stand FH800-05SV, kalem FX8801-02.


Neden Yeni Bir Havya İstasyonu Almaya Karar Verdim?

Hobi elektroniği ile uğraşan herkes için, bileşenler arasında veya bileşenlerle devre yolları arasında düzgün bağlantı yapmayı sağlayacak bir havyanın ne kadar önemli olduğunu anlatmama gerek yok. Kendim adıma, bunu bilmeme rağmen çok defa "kullan-at" denilebilecek veya biraz daha iyi kalite sayılabilecek havyalarla lehim yaptım. Türkiye'de bu konuda "dev bir adım" atarak Hakko 936 kopyası bir havya istasyonu almıştım ve oldukça memnundum ancak bu havyayı da diğer birçok malzeme gibi yanımda K.Amerika'ya getiremedim. Zaten trafosu 220 volt birincil sargılı olduğu için buralarda çalışmayacaktı. O zamandan beri kendi üzerinde termostatı olan basit kalem tipi ısı ayarlı havyalarla idare ediyordum. Ne yazık ki bunların derdi hiç bitmiyor, aynı ısıyı korumakta zorluk çekiyorlar, seramik ısıtıcıyla, uçlar arasında büyük mesafe oluyor, ısı iyi transfer olmuyor, gövde aşırı ısınıyor ama uç görece soğuk kalıyor. Sonuçta sürekli termostatı olması gerekenden daha yükseğe ayarlamak zorunda kalıyorsunuz. Isıtıcı yanıyor gidiyor. Uç kalitesi de başka bir dert. Ne kadar temizlesiniz de, kalaylasanız da, kısa sürede işe yaramaz hale geliyor. Fiyatlarının ucuz olması da durumu kabul edilebilir kılmıyor. Hızla okside olup kullanılmaz olan bir uç bıktırıcı.



Hakko FX-888DX Titanium Silver
Hakko FX-888DX - yandan görünüş


Hangi Havya İstasyonlarını Değerlendirdim?

Bu şekilde üçüncü ucuz havyayı da çöpe atınca, biraz para biriktirip iyi bir havyaya yatırım yapmaya karar verdim. Araştırma yapınca kabaca üç seçeneğim olduğunu gördüm:

  • Online alışveriş sitelerinde bulunan, bilinmeyen markalardan dijital ve pek şık havya istasyonları. Bunların büyük çoğunluğunun, dijital bir kullanıcı arayüzü olması dışında, görece basit istasyonlar olduğu ve kalite açısından çok da uzun ömürlü olmayacakları sonucuna vardım (fiyatları 50-100 Kanada Doları arasında).
  • Kalitesiyle bilinen büyük bir üreticinin (Weller, Hakko, hatta JCB, ERSA, PACE...) havyalarından birini, kullanılmış almak. Online bitpazarlarında bunları makul fiyatlarla bulmak olasıydı ama genelde aletler fiziksel olarak tükenmiş durumda oluyordu, dolayısıyla güvenemedim. İkinci bir sorun da bunların eski modeller olması nedeniyle uç ve diğer parçalarının bulunmasının zor veya olanaksız olmasıydı. Sonuçta caydım (fiyatları 50-150 Kanada Doları arasında).
  • Benim "yeni kuşak" diye adlandırdığım şarj edilebilir kalem havyalar. Güçlerinin görece düşük olması, tanımadığım uzakdoğu üreticilerince sunuluyor olması ve uçlarını gelecekte bulup bulamayacağım kuşkulu olduğundan uzak durdum. Bana bunlar daha çok SMD bileşenlerin olduğu cep telefonu veya bilgisayar devre kartlarının tamiri gibi işler dışında işe yaramaz gibi geliyor, belki de önyargıdır (fiyatları da 50-150 Kanada Doları arasında, az değil).
  • Weller veya Hakko'nun giriş modelleri. Bunlar aklıma en çok yatan seçenekler oldu, kalitelerinin -bazıları eskisi kadar yüksek olmadığını söylese de- biliniyor oluşu birinci nedendi. Genelde kullanıcıların bunları en az 5 yıl kadar, çoğu zaman 10 yıl hatta daha uzun zaman kullanmaya devam ettiklerini de sık sık gördüm. Uzun ömürlü olmalarının yanı sıra, uç, ısıtıcı, kalem ve diğer parçaların gelecekte de temin edilebilir olması beni ikna etti (fiyatları 100-400 Kanada Doları). 

Weller WE1010NA havya istasyonu
Weller WE1010NA Havya İstasyonu


Hakko FX-888DX mi, Weller WE1010NA mı?


Sonuçta Weller veya Hakko'nun hobi kullanımı için yeterli modellerinden birini seçmeye karar verdim. Bütçe faktörünü devreye sokunca, Weller'in WE1010NA modeli ile Hakko'nun FX-888DX modelleri arasında kaldım. Tahmin edebileceğiniz gibi Internet'te bunlarla ilgili bulabildiğim tüm bilgileri inceledim, kullanıcı yorumları ve videolarını da izledim. Ancak kesin kararımı Dave Jones'un iki havyayı karşılaştırdığı videodan sonra verdim ve Hakko'yu aldım. Neden diye soracak olursanız aşağıdaki gibi açıklamaya çalışayım:
  • Herşeyden önce, bu iki aletin birbirine çok açık bir üstünlüğü yok. Weller alsaydım da işimi göreceğinden eminim. Jones'un karşılaştırmasını baştan sona izlerseniz herhalde siz de aynı sonuca varacaksınız. Fiyatları da birbirine çok yakın.
  • Hakko, ucun ısısı düşünce Weller'e göre biraz daha hızlı toparlanıyor gibi. Sonuçta bir üretim hattında çalışmadığım için kritik değil ama yine de uç ısısını daha hızlı toparlayabilmesi güzel.
  • Ben uzun zamandır Hakko kopyası havyalar ve uçları kullanıyorum. Hakko'nun kalemleri biraz daha ince, bunlarla daha rahat ediyorum.
  • Weller'in istasyonu neredeyse % 50 daha fazla yer kaplıyor, benim çalışma alanım küçük olduğu için bu bir dezavantaj.
Böylece vergi dahil 195 Kanada Dolarına kıyarak Hakko FX-888DX'i aldım. Bu fiyatı da epeyce takip ederek buldum, şansıma o hafta Amazon fiyatta indirim yapınca bütün diğer satıcılar da yaptı. Ama bu defa Amazon yerine yerel bir satıcıyı desteklemiş olmak adına BE Electronics firmasını tercih ettim. Calgary'den Montreal'e ürünü 2 günde ulaştırdılar (İstanbul-Dublin kadar mesafe!) üstelik de çok ilgili bir müşteri temsilcisi ile muhattap oldum. 


