Translate

03 Mart 2026

ICOM IC-2 AT VHF EL TELSİZİ, CTCSS ve USB ŞARJ DEVRESİ

 ICOM IC-2AT VHF HANDHELD RADIO, CTCSS and USB CHARGER ADDITION


IC-2AT modifikasyonlardan sonra


Yanılmıyorsam 1997 sonbaharında bir gün Kadıköy'deki Beşiktaş iskelesinin önünde, sonradan bana "amatör telsizcilik mikrobunu aşılayan kişi" olarak tanımlayacağım Erhan Ağabey (TA2DJ) ile karşılaştım. Ikimiz de karşıya Galatasaray Üniversitesi'nde yapılacak bir AKUT toplantısına gidiyorduk. İlk zamanlar derneğin kendine ait bir mekanı olmadığı için genel kurul ve eğitim gibi faaliyetleri benim öğrencisi olduğum Galatasaray Üniversitesi'nde ayarladığımız salonlarda gerçekleştirdiğimiz olurdu. Daha önceki bir iki faaliyetten aşina aldığım olan Erhan Ağabey ile selamlaştıktan sonra sohbet etmeye koyulduk. Dikkatimi taşıdığı el telsizi çekti. Ne olduğunu, ne için kullanıldığını sordum, o anlattıkça merakım da arttı, sormaya devam ettim. O gün karşıya geçene kadar bana amatör temsilcilik hakkında epeyce bilgi verdiğini anımsıyorum. Elimdeki cihazın özellikleri de kısaca anlatmak anlatmayı ihmal etmedi. Söz konusu cihaz da bir ICOM IC-2E idi. LCD ekran ya da başka bir gösterge göremediğim için "frekansı nasıl değiştiriyorsunuz" diye sormuştum, o da "bu cihaz tırnaklıdır" diyerek frekansın ayarlanmasına yarayan BCD anahtarların nasıl çalıştığını anlatmıştı (çevirmek için ittiğiniz kısımlar birer dişli şeklinde yani tırnakları var). 

Benim açımdan amatör telsizciliğe merak saldığım gün o gündür. Herhalde zihnimde IC-2 ile o günü iyice eşleştirmişim ki cihaz aklımdan hiç çıkmamış. Son 3-4 yıldır internette Ebay ve benzeri satış ilanlarında bu cihazın fiyatlarının komik denebilecek düzeylere indiğini gördükçe "acaba bir tane alıp en azından koleksiyon parçası olarak bir kenara koysa mıydım?" diye düşünüyordum. Bu yılki bit pazarında nihayet "Erhan abi'nin el telsizi"nden bir tane gördüm. Oturduğu masada sıkılmış bir vaziyette bekleyen, önünde epeyce eski 7-8 kadar el telsizi ve telsiz hurdası olan bir bey vardı. Yaklaşınca hurdaların arasındaki temizce fakat anteni ve bataryası olmayan ICOM IC-2AT'yi fark ettim. Batarya yerine 13.8V güç vermek için kullanılan adaptör parça takılıydı. "Bir batarya bulurum ya da en kötü ihtimal bu parçayı bataryaya dönüştürürüm" diye düşündüm Yeter ki telsiz çalışabiliyor olsundu. Kasada kırık falan da yoktu, sadece çok tozlu ve bazı yerleri kirliydi. Telsizi biraz evirip çevirdikten sonra elimi cebime attım ve toplam 8 dolar eden bozuk paraları çıkardım. Bu centilmene "sizin için uygun mudur" diye sordum, "tamam" demesiyle birlikte cihaz benim çantayı boyladı. Şansıma az ötede içi seksenli 90'lı yıllardan kalma Amerikalıların "rubber ducky" dedikleri kalın el telsizi antenleriyle dolu karton bir kutuya rastlayınca keyfim tam oldu. Üzerinde "ücretsizdir" yazan bu kutunun içinde cihaza uygun bir anten vardı. 

Böylece IC-2AT benimle birlikte yeni evine dönmüş oldu. Bir süre tezgahta bekledi. Evli ve çocuklu bir amatörün öyle herhangi bir projeye balıklama dalamayacağını sizler de tahmin ediyorsunuzdur. Neyse, "karantina" süresi bitince cihazı tekrar ele aldım ve internetten indirmiş olduğum servis el kitabını da yardımıyla gözden geçirmeye başladım. Bu "muayenenin" sonuçlarına geçmeden önce cihaz hakkında biraz daha bilgi vereyim. 

ICOM, IC-2 ailesini 1979'da piyasaya sürmüş. Cihaz 1980'lerin sonuna kadar üretilmeye devam etmiş ve çok popüler olmuş. IC-2 serisi amatör 2 metre, IC-3 amatör 1.25 metre, IC-4 serisi amatör 70 santimetre, IC-M serisi marin bandı için tasarlanmış versiyonlar. IC-2A Kuzey Amerika versiyonu, IC-2E ve IC-2N Avrupa ve Japonya versiyonları (herhalde ICOM, IARU'nun 3 bölgesi için 3 ayrı versiyon üretmiş). KT2B'ye bakılırsa amatör versiyon 1979'dan 1987'ye kadar dünya çapında 500.000 kadar satılmış (evet, yarım milyon!). 

Bu arada başka üreticilere haksızlık olmaması bakımından buraya not düşelim, IC-2 piyasaya çıktığında Henry Radio'nun Tempo S1 modeli, Yaesu'nun FT-207'si gibi sentezörlü en telsizleri bir iki yıldır zaten varmış. Hatta kullanıcı arayüzü bakımından IC-2, Tempo S1'e çok benziyor, onun gibi bcd anahtarlarla frekansı belirliyorsunuz. FT-207 ise tuş takımı ile doğrudan frekans girişine izin veriyor, Bu bakımdan IC-2'den daha gelişmiş bir telsiz. Ama IC-2 onlar gibi dahili değil, ayrılabilir bir batarya ile gelmiş. Üstelik de ICOM farklı kapasitelerde ve büyüklüklerde birçok batarya ve başka aksesuarları da amatörlerin beğenisine sunmuş. Büyüklük ve ağırlık olarak da rakiplerinden biraz daha avantajlı. Belki çok tutulmasının nedenleri bunlardır.



IC-2'nin rakiplerinden Henry Radio - Tempo S1 VHF el telsizi

Tempo S1'in üst paneli



 
IC-2AT'nin üst paneli


Benim aldığım cihaz Kuzey Amerika versiyonu ama 2A değil, 2AT yani kasasının ön tarafında DTMF tuş takımı var. Tabi içinde de DTMF modülü... Işin ilginci Kuzey Amerika'da AT olmayan yani düz olarak adlandırabileceğimiz A versiyonunu bulmak çok daha zor. Avrupa'da ve Japonya'da da sanki durum tam tersi: Internette 2AT'yi çok gördüm, ama hiç 2ET veya 2NT görmedim. Bu arada, Avrupa versiyonunda ilginç bir özellik var, bunlarda 1750 Hz "ton burst" opsiyonu takılı ve ses potansiyometresi bu devreye komuta edecek şekilde anahtarlı. 

Benim anladığım kadarıyla zamanında Kuzey Amerikalı amatörler bu telsizi DTMF opsiyonu ile almayı tercih etmişler. Bunda da şaşılacak bir şey yok çünkü cihazın en yaygın kullanıldığı 80'li yıllarda Kuzey Amerika'da özellikle kırsal alanlardaki rölelerde telefon hattı bağlantısı (phone patch) olması sık rastlanılan bir durummuş. Birçok amatör özellikle araç cihazlarında mutlaka DTMF özelliğinin bulunmasını istiyormuş. Mobil telefonu teknolojisinin olmadığı bir zamanda kilometrelerce öteden telefon şebekesine telsizle ulaşabilmenin ne kadar büyük bir nimet olduğunu tahmin etmek hiç de güç değil. Keza bahsettiğim bit pazarında hala daha her yıl mutlaka telefon bağlantı devresi, tuşlu telefonlardan sökülen parçalarla yapılmış DTMF tuş takımları görüyorum. 

