Translate

16 July 2026

ÇETİN ŞENER (TA1AC) İLE SÖYLEŞİ


Amatör telsizcilik ve klasik radyolar denildiğinde herhalde Türkiye'de akla gelen ilk isim Çetin Şener'dir (TA1AC). Bilemiyorum, onunki gibi, bizzat kolleksiyon sahibinin kendi elleriyle restore ettiği parçalardan oluşan bu kadar kapsamlı başka bir kolleksiyon ülkemizde var mı? Varsa bile, kanımca Çetin Ağabey'in başka kolleksiyonculardan ayıran çok önemli bir fark, yıllar içinde edindiği bilgiyi, deneyimi amatör radyo tutkunlarıyla paylaşmaktan ve kendisinden sonra gelenleri -ben de dahil- küçümsemeden onlara her türlü desteği veren gerçek bir "elmer" olmasıdır. Onun atölyesi, yüksek duvarlarla çevrilmiş bir kişisel müze değil, klasik cihazlara ilgi duyan için herkes için bir buluşma noktasıdır dersem herhalde abartmamış olurum.

TRAC'ın de en eski üyelerinden biri olan Çetin Ağabey ile aslında iki görüşme yaptım. Bunların birincisi Fransız amatör telsiz dergisi Megaherzt için 2002'de yapmış olduğum ve odağı daha çok radyo  restorasyonu ve kolleksiyonu olan röportajdır, çevirisini burada görebilirsiniz. İkinci görüşme ise Türkiye'de amatör telsizciliğin tarihiyle ilgili bilgi-belge toplarken yapmış olduğumuz söyleşi içindir. Onu da aşağıda okuyabilirsiniz. Kendisine çalışmama vermiş olduğu destek için bir kez daha teşekkür ederim.




Cetin Sener TA1AC History of Amateur Radio in Turkey
Çetin Şener (TA1AC), 2011. 
Fotoğraf: Emre Meltem. Çağlar Akgüngör arşivinden


Çetin Ağabey, 15 yaşında başladım dediniz amatörlüğe, nasıl oldu?

Çocukken bir tane gelenli radyo elime geçmişti. [...] radyo firması ithal etmiş. Onu alınca tabii önce bir anten lazım geldi. Anten yaptık. Hatta karyola demirine bile bağlayınca İstanbul radyosunu dinliyorduk. Başlangıç böyle oldu.

Pekiyi o radyoyu nasıl, nerede gördünüz de almak aklınıza geldi?

İkinci Dünya Savaşı'nın devam ettiği günlerde filmlerde telsiz cihazlarını gördükçe heyecanlanırdım. Nasıl bir telsiz, nedir, vs., ilgim varmış demek ki. O bir vesile oldu, şehirde görünce ilgimi çekti. Böylece bütün harçlığımı artık o gelenli radyodan nasıl daha iyi ses çıkartabiliriz falan diye lambalara -o zaman lamba, transistör yok- harcadım. Pilli lambalar tabii. Pilli, lambalı, tek lambalı, iki lambalı, işte 1R5, 1S5, 3S4 bu tip lambalar falan var... Gelenli radyonun sesi yeterli olmayınca, uzak istasyonları dinlemek için reaksiyonlu vb. başka devreleri de denedim ve bunun için de tabii literatür lazım geldi. Tünel'de bir kitapçıda gidip radyo Radioplans -Fransız dergisi-ona abone oldum. Radio Constructeur et dépanneur dergisine de. Kitaplardan, mecmualardan istifadeyle, oradaki gördüğüm şemalardan her akşam evde denemelerle... Tabii hep reaksiyonlu devreler, onlar kolay oluyordu, onları yaptım.


On yıl sonra tekrar Çetin Ağabey'in atölyesinde.
Soldan sağa, Çetin Şener (TA1AC), Mustafa İlter (TA1AL) ve bendeniz.

Böylece gelişmeye başladım, gelişince de mahallelinin radyolarını da tamire başladım. İşte önce kadran kopmuş vb. onları filan yapmaya başladım. Baktım lamba soğuk yanmıyor. Demek ki bu lamba yanmış veya işte sigortası atmış, doğru akım redresörü devredışı kalmış veya bir direnç yanmış... Bu tip şeylerin bakımı, tamiri derken kitaplardan şuradan buradan bir ihtisaslaşma oldu. Fazla teknik olmasa da tamir için yeterli pratik bir bilgi edindim. Derken askere gittim. Askere gidince tabii telsiz branşını özellikle istedim. Deniz kuvvetlerinde telsiz. Mors ile haberleşme, telsiz cihazları tabii o zamanlar -1956, 1957- hep lambalı cihazlar, elektronik laboratuvarı... Bu konularda çok hevesim olduğu için kursu ilgiyle takip ettim, hayatımın iyi bir dönemi oldu. Kurslar beni bu heves ettiğim teknolojilerle ilgili bilgilendirdi.