Hakko FX-888DX
Boyutları daha iyi anlamak açısından ortaya koyduğum kalem pil (AA) ile kıyaslayabilirsiniz.


Hakko FX-888DX Teknik Özellikleri


Havyanın teknik özellikleri aşağıdaki gibi:
  • Toplam güç tüketimi: 100 W
  • Isı ayar aralığı: 50-480 C
  • Isıl kararlılık: + / - 1 C
  • İstasyon çalışma gerilimi: 26V AC
  • Kalem güç tüketimi: 65 W
  • Kalem çalışma gerilimi: 26V AC
  • Isıtıcı eleman: Seramik
  • Uç-toprak arası direnç: 2 Ohm'dan az
  • Uç-toprak arası potansiyel: 2mV'tan az
  • İstasyon boyutları: 100mm x 120mm x 125mm
  • İstasyon ağırlığı: 1.2 kg
  • Kalem boyutları: T-18B konik uçla 217 mm uzunluğunda
  • Kalem ağırlığı: 46 g
  • Kalem kablo uzunluğu: 1.2 m
Fotoğraflarda da görebileceğiniz gibi kutudan çıkanlar şu bileşenler: İstasyon, kalem, kalem standı, bir adet keski tipi uç (T18-d16), bir sünger, bir de pirinç telden temizleme yumağı. Şunu da ekleyeyim, son derece iyi hazırlanmış bir de kullanım kılavuzu çıktı. Bunda sorun saptama ve giderme rehberi ve havyanın tüm parçalarının model numaraları var (Hakko'nun kendi sitesinden sahtesi gelir korkusu olmadan ısmarlayabiliyorsunuz).

Ben mevcut ucun enini (1.6 mm) biraz geniş bularak 1.2 mm enlisini de aldım (T18-d12). Eskiden yalnızca konik tip uç kullanıyordum ama artık keski tipi (chisel type) uçların geniş yüzleri sayesinde daha iyi ısı aktarımı yaptığını düşünüyorum. Belki bir adet de çok ince uçlu bir tane alıp SMD işleri için bulundururum. Uçların fiyatları 7-15 Kanada Doları civarı ama kullanım ömürleri ve iyi lehim yaptıkları düşünüldüğünde uzun vadede ekonomik. 


Hakko FX-888DX FX8801-02
Setle gelen FX-8801-02 havya kalemi



Havya kalemi, şimdiye kadar kullandığım Hakko kopyası kalemlerin aynısı (doğal olarak!). Bu kalemin parça numarası FX-8801 ve sanırım eski istasyonlarla da uyumlu (936 vb.) Uç, hemen hemen yarısı açıkta kalan ısıtıcının üzerine geçiyor, onun üzerinden de bir koruyucu geçerek gövdeyle birleşme yerine bir özel şekilli bir somun ile sabitleniyor. Bu uçları havya sıcakken çıplak elle değiştiremezsiniz, o somunu bir pense ile tutmak gerekli. Kalemde dikkatimi çeken iyi kalite yumuşak silikon kılıflı bir kablo kullanılmış olması. Rahat büküldüğü için masanın üzerini süpürmesi olasılığı da daha az. Hakko istasyona bağlantı için DIN tipi konnektör kullanmış, biraz olduğu yerde oynuyormuş gibi görünse de, takıldığında çıkarmak zor, kendi kendine çıkmaz.


Hakko FX-888DX Titanium Silver FH800-05SV
FH-800-05SL havya standının iç kısmı




Hakko FX-888DX Titanium Silver FH800-05SV
FH-800-05SL havya standının iç kısmı



Hakko FX-888DX İstasyonu ve Tasarımı


Verilen havya standı, istasyonla aynı renk. Kalemin rahat oturacağı ama sıkıca sabitlendiği bir yeri var. Bunun altında, önde derin, oluklu (su koymak için) bir sünger bölmesi; arka tarafında ise alttan açılabilen bir kapakla ulaşılabilen uç saklama bölmesi var. Sünger bölmesinin gerisinde de pirinç tel yumağı için bir bölmecik daha mevcut. Aynı kapak buranın da altını açıyor. Standı genel olarak oturaklı buldum, oynamıyor, kaymıyor ve boyutları görece küçük.

İstasyona gelirsek, sizin de farketmiş olduğunu gibi biçimi "bir garip" :)  Hakko bu tasarımı ünlü bir Japon endüstriyel tasarımcıya yaptırmış, kasanın alt tarafında da kabartma olarak imzası var. Gözüm alıştıktan sonra bana hoş görünmeye başladı, bir de metalik grisini tercih ettim. Diğer iki renk seçeneği (kanarya sarısı ve mavi-sarı) bana göre değildi. Zevk meselesi. Fotoğraflarda boyutlarını anlayabilmeniz için yanına kalem pil koydum. Gerçekten çok az yer kaplıyor. Açma kapama düğmesi sağ yanda. Ön yüzdeki 3 hane LED gösterge ısıyı ve hata vb. uyarılarını gösteriyor. Enkoder ise düğmeli tip, menüde seçim yapmak ve ısı ayarını yapmak için kullanılıyor.