2AT versiyonu 144-148 MHz Kuzey Amerika 2m amatör bandında çalışıyor. 8.4 voltluk standart bataryası ile çıkış gücü düşük konumda 150-200 mW civarı, yüksek konumda ise 1,5 W. Yanlış okumadınız 1,5 W çünkü zaten çıkış transistörü, kılıfı cihazın metal iç kutusuna lehimle ilişkilendirilerek soğutulan tek bir gariban 2SC1947. Tabii bugün lityum iyon bataryalarla, DC-DC yükselticilerle, FET çıkışlarla donatılmış 7-8 wattlık telsizlerine alışarak şımarmış olan bizlere 1,5 Watt çok düşük görünüyor. Ama o yıllarda 5 W, el telsizlerinde ancak 13.8V gerilimle elde edilen bir güç seviyesiydi. Amatör telsizcilikle ilgili yayınların 80'lerin başındaki sayılarını biraz karıştırırsanız en sık göreceğiniz ilanlardan bir tanesinin el telsizlerine uygun küçük boyutlu amplifikatörler için olması da rastlantı değil zaten. Gelgelelim ben her zaman aynı şeyi söylüyorum: Çıkış gücü çoğu durumda operatörün kendi becerisi kadar önemli değil. Bana göre marifet her zaman olabilecek en düşük güçle haberleşme yapmak. O bakımdan 1,5 W yerel haberleşmek için gayet yeterli.

Cihazın üst tarafında kulaklık ve mikrofon girişi, ses potansiyometresi, squelch potansiyometresi, frekans ayarı için BCD anahtarlar, bir açma kapama anahtarı, bir de frekansın son hanesini "0" ya "5" olarak belirleyen bir anahtar var. Sırt kısmında ise 3 kayar anahtar daha var. En üstteki, çıkış gücünün düzeyini belirliyor, bunun altında simplex ya da duplex anahtarı var, sonuncusu ise röleye giriş için frekans farkını artı ya da eksi 600 Hz olarak belirlemek için. Kısaca her şey son derece sade ve neredeyse cihazı ilk defa gören bir telsizcinin bir de birkaç dakika içinde alışabileceği kadar rahat. Cihazın ön panelinde hoparlörün altında yukarıda bahsettiğim DTMF duş takımı var. Frekansı belirlemek son derece kolay. Örneğin BCD anahtarlarda "727" sayısını görüyorsanız, ve 5 kHz anahtarı sıfır konumunda ise frekansınız 147.270 MHz. 5 kHz anahtarını açık konuma getirirseniz frekansı 147.275 MHz yapmış oluyorsunuz. Tabii şimdi dokunmatik ekranlarımız vb. olduğu için bu sistem "ilkel" görünebilir ama her teknolojinin kendine has avantajları var. Alın size bir örnek, siz hiç -20 derecede LCD ekranlara ne olduğunu gördünüz mü? Ben Kanada'da sık sık görüyorum (!). Işte bu yaşlı IC-2, soğukta ekran donması gibi bir sorun yaşamıyor mesela...


IC-2AT arka taraf

Bu teknik bilgi faslından sonra, onarım ve modifikasyonlara geri dönebiliriz. Yukarıda söz ettiğim gibi aradan bir zaman geçtikten sonra telsize gerilim verdim ve çalışıp çalışmadığını kontrol ettim. Görebildiğim kadarıyla ayarlanmış olan frekansta sağlıklı biçimde gönderme yapıyordu ancak alma yoktu. Şanslıyım ki bu işlerle genelde ev halkı yattıktan sonra geç saatlerde uğraştığım için ortalık çok sessiz oluyor. Işte o sessizlikte hoparlörden çok çok zayıf bir hışırtı geldiğini fark ettim. Ancak o kadar zayıftı ki kulağınızı yapıştırmadan fark etmeniz neredeyse imkansızdı. Elimdeki diğer telsizi mandalladığım zaman hışırtının kesildiğini bıraktığımda da devam ettiğini gözlemledim. O zaman anladım ki squelch devresi çalışıyordu ve büyük ihtimalle alma da işlevseldi, ancak audio kısmında bir sorun vardı. Kurcalamaya devam ettikçe beni sevindiren bir şey daha oldu ses potansiyometresini sonuna kadar çevirip parmağımla tepeden bastırırsam hoparlörden (Tabii rahatsız edici derecede yüksek olarak) ses geliyor ve başka bir telsizden gönderme yapıldığında gayet net olarak dinleyebiliyordunuz. Bu yüzden sorunun potansiyometre ile ilgili olduğunu düşünmeye başladım. 

Cihazı açıp ses potansiyometresini incelediğimde potansiyometrenin fenolik tabanında bir çatlak olduğunu fark ettim. Bu çatlak büyük olasılıkla karbon yolda bir kesinti yaratıyor ve kontaktlar saat yönünde uç tarafa ulaşana kadar potansiyometre işini yapmıyordu. Bunun üzerine önce var olan potansiyometreyi sökmeden başka bir potansiyometreyi plakete kablolarla lehimleyerek bir deneme yaptım ve almanın da gönderme gibi kusursuz çalıştığını gördüm. İş artık eski potansiyometreyi sökmeye gelmişti. Telsizin kasasının ve devre kartlarının yerlerinin düzenlenişi bu işi biraz zorlaştırıyordu. Öyle ki, üst kapağı çıkarabilmek için BCD anahtarları lehimli oldukları plaketten ayırmanız gerekiyor. Ancak o plaket, PLL plaketine giden esnek film tipi devre yollarına bağlı ve filmi eritmeden bunları sökmek pek mümkün değil. Bunun üzerine ben de potansiyometrenin şaftını kıl testere ile kestim. Ardından bu potansiyometrenin squelch potansiyometresi ile birlikte lehimli olduğu plaketin ortasını karga burun ile tutup, diğer uçtan da başka bir pensle bükerek düzgün bir biçimde kırdım. Bozuk potansiyometreyi aşağıya çekerek yerinden çıkardıktan sonra, yerine aynı boyda olan başka bir tane taktım ve bağlantıları yaptım. Bu şekilde squelch potansiyometresinin de bağlantıları korunmuş oldu. 

Bozuk olan potansiyometre soldaki.


Şaft kıl testereyle kesildikten sonra


Kırık potansiyometreyi, üzerine lehimli olduğu küçük plaketin yarısıyla birlikte söküyorum


Yeni potansiyometre yerine yerleştirilip bağlantıları tamamlandıktan sonra

Ikinci olarak böyle 40-50 yıllık cihazlarla uğraşırken her zaman yaptığım bir şeyi tekrarladım: elektrolitik kondansatörleri değiştirdim. Bu telsizin içindeki metal kasa, bir kitap gibi ortadan ikiye açılıyor. Bir tarafta PLL plaketi, diğer tarafta ana plaket var. Bu plaketlerdeki elektrolitik sığaların birkaç tanesi kenarda olduğu için doğrudan kasayla plaketin birleştiği hatta lehimliydi. Elimdeki imkanlarla bunları sökmek için devreyi çok fazla ısıtmam gerekeceğinden ve bunları ellemedim ancak kalan elektrolitik kondansatörlerin hepsini tazeleri ile değiştirdim.