1960'ların başı, Zenith Transoceanic ve BC348 alıcı. Çetin Şener arşivinden. 


Aynı cihazlarla günümüzde. Çetin Şener arşivinden.


Askerden gelince bu sefer baktım transistör çıkmış. 1960... Tamam kitaplardan görüyoruz ama ortalıkta transistör yok. İlk defa bir gemiciye rica etmiştik, Fransa'dan getirmişti sağolsun. O zaman Almanya'da Türk işçileri falan da yoktu. Şemalar da var elimizde, fakat şemalar Amerikan. İngilizce dergileri sahaflardan alıyorduk. Bu Amerikalıların İzmit'te, Gölcük'te onların bir üssü vardı. O üste gelen kitaplar sahaflara geliyor. Ben de oradan alıyorum, transistörleri okuyoruz. Şeması belli, aldık transistörü yaptıkm çalışmadı! Gece saat bir... iki... sabaha kadar... Bir ara artık öyle bir yorulmuşum ki kafam karışmış, pili ters takmışım. Negatif-pozitif... birden bire radyo çalıştı! Allah Allah nasıl oluyor bu iş? Niye ters çalışsın? Meğer Fransa'dan gelen transistör PNP imiş. Bizim yapmaya uğraştığımız Amerikan şemalarındaki de NPN! Tabii şaşkınıkla pili ters takınca bir çalıştı! [gülüyor]. Transistöre geçişimiz böyle oldu. O zaman daha TRAC Dergisi de yok.

Sonra baktım bir gün baktım TRAC Dergisi diye bir yayın. Karaköy'de malzeme almaya giderken bir kitapçıda gördüm. Hemen koşa koşa doğru adrese gittim. Frej Apartmanı. Yukarıya çıktım asansörle. Tabii çok muazzam bir bina. Üçüncü, dördüncü katta, yedi odası var.İçeride çelik dolaplar, masalar, telsiz alıcı cihazları, Amerikan Konsolosu tarafından getirilmiş, hibe edilmiş. Bahri Bey karşıladı. "Ben aza olmak istiyorum" dedim. "Mesleğin ne?" diye sordu. "Telsizciyim"dedim. "Şu arkadaşlara bir kurs verebilir misin?" dedi. Baktım içerde 7-8 kişi var. Gereken işlemleri yaptırdım, kaydımı oldum. "Tamam ben bu kursu yaparım" dedim. Kurs için de bir metot lazım. Alman kitabevine gittim. Zaten sipariş ettiğim kitaplar vardı. Orada görmüştüm, Mors kursu nasıl verilir diye bir kitap vardı bir yayın organının. O Almanca kitabı getirttim. Kitapta ilk baştan, işte mors nasıl öğretilir, eğitimi nasıl yapılır diye bir metod vardı. O metodu uygulayarak 8 ay kadar öğrencileri yetiştirdim.


İlk TRAC üye kartı. Çetin Şener arşivinden. 


Başkan ve Genel Sekreter imzaları ve üyeliğe giriş tarihi. Çetin Şener arşivinden. 


Kimler vardı hatırlıyor musunuz?

Avni Morgül, Oruç Bilgiç, Eşref Adalı... efendim, yani hepsinin isimlerini hatırlayamadığım 8-10 tane lise talebesi genç vardı. Bunlar hakikaten o zamanın en meraklı, bu konularda özveriyle çalışan, derginin bütün yazılarını hazırlayan, dağıtımına kadar herşeyi ile ilgilenen kişilerdi.

Peki bir şey merak ediyorum, siz işte delikanlılık yaşlarında bu işlerle uğraşmaya başladınız. Elde havya, işte radyo çalışıyor, çalışmıyor... Zamanınızı ve harçlığınızı bunlara harcadığınızda aileniz ne tepki veriyordu size? "Nedir bunlarla uğraşmak" diyorlar mıydı? Yoksa destekliyor mıydı sizi?

Vallahi, ailemden hiç negatif bir tepki görmedim.

Ailenizde mühendis var mıydı?

Yok. Babam zaten tekstil konusunda bir fabrikada çalışıyordu. Biz bu konuda meraklı 1-2 arkadaştık oturduğumuz yerde. Bir tanesi teknik üniversitenin laboratuvarında çalışan bir çocuktu. O hakikaten çok meraklıydı. Bir de radyo tamircisi bir arkadaşımız vardı. Onun dükkanına girer, oradan gelişmelere bakardık hep. Tabi devir lambalı radyo devri.