Hakko FX-888DX renkler
Hakko FX-888DX: Renkler ve Zevkler


Hakko FX-888DX ile Lehim Yapmak: Kullanım Deneyimim


Kullanım son derece yalın. İlk çalıştırmada ısı fabrika ayar değeri olan 350'ye kadar yükseliyor ve orada sabit kalıyor. Eğer başka bir değer istiyorsanız, enkoder ile ayarlayıp butona bir defa basmanız yeterli. İstasyon bu değeri belleğinde saklıyor ve tekrar açıldığında o değerle açılıyor. Ayrıca bir de "ön-ayar" (preset) modu var. Bunun için butona uzun basıp menüye giriyor ve 3. seçenekteki 5 değerden birini seçiyorsunuz: 250, 300, 350, 400, 450 C. Elbette bu 5 değeri değiştirip hafızaya alabilirsiniz. Bunların dışında istasyonun düşük ısı alarmı, işlemleri kısmi ya da tümden şifre ile kısıtlama (mesela ısı değiştirilmesin diye) özellikleri var. Gösterilen değere ve ölçtüğünüz uç sıcaklığına bakarak düzeltme/kalibrasyon yapabilirsiniz. Son olarak tabii ki sıcaklığı hem Santigrad hem de Fahrenhayt olarak görmek mümkün.


FX-888DX'in Eksikleri ve Sonuç


Pratiğe gelince, ben bu havya istasyonunu kullanışlı ve iş görür buldum. Isıyı güzel koruyor, orijinal havya uçları da görebildiğim kadarıyla ısıyı şimdiye kadar kullandığım kopya uçlardan çok daha iyi iletiyor. Kanımca bu fiyattaki bir hobi havyası için tek eksiği, uykuya geçme ve otomatik kapanma özelliklerinin olmaması. Açıkçası bu devirde bu kadar basit sayılabilecek özelliklerin neden eklenmemiş olduğuna şaşırdım. Bunlar havya bileşenlerinin ömrünü çok uzatıyor. Basit bir hazır modül ile şebeke voltajını ayarladığım sürede kesecek bir ara devre hazırlayıp istasyonu bunun üzerinden şebekeye bağlarım diye düşündüm. Zor değil, ama bunun istasyonun kendi yazılımının parçası olması güzel olurdu. Belki de bu özellikleri daha pahalı modellere saklamışlardır.

Kendi adıma FX-888DX'in iyi bir yatırım olduğuna ikna oldum. Zaman bu düşüncemi doğrular umarım. Umarım bu yazı size de yardımcı olmuştur, havyanız hep sıcak olsun.


Hakko FX-888DX Hakkında Sık Sorulan Sorular

Hakko FX-888DX hobi elektroniği için uygun mu?

Evet. FX-888DX profesyonel kullanıma da uygun olmakla birlikte, benim gibi hobi elektroniğiyle uğraşanlar için fazlasıyla yeterli bir havya istasyonu. Özellikle sıcaklığını iyi koruması, farklı T18 uçların kolay bulunabilmesi ve yedek parçalarının mevcut olması uzun süre kullanılabilecek bir istasyon arayanlar için önemli avantajlar.

Hakko FX-888DX kaç watt?

İstasyonun toplam güç tüketimi 100 W, FX-8801 havya kaleminin gücü ise 65 W. Havya kalemi 26 V AC ile çalışıyor.

Hakko FX-888DX'in sıcaklık aralığı nedir?

FX-888DX 50°C ile 480°C arasında ayarlanabiliyor. Fabrika ayarı 350°C. Ayrıca 250, 300, 350, 400 ve 450°C değerlerinin bulunduğu bir ön-ayar modu var ve bu değerler kullanıcı tarafından değiştirilebiliyor.

Hakko FX-888DX hangi uçları kullanıyor?

FX-888DX ile verilen FX-8801 havya kalemi Hakko'nun T18 serisi uçlarını kullanıyor. Kutudan T18-D16 keski tipi bir uç çıkıyor. Ben ayrıca daha dar olan T18-D12 ucunu da kullanıyorum. T18 ailesinde farklı boyutlarda konik, keski tipi ve özel amaçlı çok sayıda uç bulunuyor.

Hakko FX-888DX mi, Weller WE1010NA mı?

İki istasyon da hobi elektroniği için oldukça yeterli. Benim seçimimde Hakko'nun uç sıcaklığını biraz daha hızlı toparlaması, daha ince havya kalemi ve istasyonun masada daha az yer kaplaması etkili oldu. Bunlar Weller WE1010NA'nın kötü bir seçenek olduğu anlamına gelmiyor; iki model arasında çok büyük bir performans farkı olduğunu düşünmüyorum.

Hakko FX-888DX'in otomatik kapanma veya uyku modu var mı?

Hayır. Benim FX-888DX'te en önemli eksiklik olarak gördüğüm konu da bu. İstasyonda düşük sıcaklık alarmı, sıcaklık kalibrasyonu, ön-ayar ve şifreleme gibi özellikler bulunmasına rağmen uyku ve belirli bir süre sonunda otomatik kapanma özelliği yok.

Hakko FX-888DX alınır mı?