Sökümden önce ana plaket tarafındaki elektrolitik kondansatörler



Taze kondansatörler takıldıktan sonra.
Plastik dış kasanın içindeki menteşi ile iki kanada ayrılan metal
kasaya dikkatinizi çekmek isterim



Plaketlerin diğer yanı




El attığım üçüncü konu cihaza bir batarya yapmak oldu. Üzerinde gelen 13.8V adaptörü, 2-3 adet AA pil sığdırabileceğim kadar büyüktü. Bu telsizi 13.8 V'a bağlamak gibi bir derdim olmadığından, kutunun içindeki devreyi söktüm. Ardından oturduğum yere yakın Amazon iadelerini ucuz bir fiyata satan bir dükkana uğradım, buradan 2-3 dolara içinde iki tane AA boy lityum iyon pil olan bir çocuk oyuncağı satın aldım. Yine Çin'den lityum iyon hücrelere uygun, 2 hücrelik bir BMS (battery management system), birkaç USB-C soket ve 5 V'tan 8.4 V'a gerilim yükseltebilen bir otomatik şarj devresi getirttim. Fikir vermesi açısından söylüyorum herhalde bunların maliyeti de 5 doları aşmamıştır. Önce tüm bunları birleştirerek birkaç defa "doldur-boşalt" yaptım ve sistemin sağlıklı çalıştığını gördüm. Şarj devresi, seri bağlı olan lityum iyon pilleri 8.4 V'a getiriyor ve bu gerilimde şarjı kesiyordu (ayrıca pillere bağlı olan BMS devresi, zaten eşik altı gerilim eşik üstü gerilim gibi durumlarda devreye girerek pilleri koruyor). 

Bu parçaları kutunun içine uygun biçimde yerleştirmek dışında yaptığım tek değişiklik şarj devresinin üzerindeki LED'leri sökmek, bunların yerine pil kutusunun arka tarafına dışarıdan görünecek biçimde taktığım kırmızı ve yeşil LED'leri kablo ile devreye lehimlemek oldu. Böylece neredeyse tüm USB-C kablo kullanılan şarj cihazları ile şarj edilebilecek bir batarya yapmış oldum. Şarj olması 90 dakikaya yakın sürüyor, şarj devam ederken kırmızı, bittiğinde ise yeşil led yanıyor. Tam şarjlı iken piller cihazın orijinal pilinin gerilimi olan 8.4 V veriyor. Gerilim 7 voltun biraz altına düştüğünde BMS çıkışı kesiyor. 2 bataryanın kapasitesi 600 miliamper. Bu da kulağa az gelebilir Ancak cihaz beklemede benim yaptığım CTCSS eklemesi ile birlikte 40 mili amper, almada yaklaşık 100 mA, göndermede ise 500 mA (1,5 W) akım çekiyor. Demek ki 10 dk. alma / 10 dk Gönderme / 40 dk bekleme gibi makul bir kullanımda saatte 120 mA akım çeker. Bu da 5 saat kullanım demektir. Eh bir de bu günlerde rölelerde neredeyse hiç ses çıkmadığını düşünürseniz pratikte bu batarya 8-10 saat güç demektir. Tabii daha büyük bir batarya kutusu bulup daha fazla hücre koyarak bu kapasiteyi artırmak mümkün, ama bilemiyorum uğraşır mıyım...


Kutuya girmeden önce batarya, BMS (üzeri Kapton bantla kaplı olarak
Li-Ion hücrelerin yanında) ve "akıllı" şarj devresi.



Batarya tamamlandıktan sonra dışarıdan gözle görülebilecek
tek fark USB-C soket, o da çok iğreti durmuyor



Şarj devam ediyor


Şarj bitti 


IC-2 üzerinde yaptığım en önemli ekleme bir CTCSS devresi oldu. Bunu yapabilmek için daha önce KDK mobil telsize CTCSS eklemek için kullandığım yola başvurdum, yani bir ATtiny85 mikroişlemciyi istediğim 12 tonu üretecek şekilde programladım, alçak geçiren bir filtre ve  bir kuvvetlendirici ile telsize bağladım. Adım adım giderek ayrıntıları anlatmaya çalışayım:

  • Bu işi yapmak için seçtiğim işlemci ATtiny85 oldu çünkü üzerinde bunların olduğu modüllerin boyutları gerçekten küçük. Bu modüllerle daha önce de uğraşmıştım, bir Arduino Uno kullanarak kolayca programlayabiliyorsunuz. giriş çıkış sayısı ve bellek bakımından kısıtlı olsalar da CTCSS ton üretmek gibi işler için yeterli.
  • Mikroişlemciye yüklediğim programı ben yazmadım, ChatGPT yazdı. Gülmeyin :) açıkçası programlama bilgim o kadar sınırlı ki kendim yazmaya kalsaydım muhtemelen 3 aydan fazla sürerdi. ChatGPT ile de 5 dakikada olmadı gerçi. Üç hafta kadar sürdü hem de haftada en az 2-3 gece uğraşarak... Neden derseniz, iş sözde yapay zekaya ne istediğinizi iki cümlede yazmakla bitmiyor. Bir de onun yaptığı işi doğru komutlarla ve tanımlarla yönetmek ve saçmaladığı noktalarda onu düzeltmek gerekiyor. Bu üç hafta boyunca ChatGPT'nin ürettiği programı tekrar tekrar modüle yükledim, "breadbord" üzerinde kurduğum devreyi bir frekans metre ve osiloskopla denetleyerek istediğim işlevlerin sağlıklı bir biçimde çalışıp çalışmadığını gözledim. 
  • Burada programın işlevlerinin dışında bir de üretilen tonların doğruluğuna bakmak gerekiyor. Başlangıçta modül 4-5 Hz kadar farkla yanlış ton üretiyordu. Her ton için işlemcinin ne ürettiğini not ettim, sonra ChatGPT, olan ve olması gereken arasındaki farka göre her ton için programda bir düzeltme faktörü ekledi. Sonra meraklandım, üç ayrı ATtiny85 modülü ile denedim, hepsinde düzeltme işini ayrı ayrı yapmak gerekti, biri için belirlediğim düzeltme oranları diğerinde tam olarak başarılı olmadı.
  • ATtiny85'deki program ne yapıyor? Telsiz mandalladığında modülün 0 numaralı pinine gelen gerilim yükseliyor. Bunu algılayan işlemci önceden 2 ve 3 numaralı pinlere bağlı butonları kullanarak seçmiş olduğum CTCSS tonunu, PWM olarak üretiyor (pin 2). Ayrıca 2 ve 3 numaralı pinlere bağlı butonlara aynı anda 3 saniyeden uzun basıldığında ton üretme işlemi açılıp kapanıyor ve bu durum 4 numaralı pine bağlı LED'in  3 defa yanıp sönmesiyle gözle görünür hale geliyor
  • Aslında var olan tüm CTCSS tonlarını programa dahil etmek mümkün Ancak ben yaşadığım bölgedeki rölelerin listesini alıp en sık kullanılan ve ihtiyaç duyabileceğim 12 tonu koymakla yetindim. Tonları 6'lık iki gruba ayırdım, her butona bir grup atadım. Örneğin 2 numaralı butona  3 defa basarsanız, ikinci grubun üçüncü tonunu seçmiş oluyorsunuz. 4 numaralı pine bağlı LED seçilen tonu yanıp sönerek gösteriyor. Bu örnekte LED önce 2 defa, sonra uzun bir boşluk verip 3 defa daha yanıp sönerek hangi tonu seçtiğinizi size tekrar gösteriyor.
  • Tonlar doğru frekanslarda üretilir hale gelince, kare dalga işareti sinüse benzetebilmek için bir RC alçak geçirgen filtre ekledim. Bunun -3dB kesim noktasını kullandığım en yüksek tondan biraz yukarıda seçtim ve kutup sayısını da beş olarak belirledim. Osiloskopun FFT'si böyle işlerde çok yararlı oluyor. FFT ekranında gördüm ki 2-3 kutupla harmonikleri bastırmak (ve düzgün sinüsoidal bir işaret sağlamak) mümkün değil.
Böylece istediğim işlevlere sahip bir CTCSS devrem oldu. Bundan sonraki adım, ana plaketin üstündeki DTMF modülünü sökmek ve buradaki kontaktları kullanarak CTCSS çıkışını, cihazın ton girişine bağlamaktı. DTMF tonlarına ihtiyacım yok -kimin var bilmiyorum- ama en kötü ihtimalle çok gereksinimim olursa telefonumu telsizin mikrofonuna dayarım... Neyse düşündüğüm şekilde devreyi bağladım.Gelgelelim evdeki hesap çarşıya uymadı, filtreden geçen işaret büyük düzeyde zayıfladığı için karşı tarafa gitmiyordu. Bir transistör kullanarak genliği büyütmeye çalıştım. Yakınımdaki röleler açılır oldu, deneme amaçlı kullandığım diğer telsiz de CTCSS tonunu duyup squelch'ini açıyordu... ancak her defasında değil. Kararlı çalışacak bir kuvvetlendiriciye ihtiyacım olduğu için opamp'lara bakmaya başladım. Sonra bir uyanıklık yapıp LM386 ses kuvvetlendirici kullanmaya kalktım ama iyi sonuç alamayınca başvurduğum sevgili Cem Ağabey'in (TA1S) "o entegrenin çıkış empedans aralığına bak bakayım!" tokadıyla uyanarak yine onun tavsiyesi ile TL082'ye döndüm ("besleme geriliminin yarısı ile bayasla onu, mis gibi çalışır!") TL082 ile gayet güzel ve genliği yeterli bir işaret telsizin ton girişine gider oldu. 


