Çetin Şener ağabeyimiz ile 2002 Eylül'ünde Fransız Megahertz Dergisi'nde yayınlanmak üzere bir röportaj yapmıştım. Bu röportaj Ocak 2003 sayısında yayınlandı. Aradan geçen yılllar içinde ne yazık ki ne ses kaydını, ne de o kayıttan elde ettiğim Türkçe özgün söyleşi metninini koruyamadım. Bu nedenle, aşağıda okuyacağınız metin, Fransızca'dan Türkçe'ye bir"geri" çeviri... Bu eksikliği bağışlayacağınızı umarım. Özgün sayıya (Ocak 2023 - Sayı 238) buradan ulaşabilirsiniz.
Megahertz Dergisi hakkında da bir not düşeyim: Bu dergi, benim Fransa'da yaşadığım 2000'li yılların başlarında piyasada konuyla ilgili bulabileceğiniz tek ve son yayındı. Kaliteli ve içeriğinde dengeli bir biçimde amatörlükle ilgili bütün konulara yer vermeye çalışan bir dergiydi. Bu dergide Türkiye'yi ve Türk radyo amatörlüğünü tanıtmak için birkaç yazı yayınladım. Çetin Ağabey'in röportajı da bunlardan biridir. Megahertz'in ben Türkiye'ye döndükten sonra, 2008'de, yayınına son vermiş olduğunu çok sonra öğrendim ve derginin editörü F6GKO Denis Bonomo ile haberleştim. Ne yazık ki hem reklam gelirindeki azalma, hem de okurların, yani Fransız amatörlerinin dergiye sahip çıkmaması, hatta sabote etmesi (fotokopiyle çoğaltıp dağıtmak, tarayarak elektronik ortamda dağıtmak vb.) nedeniyle Megahertz bir krize girmiş ve toparlanamamıştı. Emeği geçenleri saygıyla anıyorum.
| Özgün yayının ilk sayfası. |
İstanbul'un Harikaları
İstanbul'un Avrupa yakasındaki bir sanayi bölgesindeyiz. Eylül ayının bu gününde buraya ulaşabilmek için E80 otoyolunda iki saate yakın yol kat etmek zorunda kaldık, çünkü yaklaşık 12 milyon nüfuslu bu şehirde trafik her geçen gün daha da yoğunlaşıyor. Ancak sevgili okurlar, tüm bu zahmete değmiş olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Çünkü ziyaret ettiğimiz yer, gerçekten sıra dışı bir özel koleksiyona ev sahipliği yapıyor. Bu koleksiyon, kırk yılı aşkın süredir yalnızca CW çalışan deneyimli radyo amatörü Çetin Şener (TA1AC)'a ait. Çetin Bey, 1980'li yılların sonlarından bu yana 1950 öncesi ticari alıcılar ile amatör telsiz verici ve alıcılarını topluyor. Evinde yeterli yer kalmayınca, tekstil fabrikasının yaklaşık 400 metrekarelik bir katını hem koleksiyonuna hem de restorasyon atölyesine ayırmış. Kendisiyle röportajımızı da burada gerçekleştirdik.
| 25 yıl önce bendeniz, Çetin Ağabey'e mikrofon tutarken! Solda sağa İlker Soğukpınar (TA2CHI), Mustafa İlter (TA1AL), yazar TA2UH (o zamanki bölge kodum ile) ve Çetin Şener (TA1AC) |
Nasıl radyo amatörü oldunuz?
1950'li yıllarda ilk olarak galenli kristal alıcı yaparak başladım. O dönemde İstanbul'da radyo malzemesi satan dükkânların bulunduğu tek bir sokak vardı. Oradan lamba [ve diğer malzemeleri] aldığım gibi, pil de alırdım çünkü mahallemize henüz elektrik gelmemişti. Havyamı gaz sobasının üzerinde ısıtırdım. [gülüyor] Ama benim için o galenli radyodan gelen ses adeta büyülüydü.
Kısa süre sonra mahallemize elektrik geldi. O yıllarda İstanbul'un Avrupa yakasında şebeke gerilimi 110 Volt, Anadolu yakasında ise 220 Volttu. Ben de meşhur 117N7 gibi 110 Volt flamanlı lambalarla çeşitli devreler kurmaya başladım.
Hayatımdaki en önemli dönüm noktalarından biri ise o dönemde 36 ay süren askerlik hizmetim oldu. Deniz Kuvvetleri'nde telsiz operatörü olarak görev yaptım. Burada hem CW'yi hem de lambalı cihazların bakım ve onarımını öğrendim, bu önemli bir deneyim oldu.