Yani aslında bu aktiviteye girmenizi teşvik edici bir çevre yoktu özel olarak. Etrafınızda bir elektronik mühendisi, elektrik mühendisi birisi yoktu. Sizin kendi merakınızdı bu.

Evet, evet. Bahriye askerliğinde ben biraz oradaki laboratuvarlar, elektronik cihazlardan, malum kitaplardan yararlandım. Assubaylar için teknik eğitim kitapları vardı. Çok açık, net olarak bilgi veren. Onların bana çok faydası olmuştur, onları hatırlıyorum.

Sanırım biliyorum, böyle lacivert kapaklı bir seri. Elektronik, radyo, radar...

Evet, astsubay eğitim kitapları.

[sonra TRAC dergisindeki bir fotoğraftaki kişileri tanıyıp tanımadığını soruyorum, fotoğraf hakkında konuşuyoruz:Hilkat Bolulu, Bahri Bey ve eşi..Eşref Adalı, Avni Morgül,ArmanŞapçı...konu Hilkat Bolulu'ya geliyor].

Radyo amatörlüğü konusunda duayen birisiydi o. Amerika'da tahsil görmüş, elektrik mühendisiydi. Hatta firmasının amblemi de radyo amatörlüğü işaretiydi.

Peki Çetin Ağabey siz derneğe gittiniz, içerde Amerikan Konsolosluğu tarafından hibe edilmiş cihazlar vardı. Alıcı-verici mi, yoksa yalnızca alıcı mıydı cihazlar?

Sadece alıcı. Bahriyeden emekli, telsiz branşından bir-iki astsubay vardı. Gelip orada saatlerce mors dinlerlerdi. Biz tabii biraz da espiri olarak "artık alışmışlar mors duymadan yapamıyorlar" derdik. Bir tür tedavi gibi geliyor oraya haftada bir-iki gelip mors pratiğini yapmak istiyor...

[Konu Fazıl Ağabey'den açılıyor] Ankara'ya beraber gitmiştik, imtihana beraber girdik.

Kanun değişikliğinden sonra mı?

Evet kanun değişti işte. Onun da içinde doğru gittik Ankara'ya, ilk imtihana. Baktık bütün Türkiye'den bu konulardaki eski çalışanlar orada, hepsi gelmişler. "İllegal"lerin hepsi gelmiş [gülüyor]. Yüz kişi girdi, üç kişi geçti.

Neden öyle oldu?

Elektronik sualleri bayağı zordu. Ben morstan falan geçtim ama elektronikten kaldım. Altı ay sonra tekrar... İstanbul'da yapıldı bu sefer. Tekrar kitaplardan çalıştık, ettik. Sorular bayağı zordu.

Sonradan kolaylaşmış imtihan. Öyle mi?

Sonradan morsu da kaldırdılar. O zaman mors bilmeden lisans da vermiyorlardı. O yüzden bayağı bir sıkıntı çekildi, ama ben tabii rahattım. Aradan yirmi beş sene geçmiş. Ben 1960'da tezkere almıştım. Yirmi küsür sene sonra yeniden bisiklete biner gibi oldum.


1980'lerin sonunda verilmiş olan üye kartı. Çetin Şener arşivinden.


Kartın arka yüzü. Çetin Şener arşivinden.




1960'tan 1983'e kadar illegal çalıştınız değil mi? Haberleşme yapıyordunuz.

Kulüpte bizim SWL çalışmaları vardı. Telsiz amatörlerini, radyo istasyonlarını dinleyip onlara rapor yazardık.

Gönderme yapmıyor muydunuz?

Kanunen yasak olduğu için öyle bir şey yapılmadı ama aramızdaki bazı arkadaşlar bunu tabi illegal olarak yapıyordu. Biliyorduk, yapanlar vardı.

Onlar nasıl mesela kart alıp gönderiyordu?

Bunların yurt dışında kart menajerleri vardı. Onların vasıtasıyla.

Çetin abi o dönemde siz hiç teşebbüs etmediniz mi?

Ben hiç teşebbüs etmedim. Benim amatörlüğüm biraz da cihazın imalatı, arızaların giderilmesi, teknik yönden. Tabii bekliyordum bu kanun çıksa da keşke haberleşme yapsak diye. O nedenle pek yapmadım ama yapan arkadaşlarım vardı.

Merak ediyorum, niye daha önce çıkmadı bu kanun? Çünkü TRAC Dergisi'ni okuduğum zaman şunu görüyorum: Bir mücadele var. Başvuruluyor, sürekli Ankara'ya gidiliyor, işte yok ARRL'den yardım isteniyor, oradan biri geliyor, o da gidiyor Ankara'ya... Konuşmaya, bir anlamda Türk amatörleri adına lobi yapmaya falan. Niye çıkmıyordu bu kanun? Niye yasak kalkmıyordu?