Breadboard üzerinde CTCSS devresi denemeleri



Cihaza bağlı olarak denemeye devam..



Nihayet TL082 ile düzgün ve genliği büyümüş ton



Bu arada IC-2'ye CTCSS işaretin nereden girildiğine de kısaca değineyim. Gerçi şemaya bakılarak rahatlıkla bulunabilir ama biraz bilgi vermenin zararı yok. Cihazı anten yukarıya gelecek şekilde elinizde tuttuğunuzu varsayıyorum. Ana plakette, DTMF devresini çıkardığınızda göreceğiniz 4 kontakt soldan sağa ton girişi, susturma, ton devresi için DC besleme ve toprak (şase). Elinizde IC-2E varsa, onda bunların yerine boş adacıklar olacaktır, bunlara lehim yapılabilir. Görebildiğim kadarıyla 1750 Hz ton devresi çıkınca kalacak kontaktlar da kullanılabilir, şemada gösterilmiş. Önemli olan tonun, ana plakette "2" rakamıyla gösterilen yerden, "limiter amplifier" kısmına girilmesi. Aynı anda audio tonu audio amplifikatöre de girmeye ihtiyacımız, çünkü DTMF'dekinin aksine, gönderdiğimiz tonu kulağımızla duymak istemiyoruz. Bu nedenle ana plakette "1", "4" ve "5" rakamıyla belirtilmiş bağlantı noktalarıyla işimiz yok.


IC-2AT'yi "T" yapan DTMF devresi. Bu esnek film bağlantı kablosunu
(istemeyerek de olsa) tuş takımı tarafından kestim, devre ile birlikte arşive kaldırdım.



Cihazın devre şemasından: DTMF devresi



Yukarıda andığım 4 kontakt



Bu aşamada iş artık ATtiny85 modülü ile, filtrenin ve TL082 güçlendiricinin fiziksel olarak cihazın içine sığdırılması oldu. Bu cihazın içinde gerçekten de başka devreler ekleyecek yer yok. Bu bakımdan aslında ben işi biraz inada bindirdim. Fotoğraflarda göstermeye çalıştığım şekilde PLL plaketinde TC9122 entegresinin üstünde biraz boşluk vardı. Ana plakette de ancak DTMF devresini çıkarınca alt kısımda yer açılıyordu. Ancak yine de iki tarafta da hem kullandığım ATtiny85 modülünü, hem de filtreyi ve kuvvetlendiriciyi aynı anda sıkıştıracak kadar geniş bir yer yoktu. Ben de mikro işlemciyi PLL plaketi tarafına, filtre ve kuvvetlendiriciyi de diğer tarafa yerleştirmeye karar verdim. 

Filtre ve TL082 opamp'ı sağlıklı bir şekilde yerleştirebilmek için varolan boş alana sığacak şekilde ve büyüklükte bir delikli pertinaks parça hazırladım. Sonra devre elemanlarını en uygun şekilde nasıl yerleştirebileceğimi anlamak için bu parçanın ölçekli bir modelini yaptım, entegre devreyi ve filtreyi oluşturan direnç ve sığaları buna dizerek yerleşime son halini verdim. Lehimleme işini de bu modele göre yaptım. Ardından bu küçük plaketi DTMF soketinden kalan kontaktlara lehimledim. Burada 3 kontakt kullandım, ton giriş, toprak ve 6V DC gerilim. Bu 6V gerilim, cihaz göndermeye geçince geliyor. Bununla TL082'yi besledim, bir gerilim bölücü ile de 3V gerilim elde ederek bunu da TL082'yi bayaslamak için kullandım. Bu arada tüm bunları 2 cm x 2,5 cm boyutlarındaki plakete sığdırabilmek için fotoğraflarda görebileceğiniz gibi delik-içi (through-hole) bileşenleri bırakıp 1206 kılıfta SMD direnç ve sığalar kullanmak zorunda kaldım.




Filtre ve kuvvetlendiricinin "modeli"


Lehimler devam ederken



Son hali deneniyor


Filtre ve kuvvetlendiri ana plaket tarafına lehimlenmiş


Diğer tarafta ATtiny85 modülünün kablo bağlantılarını hazırladım, modüle minik bir plaket üzerine SMD dirençlerle yaptığım bir gerilim bölücüyü akrilik yapıştırıcı ile yapıştırdım. Bu şekilde PTT'ye basılınca hem modüle cihazın besleme gerilimi geliyor, hem de "0" numaralı pine de besleme geriliminin yarısı gelerek bu pini "lojik yüksek" yapıyor. Modülü Kapton (polyamid) bantla kapladıktan sonra göndermeye giden DC besleme hattına bağladım. Diğer kabloları kasanın alt kısmında bulunan açıklıktan ana plaket tarafına geçirdim, buton bağlantılarını iptal etmiş olduğum DTMF tuş takımının 1 ve 2 numaralı düğmelerine, LED bağlantısını da ön kasada uygun bir yere delik açarak (ışığı dışarıdan görülecek biçimde) epoksi ile yapıştırdığım kırmızı LED'e yaptım.


ATtiny85 modülünün arkasında gerilim bölücü



Modül polyamid bantla kaplanıp PLL plaketi tarafına
 "sokuşturuduktan" sonra


Bütün bağlantılar tamam olunca, başka bir cihazdan dinleyerek cihazın ana plaketi üzerindeki R77 potansiyometresi ile ton düzeyini olabilecek en düşük düzeye ayarladım ve (nihayet) kasayı kapattım. Cihazın altında, mevcut 12 CTCSS tonunun bir listesi var. 1 ve 2 numaralı butonlara basarak gerektiğinde tonu değiştiriyorum, ya da toptan kapatıyorum.



Bütün bağlantılar tamamlandıktan sonra. Kırmızı LED hoparlörün sağ altında


Böylece genel olarak bana epeyce birşeyler öğreten bir projeyi daha tamamlamış oldum. Sevdiğim, artık neredeyse "antika" denilebilecek bir el cihazını kullanılabilir hale getirdim. Çok da keyif aldım. 

Buraya kadar okuduysanız size teşekkür ederim. Sorularınız olursa beklerim.



Cihaz bitpazarında bulduğum anki haliyle














24 Ocak 2026

CİHAN EMRE (TA3BE) İLE SÖYLEŞİ

 

Türkiye'de radyo amatörlüğünün tarihçesi üzerine çalışmaya başladığım zamanlarda annem bir gün "biliyor musun benim bir arkadaşımın eşi çok uzun zamandır radyo amatörü" dedi. "O da senin gibi nerede hurda elektronik eşya, kablo falan varsa eve dolduruyormuş" diye ekleyince kendimi tutamayıp epeyce gülmüştüm. Tabii hemen tanışmak istedim, iyi ki de istemişim. Daha 1960'ların başında radyo amatörü olmuş; TRAC'ın hem Ankara, hem de İzmir şubelerinin kuruluşunda büyük rol oynamış Cihan Ağabey'i tanımış oldum. Bir punduna getirip aşağıda okuycağınız söyleşiyi de yapmayı becerdim. Yayınlamak (buna yayınlamak denebilirse tabii) 15 yıl sonra ancak bugüne kısmetmiş.