Askerden döndükten sonra tesadüfen Türkiye Radyo Amatörleri Cemiyeti'nin (TRAC) dergisini gördüm. Üye oldum ve bana Mors dersleri vermem teklif edildi. Bu, 1960'lı yılların ortalarına denk geliyor. O yıllarda amatör telsizcilik üzerinde ciddi kısıtlamalar vardı. Yasal amatör telsiz lisansımı ancak 1986 yılında, yeni yasanın yürürlüğe girmesinden sonra alabildim.
| Restorasyonun esaslarıyla ilgili bilgi alırken |
Koleksiyonculuğa nasıl başladınız?
1980'li yılların sonunda koleksiyon yapmaya başladım. Bunun en önemli nedenlerinden biri, güneş döngüsüne bağlı olarak propagasyon koşullarının kötüleşmesiydi. Artık eskisi kadar iyi QSO’lar gerçekleştiremiyordum. Ben de ilgimi eski radyolara yönelttim.
Ancak kısa sürede "tamir etmek" ile "restore etmek" arasındaki farkı fark ettim. Restorasyonu kendi kendime öğrenmek zorunda kaldım. Bildiğim kadarıyla o dönemde bu konuyla ilgilenen başka kimse yoktu. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa'dan restorasyon kitapları getirttim ve yöntemleri bu kaynaklardan öğrendim. ABD, Fransa, Almanya, İtalya ve İngiltere'deki çeşitli restorasyon derneklerine üye oldum. Aynı zamanda bu konudaki dergi ve yayınları düzenli olarak takip etmeye başladımç [arkamızdaki iki kitaplık dolusu kitap ve yayına gözüm kayıyor]. Sonra da öğrendiğim yöntemleri uygulamaya koyuldum.
Bugün bilgi-belge bulmak çok daha kolay ama o yıllarda yabancı kulüpler ve derneklerle iletişim kurmanın tek yolu mektuplaşmaktı. Yedek parça bulmak da aynı derecede zordu. Örneğin bir derginin -QST gibi- gelmesini bekler, ilanları inceler, ardından satıcıya mektup gönderir ve cevabını beklerdiniz. Bütün bu uzun sürece rağmen ihtiyacım olan parçaları bulmayı başarabiliyordum.
| Yazıda anılan kütüphane ve ön planda |
Size bu konuda hiç kimse yardım etmedi mi?
Kim edebilirdi ki? Zaten elektronikle, teknik uğraşlarla ilgilenen insan sayısı azdı; bir de üzerine eski radyoları restore etmek isteyen insan bulmak çok daha zordu. Ben 1950'li yıllarda, gün içinde bir şeyler yapıp üretmemişsem geceleri uyuyamazdım. [gülüyoruz] Restorasyon benim için aynı zamanda geçmişe yapılan nostaljik bir yolculuk fırsatıdır: Kırk yıl önce kullandığım bir parçayı bugün başka bir cihazın restorasyonunda yeniden kullanabiliyorum. Bunun yanında restorasyon benim için bir dinlenme, hatta bir çeşit meditasyon haline geldi.
Koleksiyonunuza alacağınız cihazları nasıl seçiyorsunuz? Belirli bir stratejiniz var mı?
Evet, var, şöyle: Öncelikle 1945 öncesinde üretilmiş radyoları toplamaya çalışıyorum. Bana göre savaş öncesi üretilen radyolar, savaş sonrasında yapılanlardan çok daha üstün bir işçilikle üretilmiş. Dönemlerinin otomobilleri gibi son derece sağlamlar ve mekanik açıdan olağanüstü bir hassasiyetle imal edilmişler. Adeta ölümsüzler. Yıllarca bodrumlarda, depolarda unutulmuş cihazlarla karşılaştım. Basit bir temizlik ve küçük bir restorasyonun ardından çoğu yeniden çalışmaya başladı. Buna karşılık savaş sonrasında üretilen radyoların büyük kısmı daha düşük kaliteli malzemeler kullanılarak üretilmiş olduğu için günümüze ulaşamamıştır. Özellikle rejeneratif (reaksiyonlu) alıcıları arıyorum.
Peki ya 1950 ve 60'lı yılların amatör telsiz verici ve alıcıları?
Amatörler için üretilmiş lambalı alıcı-vericileri de çok seviyorum. Onları restore etmek ve onlarla haberleşme yapmak büyük keyif. Hatta performanslarının “modern” cihazlardan geri kaldığını da düşünmüyorum. Özellikle Collins, Drake ve Hallicrafters markalarına ayrı bir ilgim var. Bakın, masanın üzerindeki C serisi Drake cihazları görüyor musunuz? Onları hâlâ aktif olarak kullanıyorum.
Türkiye'de eski radyo koleksiyonculuğu nasıl bir durumda?