Ucuz bir havya yerine uzun yıllar kullanılabilecek, uçları ve yedek parçaları bulunabilen, sıcaklığı kararlı bir istasyon arıyorsanız FX-888DX bence değerlendirmeye değer. Ben özellikle ucuz havyalarda yaşadığım sıcaklık kontrolü, kötü ısı transferi ve kısa uç ömrü sorunlarından sonra FX-888DX'e geçtim ve şimdiye kadarki kullanımımda verdiğim paraya değdiğini düşünüyorum.


Bağlantılar

Hakko FX-888DX'e bir bakış, kutu açılışı ve kısa bir kullanım özellikleri videosu için buraya tıklayabilirsiniz.
Teknik özellikler, yedek parça kodları ve kullanım kılavuzu için buraya tıklayabilirsiniz.


20 September 2026

HALİL İBRAHİM AKKAYA (TA2BD) İLE SÖYLEŞİ

Eski çağrı işaretiyle TA2KK, şimdikiyle YM2KK TRAC Kadıköy klüp istasyonuna cumartesi günleri uğrarsanız, kısa dalga cihazın başına oturmuş, hızlı hızlı maniple çeken bir beyefendi görebilirsiniz. Kendisi emekli "demiryolcu", elektrik mühendisi ve 60 yıllık amatör telsizci Halil İbrahim Akkaya'dır. Bu yıl Türkiye ziyaretimde hem kendisiyle yüzyüze görüşebilmek, hem de aşağıda okuyacağınız söyleşiyi gerçekleştirmek fırsatını buldum.


Halil İbrahim Akkaya (TA2BD, eski TA2HIA) - 2026
Çağlar Akgüngör arşivinden.

Sizin amatör telsizcilik ile tanışmanız nasıl oldu? Yani ne vesileyle başladınız? Herhalde çok da bilinen bir hobi değildi Türkiye'de.

60'lı yıllarda oldu. Ben Kayseri Erkek Sanat Enstitüsü elektrik bölümü mezunuyum. 1967'de Yıldız Teknik Okulu'nun sınavını kazanınca Elektrik Mühendisliği bölümüne kayıt olmak için İstanbul'a geldim. Ağabeyim de İstanbul'daydı, Mehmet Akkaya, o bir Hürriyet gazetesi almıştı, Hürriyet Gazetesi'nin de ilavesinde nasıl radyo amatörü olunur diye bir ek kitapçık vardı. Kitapçığı okurken Türkiye Radyo Amatörleri Cemiyeti'nin o zamanki adresini bulduk. O zaman Şişhane'de Frej Apartmanı'ndaydı cemiyet merkezi. Ağabeyimle birlikte oraya gittik, işte radyo amatörlüğü ile ilk defa orada tanıştım. Hatta o zaman TRAC Mecmuası yayınlanıyordu. Dördüncü veya beşinci sayısında olacak, dört transistörlü bir radyo şeması yayınlanmıştı.

Ağabeyim onun parçalarını almıştı, ben de onun montajını yaptım şemaya baka baka. İlk defa o zaman transistörler ile tanışmış oldum. Ben elektrikçiydim ama elektronikçi olmadığım için transistörleri bilmezdim. Oradan şemalardan emiterin, kollektörün hangisi olduğunu bularak montajını yaptım, bitirdim. Pili taktım, ses çıkmadı. Sadece bir hışırtı geldi. Gidip yattım, sonra sabah bir baktım radyo çalışmaya başlamış. Ağabeyim de onun sesine gemiş, bakıyor. O devirde İstanbul Radyosu gece 12'den sonra yayını keserdi. Ben de çalışma saatinden sonra montajı tamamlamış olduğum için olduğu için yayın kapanmış, ben ses alamamışım. Sabahleyin yedide yayın başlayınca ağabeyim onun sesine gelmiş. Sonra bu radyoyu küçük bir karton kutuya koydum, pillerini içine yerleştirdim. Önden de kadran yapmıştım. Potansiyometre gibi. Onunla ses ayarı ve istasyon ayarı yapıyordum. Okula götürdüğüm zaman sınıfta sesi geliyordu ama kimse sesin nereden geldiğini anlamıyordu. O şekilde birkaç sene onunla idare ettim. [gülüyoruz]

Daha sonra bu Frej Apartmanı'ndaki cemiyet merkezi Dündar Bey'in Teşvikiye'deki apartmanının bahçesindeki müştemilatta taşındı. Ben bu sefer oraya gidip gelmeye başladım. Her hafta mutlaka Cumartesi günü giderdim. Ben o zaman Beşiktaş'ta oturuyordum. Ve o dönemde İstanbul şubesi kuruldu ve İstanbul şubesinin de ilk yönetim kurulu üyelerinden biri oldum seçimde. Rüçhan Özatay, Kamuran Topakoğlu, Eşref Adalı... Oruç Bilgiç bu dönemden aklımda kalan isimlerden bazıları. Eşref Adalı elektronik, Avni Morgül Mors dersi vermişti. Ben de ona katılmıştım. CW öğrenimine o zaman başladım. Sonraları Hüseyin Özdurusu da Kuledibi'ndeki merkezde Mors dersi vermiştir. [Halil İbrahim Ağabey de 2000'li yıllarda Ataşehir'de CW öğretmiş olduğunu ekliyor].

1972'de Yıldız Porselen Fabrikası’na elektrikçi olarak girdim. O zaman elektrikçiye ihtiyaçları olmuştu. Bu arada TRAC mecmuasının şemalarının çizim işini ben almıştım, ağabeyim de mecmuanın çıkarılmasında rol oynuyordu. O dönemde onlar Yüksekkaldırım'da bir yer tutmuşlardı. Oraya gidip geliyordum. Gene Beşiktaş'ta idim. Yıldız Porselen Fabrikası'nda 1976'ya kadar çalıştım, bu süre boyunca öğrenimime devam ederek gece bölümünü bitirdim, elektrik mühendisi oldum. Bölümü bitirdikten sonra porselen fabrikasından ayrıldım. Yıldız Teknik Okulu'nun elektrik mühendisliği bölümünün sınavını kazandım ve yüksek mühendis olmak üzere master'a başladım. Fakat bir sene devam ettikten sonra anarşik olaylar ve boykotlar dolayısıyla okul tatil edildi ve okulu bırakmak zorunda kaldım. Türkiye İthal Malları Tescil ve Tetkik Dairesi'ne (İMTTD) fiyat uzmanı olarak girdim ve orada çalışmaya başladım. 1977'de Göztepe'ye taşındım, bir akrabamızın köşküne...