Biliyorsunuz 1957'de böyle bir cemiyet kurulmuş. Onlar da çok uğraşmışlar. Elektrik Mühendisleri Odası çok uğraşmış. Kanun teklifi zaman zaman meclise gelmiş ama neden olduğunu bilmiyoruz tam, siyasi nedenlerle olabilir, buna mani olmuşlar. Yani bu verilen kanunların takipçisi. bilhassa Genelkurmay... Kurmay subaylar, subaylar... Amerika'da eğitim gören subaylar bu konuya vakıf... Amatörlük olgusunu bilenler uğraşmışlar ama netice alamamışlar.

Özal'ın zamanında bu kanun çıktı ondan sonra legal olarak bütün bu frekans tahsisi değişti. Bazı amatör bantlarda askeri birlikler vardı onlar da çekildi diyelim ve yeni spektrumda düzenlemeleri oldu. Frekans tahsisleri yapıldı televizyon bantlarına. Bu arada bizim amatör frekanslar da ortaya çıktı. Onların üstünde başkaları vardı, kullanıyorlardı. Dünya genelindeki yerimiz için yani mecburen yaptılar. Yani bu kanunu bizim için çıkarmadılar. O düzenleme dışarıdan geldiği için... Frekans spektrumunu görünce "ha bunlar da buradaymış" deyip [amatör frekansları] vermiş olabilirler.


Cetin Sener TA1AC logbook log defteri
1987'den bir log defteri. Çetin Şener arşivinden.


Cetin Sener TA1AC logbook log defteri
Log defterinin ilk sayfasında TA1E'dan "hayırlı olsun" dilekleri.
Çetin Şener arşivinden



Cetin Sener TA1AC logbook log defteri
Kayıtların nasıl tutulacağına ve konuyla ilgili denetime ilişkin açıklamalar.
Fotoğrafı büyüterek göz atmanızı öneririm.
Çetin Şener arşivinden


Cetin Sener TA1AC logbook log defteri
Log defterinden bir yaprak. Görüşülen operatörlerin çoğunun hem adı,
 hem de soyadı işlenmiş. "QRM çok fazla, gidip bakayım adı neymiş" diyerek
başvurulacak bir QRZ.com falan da yok! Çetin Şener arşivinden


1980'lerden bir kare. Çetin Şener arşivinden.


Bir restorasyon sırasında. Çetin Şener arşivinden.


Atölye'de bir gün. Çetin Şener arşivinden.


Bir de mesela dergilerde yazıyor, bütün dünyaya rezil oluyoruz. Her yerde serbest, bizde yasak işte falan diye. Sovyet Rusya'da da serbest, burada yok falan diye... Peki size insanların bakışı nasıldı? Yani 50'li yıllarda, 60'larda, 70'lerde radyo ile uğraşan şeyleri yapmaya çalışanlar herhalde çok değildi. Bir kere azınlıkta olan bir grup insandı diye düşünüyorum radyo amatörlerini. Şimdi de öyle gerçi... Bunu nasıl görüyordu insanlar? Yani bu konuları kendi aranızda işte başkaları da konuştuğunuz zaman, bu konudan söz ettiğinizde falan nasıl karşıladı insanlar bunu?

Zaten telsiz deyince bir kere otomatikman, halktaki daha önceki şartlanmışlık ortaya çıkıyor, "yahu bu adamlar nedir, telsiz falan"... Suçmuş gibi. İhtilalde ilk defa zaten bizim cemiyeti bastılar. [12 Mart] Üye listeleri alındı, ondan sonra birçok arkadaşımızı tutukladılar, evlerinde aramalar yaptılar. Askeri parkalar vb. çıkınca -modaydı o zamanlar biliyorsunuz- bir de kablo, elektrik malzemesi, telsiz derken... tamam. Çok dar bir açıdan bakarak böyle... Halbuki onlar da [askerler] istiyorlardı kanunun değişmesini ama... Yani telsiz denilince negatif bir bakış vardı. "Uğraşmayın bununla başınız belaya girer. Başka işiniz mi yok?" Böyle bir şey vardı. 3222 sayılı kanuna bakarsanız orada anten çekmek bile müsaade tabidir. Alıcı anteni! Ve alıcı ruhsatnamesinin de eğer bir yıl vergisi yatmazsa hapis cezasına kadar giden ağır müeyyidesi vardı. Her sene PTT kontrol ediyordu.