Öncelikle, bu işle ilgilenen kişi sayısı son derece az. Parça bulmak da oldukça zor. Devlet kurumlarında kullanılan klasik telsiz ve radyo cihazlarının büyük bölümünün hizmet dışı kalınca yok edildiğini de düşünürseniz... Ülkemizde bu cihazlar için uygulanan resmi politika"tam imha"dır diyebiliriz. Üstelik öyle bir şekilde parçalanıyorlar ki yeniden kullanılmaları neredeyse imkânsız hale geliyor. Bu anlayış Soğuk Savaş döneminden kalma bir alışkanlık.
Oysa birçok ülkede ordular kullanım dışı kalan ekipmanlarını amatör telsiz derneklerine devrediyor. Neyse ki benim adıma hurdaya ayrılan ekipmanların bulunduğu yerlere giden arkadaşlarım var. Hâlâ kullanılabilecek veya yeniden değerlendirilebilecek parçaları benim için topluyorlar. Burada gördüğünüz bazı alıcı ve vericiler konsolosluklardan geldiğini de belirteyim. Koleksiyonumda Amerikan Büyükelçiliği'nden, Rusya Konsolosluğu'ndan ve Pakistan Konsolosluğu'ndan [hizmet dışı kalınca] edinilmiş cihazlar bulunuyor... Geçmişte birbirlerine düşman ülkelerce kullanılmış olsalar bile sonunda hepsi aynı çatı altında buluşuyor. [gülüyoruz] Ayrıca bana parça getiren antikacılar da var. Onlara hangi tür cihaz ve parçaları aradığımı anlattım; onlar da buna göre karşılarına çıkanları benim için ayırıyorlar.
Restorasyonun temel prensipleri nelerdir?
Her şeyden önce en önemli ilke orijinalliğe sadık kalmaktır. Restorasyonda kullanılan her parça ya özgün olmalı ya da orijinalinin birebir yeniden üretilmiş bir kopyası olmalıdır. Bir örnek vereyim. Şurada gördüğünüz alüminyum gövdeli elektrolitik kondansatörü düşünün. [ilaç tüpüne benzer alümünyum bir silindiri işaret ediyor] Diyelim ki bunu değiştirmem gerekiyor. Eğer orijinalini bulamazsam son çare olarak içini tamamen boşaltırım. Daha sonra içine aynı elektriksel değerlere sahip modern bir mika ya da gümüş kondansatör yerleştiririm ve gövdeyi yeniden kapatırım. Böylece cihazın kapağını açtığınızda hem iç yapının aslından hiçbir farkı olmayacak, hem de radyo kusursuz çalışacaktır.
Bir başka örnek vereyim. Kabloların, hoparlör kumaşlarının ve düğmelerin aslına uygun yeniden üretilmiş örneklerini Amerika Birleşik Devletleri'nden satın alıyorum. Her parçanın replikasını bulmak mümkün olmasa da çoğu zaman çözüm üretilebiliyor. Örneğin diş hekimi olan bir arkadaşım, sağlam düğmeleri kalıp olarak kullanıp kırık düğmelerin birebir yenilerini aynı renkte sentetik malzemeden üretebiliyor.
Neyse ki çok nadir tipler dışında lambaları hâlâ bulabiliyoruz.
İşte restorasyon konusunda söyleyebileceklerim bunlar.
[Bitirirken] şunu da itiraf edeyim, çalışan eski bir radyonun görüntüsüne ve sesine tutkunum. Yeşil ayar lambasının ışığı, lambaların ısısıyla birlikte yayılan ahşap kokusu...
Artık sözü fazla uzatmadan sizi bu eşsiz koleksiyonla baş başa bırakmayı tercih ediyorum. Fotoğraflarda gördüğünüz bütün cihazların eksiksiz ve çalışır durumda olduğunu özellikle belirteyim. Bu salt "makyaj" değil, kıymetli antikaların tutkuyla hayata döndürülmesidir.
| CURTA mekanik hesap makinesi |
| Dünyanın ilk "entegre devre"lerinden. Loewe 3MS. Neredeyse bir alıcının bütün bileşenleri (lamba sayısına göre alınan vergiden kaçınmak için) tek bir lambaya sığdırılmış. |
| Soldan sağa: Erdinç Sarımusaoğlu (TA2RJ), Çetin Şener (TA1AC), İlker Soğukpınar (TA2CHI) |
| Körting Transmare 38 SB7440. Nazi Almanya'sının gururla Düsseldorf 1937 endüstri fuarında sergilediği, zamanın en iyi alıcılarından biri. 12 lamba, push-pull amplifikatör, çift hoparlör. |
No comments:
Post a Comment