Orada bahçeye anten kurdum, Fethi adlı Kıbrıslı bir amatörden cihaz da almıştım, çalışıyordum. Hallicrafters S-53A alıcı ve 4 lambalı vericisi vardı. İlk defa orada yarışmaya katıldım, hatta derece aldım. O yarışmada (CQ World-Wide DX Contest 1977) aldığım belgeyi QRZ.com sayfamda görebilirsiniz. O zaman tabii Halil İbrahim Akkaya isimlerinin baş harfleri olan “HIA” son ekiyle, TA2HIA olarak havaya çıkıyordum. O zaman resmen bir çağrı işareti alınmadığı için herkes isminin baş harflerini çağrı işareti olarak kullanıyordu. O aralar, ağabeyimin vasıtasıyla tanışmış olduğum Selim de gelirdi, dostluğumuz o dönemde ilerledi.

İMTTD’de bir yıl çalıştıktan sonra, askerliğimi yapmak üzere Afyon’a gittim. Dönünce devlet demiryollarına girdim. Bu arada 1980 ihtilali olmuş ve 1982’de yeni telsiz kanunu çıkmıştı. Açılan ilk sınava katılamadım ama ikincisini geçerek TA2BD çağrı işaretini aldım. Amatör faaliyetleri sürdürdüm, yarışmalara katıldım. 1992’de Japon hükümetinin davetlisi olarak, demiryollarında çalışan elektrik mühendislerine yönelik bir eğitim almak için iki buçuk aylığına Japonya’ya gittim. Oradan yepyeni bir Kenwood TS-450 ile döndüm, amatör haberleşmeye o cihazla devam ettim.

Demiryollarında hiç telsizle ilgili bir iş yaptınız mı? Çünkü benim bildiğim demiryollarında telsiz kullanılıyor.

Aralarında lokomotiflerinde kullandıkları telsizler vardı ama benim telsizle bağlantım olmadı. Devlet Demiryollarına elektrik mühendisi olarak girdim. Merkezimiz Pendik'te idi. Ankara-İstanbul hızlı tren projesinde, ayrıca Ankara-Konya hızlı tren projesinde projelerini hazırlığı ve kontrolünde yapmakta görev yaptım. Daha evvelden kendimiz proje hazırlayıp Ankara-İstanbul arası elektrik işlerini yaptık. Ben elektrik mühendisi olarak çalıştım. O zaman telsizle uğraşmadım.

Anladım. Amatör telsizcilik hep sürdü ama ?

Evet. Bu arada [1980’den sonra] bizim TRAC’ın merkezi Teşvikiye'deki Dündar Sabis’in müştemilatından Çapa’ya taşındı. Her cumartesi üç vasıtayla aktarma yaparak giderdim. tabii. Sonra oradan Cerrahpaşa’da bir yere taşındık. Orada da birkaç sene devam ettim ben gene dışarıdan gelmek suretiyle. Kartal'dan o kadar yolları gelip her hafta Cumartesi günleri mutlaka Çapa'ya, Cerrahpaşa'ya gelirdim. Sonra dernek Cerrahpaşa'dan Kuledibi’ne taşındı. Bunu Kadıköy takip etti, Kadıköy’den de [TRAC Kadıköy olarak] bugünkü yerine, Ataşehir’e geldi.


1970'lerde bir TRAC toplantısı
Soldan sağa ayaktakiler Halit Yetkin (TA2HY - SK), ?, ?, ?, Halil İbrahim Akkaya (ex TA2HIA -TA2BD), ?, ?, ?, ?. Oturanlar soldan sağa ?, Avni Morgül, Veysel Güleryüz (ex TA2VG - TA2AJ), Kamuran Topakoğlu (ex TA2KT - TA2AI). Halil İbrahim Akkaya arşivinden.


Aynı toplantıdan bazı değişikliklerle farklı bir kare.
Soldan sağa ayaktakiler Halil İbrahim Akkaya (ex TA2HIA -TA2BD), ?, ?, Kadri Mehmet Başak (ex TA1MB - TA1D), ?, ?. Oturanlar soldan sağa ?, ?, ?, Halit Yetkin (TA2xx - SK), ?, ?, ?,  Avni Morgül, Veysel Güleryüz (ex TA2VG - TA2AJ), ?,  Kamuran Topakoğlu (ex TA2KT - TA2AI) Halil İbrahim Akkaya arşivinden.


Tabi bu arada Kadıköy şubesi açıldı değil mi? Yani İstanbul şubesi başta İstanbul vardır. Kadıköy yoktu.

Kule dibinde iken İstanbul şubesi açıldı. İstanbul şubesi başladı. Ondan sonra şube Kadıköy'e taşınınca Kadıköy şubesi. Kadıköy şubesine de üye oldum ve oraya gidip gelmeye başladım Selim'le birlikte. Bahri Kaçan da Almanya'dan dönüş yapmıştı ve Ataşehir'e taşındığımız zaman Ataşehir'e gider gelirdi. Şimdi Kadıköy'de olan arkadaşlarla Avrupa tarafında olan arkadaşların bağlantısı koptu Eskiden tek bir cemiyet merkezi vardı, gider gelirdik. Fakat şimdi oradaki arkadaşlarla bağlantımız çok az.