[Mustafa Bey] Yakalananları gazetelerde okurduk. Derken Özal döneminde işler değişti. Demişler ki "Sayın Özal, telefon kulübesine gidiyorsun, tık-tık-tık, Amerika, Rusya, Çin, Japonya, nereyi istersen arıyaabiliyorsun. Bu telsizle kim uğraşacak ki?" Ondan sonra zaten askeriye bunun yapılmasını istiyor böyle. İkinci Dünya savaşında 40 bin mi, 60 bin mi radyo amatörünü Amerika askere alıyor bütün haberleşme sistemlerini kurarken. Amatörler ufukları geniş adamlar, işin temelini de biliyorlar yalnızca cihaz kullanıcısı değiller yani. [Savaştan sonra bize] demişler ki biz bir kısım yeni cihazlar vereceğiz, eski cihazları çöpe atmayın onları radyo amatörlerine verin. Bizimkiler de soruyor "radyo amatörü nedir yahu?" Ama bu olay 50'lerde... 1980'lerde Özal döneminde kaldırılıyor bu yasak, hatta sonraları özel televizyonlar, cep telefonları vb. hep bunun sayesinde.

Geçenlerde internette fotoğrafını gördüm. Cihaz satıldı, yok oldu. Çok çok üzüldüm. Çünkü isteyecektim fotoğrafını. Sanıyorum Heathkit'in Mohican'ı gibi bir cihazdı. Üzerinde, hadisenin Amerikan yardımının simgesi vardı, hani el sıkışması şeklinde, birinin manşetinde Türk bayrağı, diğerininkinde Amerikan bayrağı. Sizin kolleksiyonunuzda da var mı böyle cihazlar Çetin Ağabey?

Var tabii.

Onun bir fotoğrafını çekmemiz çok iyi olur. Çünkü Türkiye'ye birkaç bin adet, on bin belki, Amerika bu şekilde cihaz getirmiş oluyor amatörleri teşvik için. Ve ne oldu, nereye dağıtıldı gitti o cihazlar belli değil. Işte o zaman o gelen general -McBride- 1951'de yapmışbu konuşmayı, "sizde neden amatör telsizcilik yok?" diye. [bahsi geçen Hallicrafters cihazı inceliyoruz, üzerindeki Marshall yardımı logosu görünecek şekilde fotoğraflarını çekiyorum, ne yazık ki bütün aramalarıma karşın bu fotoğrafları bulamadım, bulunca bu yazıya ekleyeceğim].

[daha sonra kolleksiyonundaki 1928 ve öncesi eski yazıyla baskı radyoculuk kitaplarını inceliyoruz].

Amel-i Telsiz”... “Telsiz Telefon Hücresi”... Çetin Ağabey bütün dünyada olduğu gibi 1920’lerde radyo merakı Türkiye’ye gelmiş, bunlar o dönemin kitapları. Sonra 1928’de olması lazım, ithalat rejimi değiştiriliyor, herhalde kapalı ekonomiye geçiş için, ondan sonra bu parçaların [radyo bileşenlerinin] ithalatı kısıtlanıyor veya vergisi artıyor.

Evet, kurulu radyo istasyonları var. Fakat radyo ithalatı yok. Herkesi kendi yapması lazım. Onun için yoğun bir şekilde kitaplar basılıyor ve malzemeler geliyor dışarıdan. Radyo yok ortada. Malzeme İşte bu kitaplar bunu anlatıyor, kendin yapıyorsun. Sonra hazır radyo gelmeye başlayınca hemen kanun çıkıyor, artık parçaları ithal etmiyorlar. 

 

İstasyonda, elbette CW çalışırken. Çetin Şener arşivinden.



Çetin Şener'in kolleksiyonuna ait arşivimdeki birkaç görsel. Tüm fotoğraflar Emre Meltem tarafından çekilmiştir.


TA1AC collection amateur radio in Turkey


TA1AC collection amateur radio in Turkey


TA1AC collection amateur radio in Turkey


TA1AC collection amateur radio in Turkey



TA1AC collection amateur radio in Turkey



TA1AC collection amateur radio in Turkey


TA1AC collection amateur radio in Turkey


TA1AC collection amateur radio in Turkey


TA1AC collection amateur radio in Turkey


TA1AC collection amateur radio in Turkey


TA1AC collection amateur radio in Turkey


TA1AC collection amateur radio in Turkey


TA1AC collection amateur radio in Turkey


TA1AC collection amateur radio in Turkey


































11 July 2026

İSTANBUL'UN HARİKALARI - ÇETİN ŞENER (TA1AC) İLE RÖPORTAJ - MEGAHERTZ DERGİSİ OCAK 2003

 

Çetin Şener ağabeyimiz ile 2002 Eylül'ünde Fransız Megahertz Dergisi'nde yayınlanmak üzere bir röportaj yapmıştım. Bu röportaj Ocak 2003 sayısında yayınlandı. Aradan geçen yılllar içinde ne yazık ki ne ses kaydını, ne de o kayıttan elde ettiğim Türkçe özgün söyleşi metninini koruyamadım. Bu nedenle, aşağıda okuyacağınız metin, Fransızca'dan Türkçe'ye bir"geri" çeviri... Bu eksikliği bağışlayacağınızı umarım. Özgün sayıya (Ocak 2023 - Sayı 238) buradan ulaşabilirsiniz. 