Yazar Çağlar Akgüngör (TA1UH) ve Cihan Emre (TA3BE) söyleşi sırasında.
Cihan Emre arşivinden.


Önce çok klasik bir şey soracağım. Nasıl başladınız?

1964 senesinde bir abimizin, bir dostumuzun TRAC genel merkezinde yönetici olması nedeniyle İstanbul'a gittiğimde tanıştım. İstanbul'da gider gitmez de üye oldum.

Kimdi sorabilir miyim?

CE: Vallahi TRAC genel merkezindeki kişinin ismini hatırlayamıyorum şu anda ama Bedi (Ezgi) Ağabey, Bahri (Kaçan) Ağabey çok alakadar oldular. Ankara şubesinin de kurulacağını söylediler. Yardımcı olursam sevineceklerini söylediler. Ben de Ankara'da oturduğum için Ankara şubesini kurduk (1965).


Cihan Emre'nin ilk TRAC üye kartı (1965) Cihan Emre arşivinden.










Peki ne işle uğraşıyordunuz o zaman ?

Ben o zaman ortaokul ikinci sınıftan ayrılmıştım. Orta 2'den ayrıldıktan sonra elektronik üzerine Ahmet Ekmekçi kurslarına gittim. Ahmet Ekmekçi kurslarında bu hobiyi kapmış olduk. Elektronik merakını...

Ahmet Ekmekçi kursları neydi ?

CE: Meslek kazandırma kursu. Radyocu teknisyen yetiştiren bir kurstu. Elektronik, yani radyo tamiri, cihaz tamiri üzerine eğitim veren.




Ahmet Ekmekçi Radyo Teknisyeni Yetiştirme Kursları'nın broşürü.
Kaynak: Phebus Müzayede (www.phebus.com)






Aynı kursun promosyon kibritleri.Çağlar Akgüngör arşivinden.
 

Peki neden elektronik örneğin neden makine ile ilgili bir konu seçmediniz ?

Peder tarafından gönderildim (gülüyor) O da Umum Mağazalar'da çalışıyordu o zaman. Umum Mağazalar Nakliyat Şirketi, yurt dışı ve yurt içi nakliyat işleri yapan bir kuruluş. Devletin. Yurt dışından çimento getirme olsun, yurt dışından başka malzemeler gelsin gitsin. Babam yurt dışı görmüş biri değildi ama idarecilik vasfı vardı. O bakımdan elektronik ile ilgili bilgisi yoktu. Benim işte ufakken yaptığım şeylerle ilgili görüşleriyle öyle bir karar aldı. Okuldan kaynaklanan bir sıkıntı oldu. Orta 2'de bıraktım. Ondan sonra bir müddet çalıştım elektronik işlerinde staj şeklinde ve ücretli olarak. Daha sonra da tekrar okumaya başladık şimdiki çalıştığınız yerden. Telsizi de Toprak Mahsulleri Ofisi'nin telsiz kısmında çalışırken kaptım. Bir 5 ay kadar. Orada tamirat kısmında çalışırken kaptım.

Sonra tekrar okumaya başladınız.

Dışarıdan ortaokulu bitirdikten sonra Ankara'da liseyi bitirdim. Sonra da tekrar üniversite için İstanbul'a geldim. Yıldız Üniversitesi'ne girdim. İstanbul Devlet Mimarlık Mühendislik Akademisi eski adıyla.

Peki lisede falan yine teknik lise mi oldu? Amatörlüğü devam ettirdiniz mi?

Düz lise... tabii amatörlük devam. Ankara şubesini kurmuştuk zaten. Ankara şubesinde aktif kurucu üye olarak bulundum. Ondan sonra İstanbul'a gittikten sonra da genel merkezde denetçi olarak görevlerde bulundum. Bahri Ağabey ve Bedri Bey ile epey çalışmamız olmuştur. Aziz Bey daha sonra geldi. Ben de eskileri tanıştırdım yönetimde çalışan. Eşref Adalı Adalı Teknik Üniversite Profesörü... Oruç Bilgiç... Onlarla tanıştırdım. Vallahi bir şeyler yapacaklardı ama ne oldu ne bitti bilmiyorum. Ben artık çekildim kenara. Amatörlük yapıyorum ama şey dernekte fazla işim yok. Buradaki şube bitiyor artık. Ben buranın da kurucu üyesiydim. TRAC İzmir şubesinin de kuruluşunu yaptım. Tabii sonra artık çekildik. İzmir Afet Derneğine girdim 2000 yılında. YM3EIZ çağrı işaretini aldık. Van depreminde de bu çağrı işareti ile ben ve diğer arkadaşımız havadaydı.

Bir şeyi merak ettim. Şimdi Toprak Mahsulleri Ofisi'ne gittiniz. Orada telsiz diye bir alet vardı. O zamana kadar telsiz, radyo vb. bir merakınız var mıydı? Orada gördünüz öyle bir alet var, ne oldu sonra?

Bir şey olmadı (gülüyor). Normal olarak bir şey olmadı. Cihazlar kocaman kocaman cihazlar, heybetli cihazlar. Dolap dolap. Beni cezbetti.

Ben de bir tane yapayım diye heveslendiniz mi, onu merak ediyorum.

Tabi Ankara'da olduğumuz için, hurdalık da Ankara'da olduğundan (gülüyor)... Biliyorsun kanun daha yok. Amatör telsizcilik kanunu yok. Yasak var. Mors çalışması için ufak bir transistörlü devre yaptık. Daha sonra Ankara'da eczacı arkadaşlardan bir tanesinin HF cihazıyla çıkış yaptım. TA2DR çağrı işaretimdi. 3-5 kere çıkış yaptım ondan sonra İstanbul'a gidince okumaya artık Kamuran Topakoğlu, ondan sonra Nuri Çıtakoğlu. Onların telsizleri vardı onlara gidiyordum çıkış yapıyordum arada sırada. Hatta benim web sayfasında orada çekilmiş bir resmim vardı.




Cihan Emre, Kamuran Topakoğlu'nun (TA2AI-SK) istasyonunda. 1960'lar.
Cihan Emre arşivinden


1972 TRAC Genel Merkezi (Cağaloğlu) önünde.  Soldan sağa doğru Dündar Sabis, başkan,
 TA1DS (TA1AQ-SK), Oruç Bilgiç (TA1OB), Nuri Çatakoğlu TA1NC (TA1Q), Tahir Songelen TA1TS (TA1BJ), 
Veysel Güleryüz TA2VG (TA2AJ), K. Mehmet Başak TA1MB (TA1D), Halit Yetkin TA1HY-SK.
Oturanlar soldan sağa kurucu başkan Bedii Ezgi TA1BE  (TA1BK-SK) ve Cihan Emre (TA3BE)
K.Mehmet BAŞAK arşivinden (www.ta1d.com)



Yine genel merkez önü, 1975. Soldan sağa Veysel Güleryüz TA2VG (TA2AJ)ö Oruç Bilgiç (TA1OB), Dündar Sabis, başkan,  
TA1DS (TA1AQ-SK), Cihan Emre (TA3BE), Halit Yetkin TA1HY-SK
K.Mehmet BAŞAK arşivinden (www.ta1d.com)

Yani Ankara’da bir telsiziniz yoktu.

Yok, yok. Ve benim esas 1991'den sonra cihazım oldu. Rüçhan'ı tanıyorsun (Atalay). Ona dedim "bir telsiz ihtiyacım var ne yapabiliriz?" "Cihan bende bir telsiz var, Yaesu FT-100, ister misin?" dedi. "Gönder" dedim. O geldikten sonra 91 senesinden itibaren devamlı olarak çıktım havaya. O seneye kadar Toprak Mahsulleri Ofisinde yoğun bir şekilde çalıştım. O yüzden bir boşluk oldu kaç senesi diyeyim... 1979'dan 1991'e.