Anladım. Şunu soracağım: Halil İbrahim Ağabey, şimdi siz ağabeyinizle beraber gittiniz, 1967'de sizi nasıl karşıladılar? Yani İşte böyle iyi karşıladılar mı? Hemen üye oldunuz mu?

Yok. O zaman ben öğrenciydim. Ben ağabeyimle birlikte giderdim. Üye olmamıştım o zaman. O zaman diğer gruptaki arkadaşlarla birlikte tanıştık. Ondan sonra Rüçhan Özatay, Mehmet Başak, ondan sonra Adem Morgül onlarla tanıştık ve onlarla arkadaş olduk. Sonra oradan Teşvikiye'ye taşındığı zaman arkadaşlığımız ilerledi. Bana karşı herhangi bir karşı çıkmaları olmamıştı. Çünkü o zaman benimle birlikte benim gibi öğrenci amatör arkadaşlar vardı. Onlarla kaynaştık.


Soldan sağa ?, Halit Yetkin (TA2xx - SK), Halil İbrahim Akkaya (ex TA2HIA -TA2BD), Veysel Güleryüz (ex TA2VG - TA2xx) Halil İbrahim Akkaya arşivinden.


Peki siz o dönemde de mesela kaçak olarak çalışıyor muydunuz? Yoksa daha sonra 70'lerde mi başladınız çalışmaya?

Evet, Dündar Sabis’in Teşvikiye'deki binasında istasyonu vardı. Oraya gittiğim zaman çalışırdım. Bahri Kaçan çalışırdı. Kaçak olarak çalışırdık tabii. Dündar Sabis cemiyete [bahçedeki müştemilata] kendi alıcısını getirirdi. Vericisi kendi binasının çatısında olmak üzere oradan çalışırdık. Yani aşağıda dinleme yapardık. Verici yukarıda sabit frekansa ayarlı bir şekilde çalışırdı.

Yani alıcı müştemilatta duruyor, evin içinde verici çatıda, çatı arasında mı duruyor? Siz nasıl çalışıyordunuz? Maniple hattı mı iniyor aşağıya kadar ?

Aşağı kadar iletken çekmişti Dündar Bey. Alıcı aşağıda, oradan duyduğumuza cevap verirdik. Çağrı yapardık. Yukarıda verici...

Verici bir sabit frekansa ayarlı. Onu değiştirmiyorsunuz. Aynı frekanstan çağırıyorsunuz.

Evet. Mesela benim de o zaman verici cihazım kristalliydi. Kristali değiştirirsen frekansı değiştiriyorsun. o zaman verici cihazı. Benim cihazım 3.5 MHz kristaliyle çalışırdı, fakat 14 Mhz’ten de çıkış yapardı. Bir de 7 MHz ayarı vardı. Fakat orada pek sağlıklı çalışmadığı için ben uzun seneler 14 Mhz’te çalıştım.

Ne yapıyordunuz? Katlıyor muydunuz ikiye frekansı?

Evet, harmonik frekansını kullanıyordum. 3.5 Mhz’i buffer katı ikiye katlıyordu. Oradan da çıkış katı da ikiye katlayıp 14 MHz yapıyordu.

Peki hiç korkmuyor muydunuz? Ya yakalanırız, şu bu falan gibi bir endişeniz oluyor muydu çalışırken?

Bizde öyle bir tehlike durumu yoktu. Fakat örneğin Selim bir sefer yakalandı. Mahkemede dokuz ay gibi bir ceza aldı. Fakat o da bir sene altında olduğu için ertelendi. Bir daha tutuklanırsa, yakalanırsa cezası katlanacak diye. Fakat o da çok çalışmazdı. O aralar çok korkarak çalışırdı. Benim eve gelir, benim telsiz cihazlarında çalışırdı. Hallicrafters alıcıyla... Ben o zamanlar QSL kartlarımı gönderirdim. Başkalarının QSL kartları adresime gelirdi veya posta kutuma gelirdi, kendi şahsi posta kutuma. O zaman Cevizli'de oturuyordum. Yani bir tehlikeyle karşılaşmadım. Beni herhalde biliyorlardı çünkü. Bağdat Caddesi'ne yakın, yol kenarındaydım ve haliyle benim vericide falan olmadığı için harmonik yayın her tarafa gidiyordu. Fakat hiçbir soruşturmaya uğramadım. Polisle muhatap olmadım. Yakalanırım diye de bir şüphem olmadı.


1970'lerin yasaklı ortamında korkusuzca WWDX CW yarışmasına katılmak!
Halil İbrahim Akkaya arşivinden.


Aileniz filan nasıl bakıyordu böyle bir hobiniz olmasına? Ya da çevrenizdeki kişiler mesela bunu garip karşılıyorlar mıydı? Yoksa iyi bir şey olarak görüyorlardı?

Ben evlenmeden evvel telsiz kullanmaya başlamıştım. Hatta nişanlandığımız zaman ailesiyle birlikte geldiğinde ben o zaman odada telsizle yarışma halindeydim. Onlarla fazla ilgilenemedim. Onlar da durumu hoş karşıladılar.

Yani tanışmaya geldiler. Tanışmaya geldiklerinde siz telsiz başında, yarışmadaydınız? Ağabey, yarışmayı bırakıp çıkmadınız mı salona karşılamak için? [gülüyoruz]

Beş dakikalığına çıktım ondan sonra geri döndüm yarışmaya.

Onlar bunu gördüler ve “ne yapalım onun da bu merakı var” dediler herhalde.

Evet, eh, zararı olan bir şey değil ki [gülüyoruz]. Ama tabii amatör telsizcilik yüzünden hiçbir zaman ailemi ihmal etmedim.