Megahertz Dergisi hakkında da bir not düşeyim: Bu dergi, benim Fransa'da yaşadığım 2000'li yılların başlarında piyasada konuyla ilgili bulabileceğiniz tek ve son yayındı. Kaliteli ve içeriğinde dengeli bir biçimde amatörlükle ilgili bütün konulara yer vermeye çalışan bir dergiydi. Bu dergide Türkiye'yi ve Türk radyo amatörlüğünü tanıtmak için birkaç yazı yayınladım. Çetin Ağabey'in röportajı da bunlardan biridir. Megahertz'in ben Türkiye'ye döndükten sonra, 2008'de, yayınına son vermiş olduğunu çok sonra öğrendim ve derginin editörü F6GKO Denis Bonomo ile haberleştim. Ne yazık ki hem reklam gelirindeki azalma, hem de okurların, yani Fransız amatörlerinin dergiye sahip çıkmaması, hatta sabote etmesi (fotokopiyle çoğaltıp dağıtmak, tarayarak elektronik ortamda dağıtmak vb.) nedeniyle Megahertz bir krize girmiş ve toparlanamamıştı. Emeği geçenleri saygıyla anıyorum.



TA1AC Radio Collection
Özgün yayının ilk sayfası.


İstanbul'un Harikaları

İstanbul'un Avrupa yakasındaki bir sanayi bölgesindeyiz. Eylül ayının bu gününde buraya ulaşabilmek için E80 otoyolunda iki saate yakın yol kat etmek zorunda kaldık, çünkü yaklaşık 12 milyon nüfuslu bu şehirde trafik her geçen gün daha da yoğunlaşıyor. Ancak sevgili okurlar, tüm bu zahmete değmiş olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü ziyaret ettiğimiz yer, gerçekten sıra dışı bir özel koleksiyona ev sahipliği yapıyor. Bu koleksiyon, kırk yılı aşkın süredir yalnızca CW çalışan deneyimli radyo amatörü Çetin Şener (TA1AC)'a ait. Çetin Bey, 1980'li yılların sonlarından bu yana 1950 öncesi ticari alıcılar ile amatör telsiz verici ve alıcılarını topluyor. Evinde yeterli yer kalmayınca, tekstil fabrikasının yaklaşık 400 metrekarelik bir katını hem koleksiyonuna hem de restorasyon atölyesine ayırmış. Kendisiyle röportajımızı da burada gerçekleştirdik.


TA1AC Radio Collection TA1UH VA2AKG
25 yıl önce bendeniz, Çetin Ağabey'e mikrofon tutarken!
Solda sağa İlker Soğukpınar (TA2CHI), Mustafa İlter (TA1AL), yazar TA2UH (o zamanki bölge kodum ile) ve Çetin Şener (TA1AC)


Nasıl radyo amatörü oldunuz?

1950'li yıllarda ilk olarak galenli kristal alıcı yaparak başladım. O dönemde İstanbul'da radyo malzemesi satan dükkânların bulunduğu tek bir sokak vardı. Oradan lamba [ve diğer malzemeleri] aldığım gibi, pil de alırdım çünkü mahallemize henüz elektrik gelmemişti. Havyamı gaz sobasının üzerinde ısıtırdım. [gülüyor] Ama benim için o galenli radyodan gelen ses adeta büyülüydü.

Kısa süre sonra mahallemize elektrik geldi. O yıllarda İstanbul'un Avrupa yakasında şebeke gerilimi 110 Volt, Anadolu yakasında ise 220 Volttu. Ben de meşhur 117N7 gibi 110 Volt flamanlı lambalarla çeşitli devreler kurmaya başladım.

Hayatımdaki en önemli dönüm noktalarından biri ise o dönemde 36 ay süren askerlik hizmetim oldu. Deniz Kuvvetleri'nde telsiz operatörü olarak görev yaptım. Burada hem CW'yi hem de lambalı cihazların bakım ve onarımını öğrendim, bu önemli bir deneyim oldu.

Askerden döndükten sonra tesadüfen Türkiye Radyo Amatörleri Cemiyeti'nin (TRAC) dergisini gördüm. Üye oldum ve bana Mors dersleri vermem teklif edildi. Bu, 1960'lı yılların ortalarına denk geliyor. O yıllarda amatör telsizcilik üzerinde ciddi kısıtlamalar vardı. Yasal amatör telsiz lisansımı ancak 1986 yılında, yeni yasanın yürürlüğe girmesinden sonra alabildim.