Hiç mi ellemediniz telsizi ?

Hiç. İşte İzmir şubesinin kurulacağını duyunca, 1991'den itibaren İzmir şubesini kurarak tekrar başladım (Ömer Yardaş ve Kemal Keklik ile).

1964'ten 1979'a kadar neler yaptınız?

Dernekte aktiviteler, eğitim çalışmaları yürütüldü. Tarafımdan değil ama arkadaşlarla bir şey yapıldı. Başkanlık görevini yaptık, başkan yardımcılığı görevini yaptık. İzmir şubesini kurduktan sonra aktivitelerimiz çoğaldı. Çünkü yatırımlar bitmişti Toprak Mahsulleri Ofisi'nde, onarımlar azalmıştı. Aktivitelerimiz çoğaldı. 91 senesinden itibaren de Eskişehir, Afyon, İzmir arasında böyle koordinasyon görevi yaptık. Bir dönem yönetim kurulu üyeliği de yaptım... Aziz Bey ile beraber kısa bir dönem genel merkez yönetim kurulu üyeliği.


TRAC İzmir Şubesi'nin açmış olduğu bir sınava hazırlık kursunda, 1990'lar.
Arka sırada soldan dördüncü Ömer Yardaş ve beşinci Cihan Emre.
Cihan Emre arşivinden.


Ağustos 1999, depremden sonra Sakarya'da.
Cihan Emre arşivinden.

Şöyle söyleyelim, iki dönemin tanığı olmuşsunuz. Birincisi 64-79, ikincisi de 91'den bugüne. İki dönemi kıyasladığınız zaman ne gibi farklar görüyorsunuz ?

64 ile 79 arasında Telsiz ve Radyo Amatörleri Cemiyeti bir dergi çıkarıyordu biliyorsunuz. 80'den sonraki dönemde maalesef bu dergi çıkarılamadı. Ama tabii 83'ten sonra kanunun çıkmasıyla amatörlük başlamış oldu.

Peki siz ne gözlediniz? Örneğin kanunun çıkmasıyla daha çok insan yasal olarak amatör oldu. Bu, amatörlüğün kalitesi anlamında bir fark yarattı mı?

Şu anda amatör radyoculuk biraz daha laçka. Benim düşüncem o. Çünkü herkes amatör olmaya başladı. Ben ona karşıydım ama maalesef kalite düştü. Bir de tabii bilemiyorum daha iyi, daha mı iyi olurdu, daha mı kötü olurdu, ortaokul seviyesi (koşul olarak) kabul edilseydi... O zaman da tahmin ediyorum amatör sayımız bu kadar artmazdı. Yani zaten bizim Türkiye'de en büyük sıkıntımız, parasal. Cihaz temin etmek vb. Malzemelerin çoğu da ithal. Öyle olunca da parası olan alabiliyor, parası olmayan alamıyor cihazı. Şu anda bir sürü amatör var. Cihazı yok ama adı amatör telsizci.

Peki cihazını kendi yapmak bir çözüm olmaz mı? .

Kendi yapabilir. Niye yapamasın? Yapan arkadaşlarımız var İstanbul'dan. Duyuyoruz, görüyoruz ama bazı imkanların iyi olması lazım. İzmir'de bu olanak yok henüz. İstanbul'da malzemeyi getirirsen yapabilirsin. İzmir'de şu anda öyle malzeme satan bir yer yok. Çankaya'da bir şey yok. Transistörü bulursun ama cihaz yapacak malzemeleri bulamazsın yani. İstanbul'da o imkan çok. Hem Selanik pasajında hem diğer pasajlarda. Ama burada o olanak yok. Bir de istek meselesi. Zaten 350-400 tane amatör telsizci var ama çıkan amatör sayısı İzmir'de bir elin, ne bileyim iki elin parmağını geçmez, öyle söyleyeyim. Bazı arkadaşlar anten yüzünden, bazı arkadaşlar cihazı olmaması nedeniyle çalışamıyor. Mesela apartman yöneticileri, çatılara çıkıp anten kurulmasına müsaade etmiyor. Bir diğer sorun ne biliyor musun? Bizim cihazların antenleri mesela 40 metre için 20 metre yana, 20 metre bir yana... Yer sorunu var. Mobil anten kurmaya kalkarsan o zaman da bir delik olacağı düşünülüyor çatıda vb.


Kişisel istasyonunda. Cihan Emre arşivinden.



İstanbul, Beşiktaş'ta Samim Akbulut (TA1API-SK) ile.
Cihan Emre arşivinden


Bir şeyi çok merak ediyorum. Örneğin 80 öncesi dönemdeki amatörlerin teknik bilgisini şimdikiyle karşılaştırırsanız fark görüyor musunuz? Elektroniğe olan merak ve teknik bilgi konusunda?

Amatörlerin merakı artık başka dallara kaydı. Teknik bilgi olarak o tarihtekiler daha yetişmiş, daha tecrübeli arkadaşlar. 1980 sonrası ise teknik bilgiye değil amatör telsiz ile yani konuşmaya dayalı... zaten CW da azaldığı için SSB konuşmalar daha ağırlık kazandı. Ondan dolayı amatörlük teknik olarak bitmiş oluyor ama kullanıcı olarak artmış oldu.

Peki siz bunlarla uğraşırken insanlar nasıl bakıyordu bu merakınızı? 80 öncesi-sonrası bir fark

Bir tek biz de kendi aramızda anlıyorduk. Kısa dalga dinleme yapıyorduk o zamanlar. Nasıl mesela? BBC olsun, Amerika'nın Sesi olsun. Radyo istasyonu. Çevremizdeki kişilerle bu konularla fazla konuşmuyorduk zaten. Benim annem olsun babam olsun hep desteklediler. İşte bir ara yasak cihazların kullanılmasından dolayı bazı arkadaşlarımız içeriye alindi. Oruc Bilgiç mesela. Cihazlar olduğu için ve QSL kartlar kayıtlar olduğu için alındılar. Ankara'da da yapılacak iken babam bir yerden dolaylı olarak duyuyor. Benim de elimde makineler vardı. Babam onları çöpe atıyor. Şahane askeri maniplelerim vardı, gitti.

Hapis cezası aldılar mı?

Belli müddet nezarethanede kaldılar. Hapis cezası aldılar mı almadılar mı bilmiyorum. TA2DS (SK) Selim var. O da aynı şekilde.

Şimdi böyle tabi bu şey telsiz kanunu dolayısıyla falan olan bir şey yani. Ama mesela çıkış yapan amatörler farkında değil miydi? "Monitoring" her zaman vardı. Birileri dinliyordu herhalde bunları. Biliniyordu bunların olduğu değil mi aslında?

Evet ama o kadar etkili değildi. Bu olay olduğunda casusluk yapılıyor diye yakalandılar ama sonra anlaşıldı ve ceza almadılar. Başka arkadaşlar da oldu böyle.

Bilal Ağabey bana 12 Eylül'den sonra TRAC genel merkezine MİT'ten geldiklerini ve "amatör telsizcilik faaliyetlerini bildiklerini, kanun çıktıktan sonra devam etmelerinin daha iyi olacağını söylediklerini anlatmıştı. Dolayısıyla ben amatör haberleşmelerin o donemde izlenmiş olduğunu düşünüyorum. Belki de kanuna rağmen, askeriye göz yumuyordu ülkede yetişmiş telsizci olsun diye, stratejik nedenlerle.

Dinlenmez olur mu? Muhtemelen Jandarma, Emniyet teşkilatının telsiz kısmı dinliyordu. Emniyette akrabam olması nedeniyle ziyarete gittiğimde Emniyet Genel Müdürlüğünün telsiz bölümünde ayni bizim amatör cihazlardan olduğunu gördüm.

Belki alıp biraz korkutup bırakıyorlardı. Yapmayın etmeyin falan deyip.