2000'lerin başı, o zamanki çağrı işaretiyle TA2KK'da bir Cumartesi...
Önde oturan Kadir Sağlam TA2IK, ayakta birinci sıra soldan sağa Engin Turan (TA2GC), Kamuran Topakaoğlu (TA2AI-SK), Hüseyin Özdurusu (TA2GF-SK), Halil İbrahim Akkaya (TA2BD). Ayakta ikinci sıra Muzaffer Soğukpınar (TA2DG), ?, ?, ?, ?, Cüneyt xxxx (TA2xx), Halil İbrahim Akkaya arşivinden.


Tabii, tabii… Unutmadan bir şey soracağım. Fiyat Tescil Dairesi diye bir daireden bahsettiniz. Artık herhalde yok böyle bir kurum Türkiye'de. Ne iş yapıyordu burası?

Odalar Borsalar Birliği'nin birliğine bağlı ve İstanbul'da şubesi olan bir Tescil Tetkik Dairesi idi. Bu resmî bir daire, ithal malları için. Merkezi Ankara’daydı. Yurt dışından gelen, ithal malların fiyatlarının incelenmesi ve onların tespit edilmesiyle ilgili bir daire. Ben orada fiyat uzmanı olarak çalışıyordum ve gelen elektrikle ilgili yurt dışı mamulleri, imalatların fiyat yönünden tescilini yapıyordum. Fiyatlarının karşılaştırmasını yapıyordum. Türkiye'ye ithal edilmesi uygun mu değil mi onu tescil ediyordum. Cihazların faturalarını mukayesesini yaparak Türkiye fiyatlarına uygun olup olmadığını kontrol ediyordum. Uygun değilse ya da ne bileyim çok döviz gerektirirse o zaman tescil vermiyordum, ithal edilmiyordu

Anladım. Çünkü bildiğim kadarıyla çok sert bir ithalat rejimi varmış. Yani mesela herhalde elektronik komponentler. İşte amatör telsizcilikte kullanılabilecek şeyleri filan da bulmak çok zormuş o zaman.

Benim konularım içerisinde el aletleri de vardı. Tornavidalar, testereler falan. Bunlar da Türkiye'de imal edildiği için, Türkiye'de imalatını da korumak açısından yurt dışından gelen cihaz el aletlerine sınırlama konuluyordu... Orada bir süre çalıştım. Sonra askere gittim. Ben askerden geldikten sonra da o daire çalışmaya devam etti. Yeri de Tünel'deydi o zaman.

Aslında yararlı bir şey. Peki o zamanlar mesela amatör projeler için malzeme temini etmek zor muydu sizin için? Yani aradığınız şeyi bulabiliyor muydunuz Türkiye'de? Ve nasıl yapıyordunuz yoksa?

Parçaları temin edebilmemiz için... Karaköy'de Selanik Pasajı vardı. Bir de Balıklı Han vardı... Onun dışında alet falan almak istersek Doğubank İş Hanı’na gidiyorduk, mesela ölçü aletleri için...

Biraz da TRAC dergisinin çıkarılmasıyla ilgili sormak istediklerim var. Siz “şemalarla uğraştım” dediniz ama herhalde birileri de yazılarla uğraşıyordu.

O zaman cemiyet üyelerinden Dündar Sabis, Eşref Adalı, Oruç Bilgiç.. Avni Morgül yazı ve şemalar hazırlarlardı. Son üçü zaten İTÜ’nün “zayıf akım” bölümünde okuyordu. O zamanlar elektronik bölümü yoktu. Zayıf akım-kuvvetli akım diye ayrılıyordu. Onlar zayıf akım kolunun yüksek frekans bölümünde oldukları için zaten meslekleri oydu. Onun haricinde de elektronik bilgisi olan amatör arkadaşlar yazılar hazırlıyorlardı. Mesela Bahri Kaçan’ın “nasıl amatör olunur?” diye bir serisi vardı.

Anladığım kadarıyla önce sizler dergiyi çıkarmışsınız. Sonra Veysel Güleryüz, bir yayınevi kurarak profesyonelce çıkarmaya başlamış. Ardından 1983 sonrası Salim Ünüver döneminde yine sizin de olduğunuz bir ekip çıkarmış TRAC dergisini.

Veysel Güler de hazırlardı. Veysel Güleryüz İstanbul şubesi kurulmadan evvel genel sekreter olarak görev yapıyordu. Dündar Sabis, ağabeyim (Mehmet Akkaya) ve diğerleri bırakınca basım işini o üstlendi ve özel firma kurmak suretiyle, özel firması adına dergisini çıkarmaya başladı. Cemiyete dergi başına ücret ödüyordu, çünkü yazıları yine TRAC üyeleri hazırlıyordu. Sonra o kısım da TRAC’dan ayrıldı, yazıları Veysel Güleryüz kendi başına hazırlar oldu.

Sanırım o zaman derginin adı da değişmiş. Radyo-Televizyon Elektronik olmuş derginin adı...

Evet öyle bir değişiklik yapılmıştı.

Anladım ki sonradan artık 80'lerde bir noktada dergi çıkmaz olmuş. Niye çıkmadı? Halil İbrahim Abi niye devam etmedi? Çünkü şöyle ilginç bir şey var. TRAC büyümüş, çok daha fazla üyesi olmuş. İşte kanun çıkmış. Radyo amatörlüğü legal olmuş... Ama mesela bir yayını kalmamış. Niye böyle oldu?

Genel merkezin TRAC Genel Merkezi'nin kararına bağlı. Yazı hazırlayacak eleman bulunamadı.

Niye öyle sizce? Yani mesela elektronikle ilgilenen insan mı kalmadı? Ya da amatörler kendi devrelerini kendileri yapamaz mı oldular? Bununla ilgilenmez mi oldular yani?