TA1AC Radio collection Megahertz Magazine 2003
Restorasyonun esaslarıyla ilgili bilgi alırken


Koleksiyonculuğa nasıl başladınız?

1980'li yılların sonunda koleksiyon yapmaya başladım. Bunun en önemli nedenlerinden biri, güneş döngüsüne bağlı olarak propagasyon koşullarının kötüleşmesiydi. Artık eskisi kadar iyi QSO’lar gerçekleştiremiyordum. Ben de ilgimi eski radyolara yönelttim.

Ancak kısa sürede "tamir etmek" ile "restore etmek" arasındaki farkı fark ettim. Restorasyonu kendi kendime öğrenmek zorunda kaldım. Bildiğim kadarıyla o dönemde bu konuyla ilgilenen başka kimse yoktu. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa'dan restorasyon kitapları getirttim ve yöntemleri bu kaynaklardan öğrendim. ABD, Fransa, Almanya, İtalya ve İngiltere'deki çeşitli restorasyon derneklerine üye oldum. Aynı zamanda bu konudaki dergi ve yayınları düzenli olarak takip etmeye başladımç [arkamızdaki iki kitaplık dolusu kitap ve yayına gözüm kayıyor]. Sonra da öğrendiğim yöntemleri uygulamaya koyuldum.

Bugün bilgi-belge bulmak çok daha kolay ama o yıllarda yabancı kulüpler ve derneklerle iletişim kurmanın tek yolu mektuplaşmaktı. Yedek parça bulmak da aynı derecede zordu. Örneğin bir derginin -QST gibi- gelmesini bekler, ilanları inceler, ardından satıcıya mektup gönderir ve cevabını beklerdiniz. Bütün bu uzun sürece rağmen ihtiyacım olan parçaları bulmayı başarabiliyordum.


Yazıda sözü geçen süreli yayınlar


TA1AC Radio Collection
Yazıda anılan kütüphane ve ön planda
       BC340 - 1945 tarihli


Size bu konuda hiç kimse yardım etmedi mi?

Kim edebilirdi ki? Zaten elektronikle, teknik uğraşlarla ilgilenen insan sayısı azdı; bir de üzerine eski radyoları restore etmek isteyen insan bulmak çok daha zordu. Ben 1950'li yıllarda, gün içinde bir şeyler yapıp üretmemişsem geceleri uyuyamazdım. [gülüyoruz] Restorasyon benim için aynı zamanda geçmişe yapılan nostaljik bir yolculuk fırsatıdır: Kırk yıl önce kullandığım bir parçayı bugün başka bir cihazın restorasyonunda yeniden kullanabiliyorum. Bunun yanında restorasyon benim için bir dinlenme, hatta bir çeşit meditasyon haline geldi.

Koleksiyonunuza alacağınız cihazları nasıl seçiyorsunuz? Belirli bir stratejiniz var mı?

Evet, var, şöyle: Öncelikle 1945 öncesinde üretilmiş radyoları toplamaya çalışıyorum. Bana göre savaş öncesi üretilen radyolar, savaş sonrasında yapılanlardan çok daha üstün bir işçilikle üretilmiş. Dönemlerinin otomobilleri gibi son derece sağlamlar ve mekanik açıdan olağanüstü bir hassasiyetle imal edilmişler. Adeta ölümsüzler. Yıllarca bodrumlarda, depolarda unutulmuş cihazlarla karşılaştım. Basit bir temizlik ve küçük bir restorasyonun ardından çoğu yeniden çalışmaya başladı. Buna karşılık savaş sonrasında üretilen radyoların büyük kısmı daha düşük kaliteli malzemeler kullanılarak üretilmiş olduğu için günümüze ulaşamamıştır. Özellikle rejeneratif (reaksiyonlu) alıcıları arıyorum.

Peki ya 1950 ve 60'lı yılların amatör telsiz verici ve alıcıları?

Amatörler için üretilmiş lambalı alıcı-vericileri de çok seviyorum. Onları restore etmek ve onlarla haberleşme yapmak büyük keyif. Hatta performanslarının “modern” cihazlardan geri kaldığını da düşünmüyorum. Özellikle Collins, Drake ve Hallicrafters markalarına ayrı bir ilgim var. Bakın, masanın üzerindeki C serisi Drake cihazları görüyor musunuz? Onları hâlâ aktif olarak kullanıyorum.

Türkiye'de eski radyo koleksiyonculuğu nasıl bir durumda?

Öncelikle, bu işle ilgilenen kişi sayısı son derece az. Parça bulmak da oldukça zor. Devlet kurumlarında kullanılan klasik telsiz ve radyo cihazlarının büyük bölümünün hizmet dışı kalınca yok edildiğini de düşünürseniz... Ülkemizde bu cihazlar için uygulanan resmi politika"tam imha"dır diyebiliriz. Üstelik öyle bir şekilde parçalanıyorlar ki yeniden kullanılmaları neredeyse imkânsız hale geliyor. Bu anlayış Soğuk Savaş döneminden kalma bir alışkanlık.