Ankara'da bir arkadaşımız vardı TRAC'dan. Onu da aldılar içeri. O da beş gün mü, altı gün mü kaldı nezarethanede? Selim de öyle... Daha sonra tahliye oldular ama mahkemeleri sürdü, beraat ettiler.

Demek ki aslında Türkiye'de amatör telsizcilik için çok da uygun bir ortam yokmuş. Hala da ne kadar var o tartışılabilir ama tartışılır ama bu hobinin Amerika gibi şey yapılacağı, sağlıklı gelişeceği bir ortam yokmuş Türkiye'de.

Yani Türkiye'de zaten o ortam hiç olmadı kanunla yasakladıkları için... Belirli bir müddet genel merkez yöneticiliği yaptığım için biliyorum bazı şeyleri. O zamanlar çok uğraşıldı, kanun çıksın herkes yapsın diye. Zaten 80 senesindeki ihtilalden sonra da Türkiye Radyo Amatörleri Cemiyeti kapatıldı. İlk açılanlardan birisi oldu ama bu sefer Türkiye adını vermediler. Telsiz ve Radyo Amatörleri Cemiyeti ismini aldı.


TRAC'ın 30. kuruluş yıldönümü nedeniyle 1992'de genel merkezden
Cihan Emre'ye gönderilmiş olan kutlama. Kullanılan kağıdın 1980 öncesinden
kalmış olduğunu antette elle yapılan değişiklikten anlayabiliyoruz.


Peki bir şey soracağım. Yani şimdi şöyle salim kafayla düşününce kanun gerçekten tek engel neydi? Bunun gelişmeme nedeni sadece kanunla yasaklanması mıydı?

Zannetmiyorum. Yapmak isteyen yapıyordu. Yani biraz önce de söyledim ya, bazı arkadaşlar cihaz temin ederek çıkış yapıyorlardı ve konuşuyorlardı. Bunu hem Emniyet hem MİT söylüyorlardı. Bilmemeleri mümkün değil ama. Ama bazı olaylar bunu tetikledi. İşte bu arkadaşlar böyle bir şeyle karşılaştılar.

Peki şöyle bir şey de sorayım: Malzeme bulabiliyor muydunuz Türkiye'de bunu yapacak; veya bulsaydınız da ekonomik şartlar olarak mümkün müydü?

(O dönemdeki) Ekonomik şartlarla mümkün değildi, hala da mümkün değil. Ancak hurdalıktan temin edilen malzemelerle ve cihazlarla.

Şöyle düşünüyorum bazen: Bizim toplumumuz pek bilgi üreten bir toplum değil. Bilim üreten bir toplum da değil. Dışarıdan bilimin ürettiği ürünleri alıp sadece kullanan, tüketen bir toplum. Bununla da ilgili olabilir mi? Şimdi amatör fizik çerçevesinin dışına da çıkalım. Başka bir takım teknik hobiler var dünyada. Bunların hiç biri gelişmiyor.

Maalesef öyle. Çünkü bunun nedeni okumamak. Okumadığımız içinde hobinin ne olduğunu bilmiyoruz. Yani amatör telsizcilik dışında bir süre hobi var, yelkencilik var. Ondan sonra motorla ilgili uğraşılar var. Ama bizde maalesef hep engelleniyor. Bu büyüklerden kaynaklanıyor veyahut çevreden kaynaklanıyor. Mesela motosiklet: Kaza geçirirsin, şu şekilde bir şey olursa, bu olur, yaralanırsın vs. Ben kendi oğluma aynı telkini yapıyorum. Motor haricindeki bütün hobiler tamam (gülüyoruz) İki tekerlekli hariç her şeye varım. İki tekerlekli çünkü görünmüyor. Yaşayanları da gördüm ben olayı kaza olarak. Onun için.


Bir TRAC toplantısı sonrası İstanbul'da Timur Kılıççöte (TA1BX-SK) ile.



Yani pek ebeveynlerde de hobiye yönelik bir teşvik yok. Peki eğitim sistemi sizce böyle bir şey uygun mu? Yani insanları hobiye yada eğitim işiyle uğraşmaya?

Eğitim sistemimiz hiç iyi değil. Hobiden koparma. Bizim zamanımızda da aynı şekildeydi. Bir şeyi yapmak istersin, ders çalış, şunu yap, bunu yap şeklinde cevap verilirdi.

Bu çok önemli bir şey ama. Yani böyle basit bir şeymiş gibi görünüyor ama değil. Aslında çok şeyin arkasında bu davranış kalıbı var. Lüzumsuz gibi mi geliyor acaba bunlar?

Yani lüzumsuz gibi gözüküyor Tabii büyükler tarafından ve çevre tarafından öyle görülüyor.

Peki amatör telsizcinin tanımı nedir desem?

Amatör telsiz olacak kişinin bir kere elektronik bilgisinin olması gerekir. Karşısındaki kişiye saygısı olması gerekir. Gereği kadar lisan bilgisi veyahut amatörlük ile ilgili bilgisi olması gerekir. Dördüncü olarak da yurdunu, milletini tanıtıcı olmalı.

Sizin oğlunuz elektronik mühendisi, peki amatör telsizcilik yapıyor mu?

Hayır.

Neden? Baba amatör telsizci. Oğul elektronik mühendisi ama amatör telsizciliğe ilgi duymuyor.

Anneden kaynaklı (gülüyoruz). İsterse olabilir İngilizcesi var. Almancası var. Anadolu lisesinden sonra Dokuz Eylül mezunu zaten. Ama neden işte annesi... Yani tabii biliyorsun telsizle konuşurken PTT'ye bastığınız zaman biraz bağırmak mecburiyetindesiniz. Gürültü oluyor... Yapma demedi ama işte böyle baban bağırıyor, çağırıyor falan... Bana karışılmıyor zaten de... O bakımdan problem olmuyor. Benim odam yazlıkta da kışlıkta da da ayrı.

Bu yeni teknolojilerin de bu işi etkilediğini düşünüyor musunuz? Yani İnternet, görüntülü konuşma yok derken...

Ben sana şunu söyleyeyim. Bilgisayarla yapılan hiçbir iş amatör telsiz değildir. Echolink, Skype, Messenger dahil hepsini kullanıyorum. Amatör telsizcilik başka. Telsizden duymak başka. Yani bilgisayar, amatör telsizcilik değil o başka bir şey. Ama faydalanamaz mı faydalanılıyor. APRS mesela. Fakat tabii ki amatör telsizcilik telsizden telsize haberleşme - ama CW, ama SSB, ama FM...




TRAC'ın 40. yıldönümü kutlamasında (2002). Soldan başlayarak Kamuran Topakaoğlu (TA2AI-SK), Avni Morgül, Ömer Yardaş (TA3AK), Eşref Adalı, Cihan Emre (TA3BE)



31 Ekim 2025

LONGUEIL AMATÖR TELSİZCİLİK BİTPAZARI 2025

Longueil (Montreal South Shore) Hamfest 2025



Biliyorsunuz bu blogda daha önce de yazmıştım, her yıl Ekim ayında Montreal adasının karşı kıyısında bulunan Longueil (Longöy) ilçesinde yapılan amatör telsizcilik şenliğine, yani Hamfest'e gitmeye çalışıyorum. Gerçi şenlik dediğime bakmayın daha çok bitpazarı etrafında bir buluşma oluyor ve yaklaşık benim tahminime göre 500 kadar, belki de girip çıkanların da hesabını yaparsak, 1000 kadar amatör telsizcinin, elektronik, bilgisayar ve audio meraklısının alışveriş yapıp sohbet ettiği bir yarım gün oluyor. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri'nde gitmiş olduğum bazı hem Hamfest'lerdeki gibi teknik uygulamalarla ilgili söyleşi veya paylaşımların yapıldığı oturumlar vb. gerçekleşmiyor. Ancak yine de  gitmeyi seviyorum çünkü Kanada ölçeğinde oldukça büyük bir etkinlik ve hemen her girişimde mutlaka çok ilginç -ya da en azından bana öyle gelen- parçalar bulmayı başarıyorum. Bir defasında 2 amatör arkadaşla "tezgah" da açıp elimizdeki fazla malzemeleri satmış ve elbette kazandığımız parayı başkalarının fazla malzemelerine yatırarak geri dönmüştük :) Böyle bir imkan da mevcut. Nitekim elimde biraz malzeme birikti bunları kullanmayacağım için 2026'da yapılacak bit pazarında yine tezgah açmayı düşünüyorum. Kısmet.