TRAC Dergisi yayın kurulu, Ocak - Şubat 1985


1970’ler için söyleyeyim, Örneğin Avni Morgül, Eşref Adalı, Oruç Bilgin mezun olduktan sonra akademisyen olarak göreve başladılar. Akademisyen olunca bu yazı işlerini yetiştiremediler. Bıraktılar. Ercan Tuzcular vardı, o hazırlıyordu. O da öğrenci olarak Avusturya'ya gitti... Çıkarılamaz oldu bir şekilde.


Ferdi Kınaçav'ın 1995 yılındaki Türkiye ziyareti sırasında  TRAC İstanbul şubesinde çekilmiş olan bir fotoğraf. Soldan sağa Halil İbrahim Akkaya (TA2DB), Selim Canbeken (TA2DS-SK), Ferdi Kınaçav (TA3IWR), Bahri Kaçan (TA2BK-SK), Tahir Songelen (TA1BJ). Ferdi Kınaçav arşivinden.

Anladım. Peki hala vaktiniz varsa bir şey daha sormak istiyorum size. 60'lı, 70'li yıllarda sanırım amatör telsizciliğin yasallaşması için kanun teklifi hazırlanmış, ama sunulamamış ya da kabul görmemiş. Bunu hatırlıyor musunuz?

Ben radyo amatörleri amatörlüğe başladığım zaman 3222 sayılı Telsiz Kanunu vardı. Bu kanuna göre her türlü manyetik elektromanyetik dalga yayınlanması işi devlete aitti. Devletin müsaadesi olmadan hiç kimse özel ya da kamu, yayın yapamazdı. O zaman işte polisin, askerin yayınlanması için de resmi daire olduğu için Bakanlar Kurulunun kararına bağlıydı. O dönemde radyo amatörlüğünü ilk açan Bedii Ezgi olsun, Dündar Sabis olsun veya diğerleri de bunun değiştirilmesi için uğraşmışlar ama mümkün olmamış ve radyo amatörlüğü yasağı sürmüş. 1982’den sonra radyo amatörlerinin ve Turgut Özal’ın girişimiyle hükümete kabul ettirildi. 1982’de bu taslak yasalaştı. 1983’te yönetmeliğin çıkmasıyla radyo amatörlüğü serbest bırakıldı. İlk defa 1983’te amatör sınavları açıldı. Ben 83'te giremedim. 84'teki telsiz sınavına katıldım Ankara’da. TA2BD çağrı işaretini aldım. İllegal dönemdeki işaretim TA2HIA idi.

Ağabeyiniz de sizin gibi uzun yıllar amatörlüğe devam etti mi?

Ağabeyim CB telsiz aldı. Onun dışında radyo amatör olarak yayın yapmadı ama radyo amatörü olarak ismi geçer geçer.

Genel olarak mesela Türkiye'de toplumun bizim bu radyo amatörlüğü hobisine bakışı nasıl sizce? Mesela? Yani böyle çok çeşitli şeyler söylüyor insanlar, anlamıyor bunun ne olduğunu. Ne gerek var diyen var. Casusluk mu yapıyorsunuz diyen var. Her çeşit şeyi duyuyoruz yani. Siz nasıl olduğunu düşünüyorsunuz?

Bizim arkadaşlar arasında da çok şakalaşırdık “casus musun” falan diye... Dündar Ağabey bile “casusları yakaladım, casusları yakaladım” diye gelip takılırdı bize. O gözle bakılıyordu ama ondan sonra değişti tabii. Şimdi televizyonda falan yayınlar yapılıyor o konuyla ilgili ve herhangi bir yadırgama yok halk arasında.

Sizce kanun daha önce değişmiş olsaydı Türkiye'de elektronik sanayinin gelişmesine katkısı olur muydu?

Tabii, mutlaka olurdu. Çünkü o dönemde biliyorsunuz Rusya'da komünist ihtilal sonrası her şey yasaklanmış fakat radyo amatörleri yasaklanmamış. Japonya'nın elektronikteki gelişmesi radyo amatörlerine bağlı. Çünkü radyo amatörleri kendi imkanları ile parça parça üretiyor, parça satıyor ve devamlı elektronik sanayinin gelişmesine sebep oluyorlar. Fakat Türkiye'de aksine ordunun çıkma cihazlarına, radyo amatörleri talip olduğu halde onlara verilmemiş, toprağa gömülmüş... o şekilde duyardık.

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Adını andıklarım da dahil, birçok arkadaşla radyo amatörlüğü vasıtasıyla tanıştım, arkadaş oldum. Halen de arkadaşlıklarımız sürüyor. Bazıları da maalesef aramızdan ayrıldı:

Dündar SABİS
Bedii EZGİ
Bahri KAÇAN
Ahmet SERTBAŞ
Ünal AKBAL
Tuncer TOPDEMİR
Timur KILIÇÇÖTE
Fazıl TÜRKKAN
Mehmet AKKAYA
Rüçhan ÖZATAY
Hüseyin ÖZDURUSU
Şükrü DOĞAN
Yaşar GÖÇET
Selim CANBEKEN
Yusuf KADIOĞLU
Aşil FERİ
Özcan ÖZER
Kamuran TOPAKOĞLU
Suat İŞCAN
Ömer KETENOĞLU
Yalçın KILAN
Seyfi YÜKSEL
Ahmet KAYNAK
Raşit CEYLAN
Edip İŞGÖR
Elizabet FERİ


Bir zamanlar vardılar... Şimdi yoklar. Hepsini özlemle anıyorum. Allah onlara rahmet etsin. Dünya hırsı için kimse kimsenin kalbini kırmasın, değmez.