Oysa birçok ülkede ordular kullanım dışı kalan ekipmanlarını amatör telsiz derneklerine devrediyor. Neyse ki benim adıma hurdaya ayrılan ekipmanların bulunduğu yerlere giden arkadaşlarım var. Hâlâ kullanılabilecek veya yeniden değerlendirilebilecek parçaları benim için topluyorlar. Burada gördüğünüz bazı alıcı ve vericiler konsolosluklardan geldiğini de belirteyim. Koleksiyonumda Amerikan Büyükelçiliği'nden, Rusya Konsolosluğu'ndan ve Pakistan Konsolosluğu'ndan [hizmet dışı kalınca] edinilmiş cihazlar bulunuyor... Geçmişte birbirlerine düşman ülkelerce kullanılmış olsalar bile sonunda hepsi aynı çatı altında buluşuyor. [gülüyoruz] Ayrıca bana parça getiren antikacılar da var. Onlara hangi tür cihaz ve parçaları aradığımı anlattım; onlar da buna göre karşılarına çıkanları benim için ayırıyorlar.

Restorasyonun temel prensipleri nelerdir?

Her şeyden önce en önemli ilke orijinalliğe sadık kalmaktır. Restorasyonda kullanılan her parça ya özgün olmalı ya da orijinalinin birebir yeniden üretilmiş bir kopyası olmalıdır. Bir örnek vereyim. Şurada gördüğünüz alüminyum gövdeli elektrolitik kondansatörü düşünün. [ilaç tüpüne benzer alümünyum bir silindiri işaret ediyor] Diyelim ki bunu değiştirmem gerekiyor. Eğer orijinalini bulamazsam son çare olarak içini tamamen boşaltırım. Daha sonra içine aynı elektriksel değerlere sahip modern bir mika ya da gümüş kondansatör yerleştiririm ve gövdeyi yeniden kapatırım. Böylece cihazın kapağını açtığınızda hem iç yapının aslından hiçbir farkı olmayacak, hem de radyo kusursuz çalışacaktır.

Bir başka örnek vereyim. Kabloların, hoparlör kumaşlarının ve düğmelerin aslına uygun yeniden üretilmiş örneklerini Amerika Birleşik Devletleri'nden satın alıyorum. Her parçanın replikasını bulmak mümkün olmasa da çoğu zaman çözüm üretilebiliyor. Örneğin diş hekimi olan bir arkadaşım, sağlam düğmeleri kalıp olarak kullanıp kırık düğmelerin birebir yenilerini aynı renkte sentetik malzemeden üretebiliyor.

Neyse ki çok nadir tipler dışında lambaları hâlâ bulabiliyoruz.

İşte restorasyon konusunda söyleyebileceklerim bunlar.

[Bitirirken] şunu da itiraf edeyim, çalışan eski bir radyonun görüntüsüne ve sesine tutkunum. Yeşil ayar lambasının ışığı, lambaların ısısıyla birlikte yayılan ahşap kokusu...

Artık sözü fazla uzatmadan sizi bu eşsiz koleksiyonla baş başa bırakmayı tercih ediyorum. Fotoğraflarda gördüğünüz bütün cihazların eksiksiz ve çalışır durumda olduğunu özellikle belirteyim. Bu salt "makyaj" değil, kıymetli antikaların tutkuyla hayata döndürülmesidir.




NOT:  Tüm fotoğrafları TA2RJ Erdinç Sarımusaoğlu çekmiştir.

TA1AC Radio Collection


CURTA mekanik hesap makinesi


Dünyanın ilk "entegre devre"lerinden. Loewe 3MS. Neredeyse 
bir alıcının bütün bileşenleri (lamba sayısına göre alınan vergiden kaçınmak için)
tek bir lambaya sığdırılmış.



TA1AC Radio Collection


TA1AC Radio Collection


TA1AC Radio Collection


TA1AC Radio Collection


TA1AC Radio Collection


TA1AC Radio Collection




TA1AC Radio Collection


TA1AC Radio Collection
Soldan sağa: Erdinç Sarımusaoğlu (TA2RJ), Çetin Şener (TA1AC), İlker Soğukpınar (TA2CHI)


TA1AC Radio Collection
Körting Transmare 38 SB7440. Nazi Almanya'sının gururla Düsseldorf 1937
endüstri fuarında sergilediği, zamanın en iyi alıcılarından biri.
12 lamba, push-pull amplifikatör, çift hoparlör.


TA1AC Radio Collection