Salona giriş 5 dolar satış için bir masa istiyorsanız sanıyorum 10 dolar gibi bir para ödemeniz gerekiyor. Girişte ödediğiniz bu ücret size bir de çekiliş kuponu için hak veriyor, sponsor firmaların bağışladığı ürünleri çekilişte kazanma şansınız olabiliyor. Bu yıl biletin son hanesi ile bir ödül kaçırdım, belki gelecek yıllarda bana da bir ICOM cihaz çıkabilir. Neyse bu çok önemli değil. 

Aslında Montreal, Amerika Birleşik Devletleri sınırına yalnızca 1 saat mesafede, yani 3-4 saat araba kullanarak ABD'nin doğu kıyısındaki en büyük hem fesllerinden biri olan NEAR-Fest gibi daha kapsamlı etkinliklere gitmek de mümkün, ama son gelişmelerden sonra Dayton'a gitmek de dahil olmak üzere ABD'ye turizm amaçlı gitmek fikrinden oldukça soğudum. Her neyse şimdilik Longueil bana yetiyor. Her yıl Ekim ayında bu bit pazarına gidiyorum ve oradan uzun Kanada kışı boyunca gerçekleştireceğim projeler için çeşitli malzemeler alıyorum. Genelde görünüş olarak çok kötü durumda olmayan fakat çoğu kişinin hurda deyip geçeceği cihazları almayı tercih ediyorum. Bu şekilde bütçemde bir delik açılmıyor, aldığım malzeme onarılamayacak durumda olsa bile "bunun aynısından Nasıl olsa bir tane daha çıkar, Bu da ona yedek parça olur" deyip kenara koyabiliyorum. Ama ciddi kasa hasarı, yanık kokusu, erimiş parçalar, korozyon gibi belirtilere dikkat ettiğim için şu ana kadar çalışır hale getirilemeyecek bir şeye para ödediğim pek olmadı. Bir de galiba yapmam gereken işlemler karmaşıklaştıkça öfleyip pöflemekle birlikte projelerden daha büyük zevk alıyorum. Zaten bir şey öğretmeyen proje bende hiçbir tat bırakmıyor.

Bu yıl tezgahların arasında gezerken önümüzdeki aylarda uğraşabileceğim iki güzel proje malzemesi buldum. Bunlardan bir tanesini bir tanesini 2-3 yıldır özellikle kolluyordum. Yaklaşık 30 yıl önce elime aldığım ilk amatör telsiz olan ICOM IC-2'nin Kuzey Amerika versiyonu ICOM IC-2AT. Bu cihazı bana yalnızca gençlik yıllarımı hatırlattığı için değil fakat aynı zamanda bugün bile kullanımı son derece keyifli, yalın ama sağlam ve işlevsel bir cihaz olduğu için çok severim. Ilgili blog yazımda okuyacağınız gibi bazı modifikasyonlarla cihaz 50 yıl sonra yeniden daha da kullanışlı bir el telsizi olarak hayat buldu. Son iki yıldır bit pazarında aynı amatörün neredeyse hurdaya çıkmış bir düzine kadar ev telsizini satmaya çalıştığını görüyor ama çok da dikkatli bakmadan dolaşmaya devam ediyordum. Bu yıl beklemekten sıkılmış bu amatöre masanın üzerinde duran ICOM-2AT için 8 Kanada doları teklif ettim, hiç duraksamadan "olur" deyince cihazı çantama attım. Anteni yoktu ama çok şükür onu da az ileride başka bir masanın altında durmakta olan ve üzerinde "bedava / alabilirsiniz" yazan bir karton kutudaki VHF anteni alarak hallettim. 

ICOM IC-2AT

Pazarda bulduğum ikinci proje malzemesi ise Leader marka tezgah üstü tipte bir FET multimetre idi (satıcı lambalı olduğunu sanıyordu). Aslında böyle bir ölçü aletine ihtiyacım yok ama zaman zaman bu tip cihazları da elden geçirmek, tamir etmek ve nadir de olsa kullanmak hoşuma gidiyor. Bazı durumlarda analog bir skalanın üstünde hareket eden galvanometre ibresin ibresini takip etmek durmadan dijital ekrandaki değişen rakamları takip etmekten çok daha kolay. Ille de böyle yapmak gerekiyor demiyorum ama en azından elimin altında analog bir seçeneğin bulunuyor olması hoşuma gidiyor. Bu ölçü aleti, elimde benzer türlü türlü laboratuvar gereçleri olan bir beyefendinin tezgahının altındaki bir karton kutuda duruyordu. Birçok kişi arabaya yükleyip getirdiği hantal ve eski aygıtları tekrardan götürüp bodruma ya da tavan arasına geri koymak istemediği için ne fiyat önerseniz kabul ediyor zaten... Bu şekilde Leader ölçü aleti de 80'li yıllara ait bir kısa dalga radyo rehberi ile birlikte 10 küsür dolara çantamı boyladı.

Leader LEM-73

Bunlardan başka dolaşırken gözüme şöyle kocaman etli bir soğutucu kestirmiştim. Kapanış saati geldiğinde satıcıya fiyatını sordum 10 dolar deyince hiç düşünmeden orada çantaya attım. Bugünlerde böyle hazır kesilmiş ve proje yapılmaya uygun alüminyum soğutucular çok pahalı. Bu aldığım soğutucu da aslında bir UHF kuvvetlendiricinin (900 MHz) soğutucusu. Soğutucu ile güzel bir zayıflatıcı yapmayı düşünüyorum (30-40 dB) kuvvetlendiriciyi de bir kenara koyarım durur. Oraya nasıl düşmüştür kim bilir. 

Bir de aslında yıllardır gönlümden geçirdiğim "keşke bir tane olsa" diye hasretiyle yandığım(!)  bir cihaza daha rastladım: HP 8640 sinyal jeneratörü. Tanıdığım bir amatör 150 Kanada doları gibi komik bir ücret karşılığı satışa çıkarmıştı (ufak tefek sorunları vardı ama hiçbiri halledilemez değildi). Ancak bir bir aletin boyutlarına baktım (kabaca mikrodalga fırın kadar ve 22 kg ağırlığında) bir de evdeki tezgahımın boyutlarını düşündüm. Arkasından, geçen yıl doğum günü hediyesi olarak bana gelen (sevgili eşim sağ olsun) ve sinyal jeneratörü olarak gayet makul biçimde işimi gören minyatür Spektrum Analizörü (TinySA) hatırlayınca bavul büyüklüğündeki HP'yi eve götürme fikrinden vazgeçtim. Parçalara ayırıp bunları ayrı ayrı satmak fikri de içimi acıttı dolayısıyla almadım.


HP 8640 Sinyal Jeneratörü

Yaesu FT-290 RII


Dolaşırken hoşuma giden bir parça da Yeasu'nun 80'li yıllardaki güzel el telsizlerinden biri olan FT 290R'ye rastlamak oldu. Bir paket sakız parası fiyat olunca Ttbii o da benimle birlikte evin yolunu tuttu. Pazarin son "bonusu" ise Micronta (RadioShack) marka bir SWR metre oldu. Elimde olmayan bir şey değildi ama örnekleyicisinin kutunun dışında olması (inline) manyetik Loop anten projelerinde yarar sağlayabileceği için onu da ganimetlerim arasına kattım.

Bu yıl Longueil bitpazarında durum böyleydi. Daha fazla gevezelik etmeden sizi fotoğraflarla baş başa bırakayım.