Çetin Ağabey, 15 yaşında başladım dediniz amatörlüğe, nasıl oldu?
Çocukken bir tane gelenli radyo elime geçmişti. [...] radyo firması ithal etmiş. Onu alınca tabii önce bir anten lazım geldi. Anten yaptık. Hatta karyola demirine bile bağlayınca İstanbul radyosunu dinliyorduk. Başlangıç böyle oldu.
Pekiyi o radyoyu nasıl, nerede gördünüz de almak aklınıza geldi?
İkinci Dünya Savaşı'nın devam ettiği günlerde filmlerde telsiz cihazlarını gördükçe heyecanlanırdım. Nasıl bir telsiz, nedir, vs., ilgim varmış demek ki. O bir vesile oldu, şehirde görünce ilgimi çekti. Böylece bütün harçlığımı artık o gelenli radyodan nasıl daha iyi ses çıkartabiliriz falan diye lambalara -o zaman lamba, transistör yok- harcadım. Pilli lambalar tabii. Pilli, lambalı, tek lambalı, iki lambalı, işte 1R5, 1S5, 3S4 bu tip lambalar falan var... Gelenli radyonun sesi yeterli olmayınca, uzak istasyonları dinlemek için reaksiyonlu vb. başka devreleri de denedim ve bunun için de tabii literatür lazım geldi. Tünel'de bir kitapçıda gidip radyo Radioplans -Fransız dergisi-ona abone oldum. Radio Constructeur et dépanneur dergisine de. Kitaplardan, mecmualardan istifadeyle, oradaki gördüğüm şemalardan her akşam evde denemelerle... Tabii hep reaksiyonlu devreler, onlar kolay oluyordu, onları yaptım.
| On yıl sonra tekrar Çetin Ağabey'in atölyesinde. Soldan sağa, Çetin Şener (TA1AC), Mustafa İlter (TA1AL) ve bendeniz. |
Böylece gelişmeye başladım, gelişince de mahallelinin radyolarını da tamire başladım. İşte önce kadran kopmuş vb. onları filan yapmaya başladım. Baktım lamba soğuk yanmıyor. Demek ki bu lamba yanmış veya işte sigortası atmış, doğru akım redresörü devredışı kalmış veya bir direnç yanmış... Bu tip şeylerin bakımı, tamiri derken kitaplardan şuradan buradan bir ihtisaslaşma oldu. Fazla teknik olmasa da tamir için yeterli pratik bir bilgi edindim. Derken askere gittim. Askere gidince tabii telsiz branşını özellikle istedim. Deniz kuvvetlerinde telsiz. Mors ile haberleşme, telsiz cihazları tabii o zamanlar -1956, 1957- hep lambalı cihazlar, elektronik laboratuvarı... Bu konularda çok hevesim olduğu için kursu ilgiyle takip ettim, hayatımın iyi bir dönemi oldu. Kurslar beni bu heves ettiğim teknolojilerle ilgili bilgilendirdi.
| 1960'ların başı, Zenith Transoceanic ve BC348 alıcı. Çetin Şener arşivinden. |
Askerden gelince bu sefer baktım transistör çıkmış. 1960... Tamam kitaplardan görüyoruz ama ortalıkta transistör yok. İlk defa bir gemiciye rica etmiştik, Fransa'dan getirmişti sağolsun. O zaman Almanya'da Türk işçileri falan da yoktu. Şemalar da var elimizde, fakat şemalar Amerikan. İngilizce dergileri sahaflardan alıyorduk. Bu Amerikalıların İzmit'te, Gölcük'te onların bir üssü vardı. O üste gelen kitaplar sahaflara geliyor. Ben de oradan alıyorum, transistörleri okuyoruz. Şeması belli, aldık transistörü yaptıkm çalışmadı! Gece saat bir... iki... sabaha kadar... Bir ara artık öyle bir yorulmuşum ki kafam karışmış, pili ters takmışım. Negatif-pozitif... birden bire radyo çalıştı! Allah Allah nasıl oluyor bu iş? Niye ters çalışsın? Meğer Fransa'dan gelen transistör PNP imiş. Bizim yapmaya uğraştığımız Amerikan şemalarındaki de NPN! Tabii şaşkınıkla pili ters takınca bir çalıştı! [gülüyor]. Transistöre geçişimiz böyle oldu. O zaman daha TRAC Dergisi de yok.
Sonra baktım bir gün baktım TRAC Dergisi diye bir yayın. Karaköy'de malzeme almaya giderken bir kitapçıda gördüm. Hemen koşa koşa doğru adrese gittim. Frej Apartmanı. Yukarıya çıktım asansörle. Tabii çok muazzam bir bina. Üçüncü, dördüncü katta, yedi odası var.İçeride çelik dolaplar, masalar, telsiz alıcı cihazları, Amerikan Konsolosu tarafından getirilmiş, hibe edilmiş. Bahri Bey karşıladı. "Ben aza olmak istiyorum" dedim. "Mesleğin ne?" diye sordu. "Telsizciyim"dedim. "Şu arkadaşlara bir kurs verebilir misin?" dedi. Baktım içerde 7-8 kişi var. Gereken işlemleri yaptırdım, kaydımı oldum. "Tamam ben bu kursu yaparım" dedim. Kurs için de bir metot lazım. Alman kitabevine gittim. Zaten sipariş ettiğim kitaplar vardı. Orada görmüştüm, Mors kursu nasıl verilir diye bir kitap vardı bir yayın organının. O Almanca kitabı getirttim. Kitapta ilk baştan, işte mors nasıl öğretilir, eğitimi nasıl yapılır diye bir metod vardı. O metodu uygulayarak 8 ay kadar öğrencileri yetiştirdim.
| İlk TRAC üye kartı. Çetin Şener arşivinden. |
| Başkan ve Genel Sekreter imzaları ve üyeliğe giriş tarihi. Çetin Şener arşivinden. |
Kimler vardı hatırlıyor musunuz?
Avni Morgül, Oruç Bilgiç, Eşref Adalı... efendim, yani hepsinin isimlerini hatırlayamadığım 8-10 tane lise talebesi genç vardı. Bunlar hakikaten o zamanın en meraklı, bu konularda özveriyle çalışan, derginin bütün yazılarını hazırlayan, dağıtımına kadar herşeyi ile ilgilenen kişilerdi.
Peki bir şey merak ediyorum, siz işte delikanlılık yaşlarında bu işlerle uğraşmaya başladınız. Elde havya, işte radyo çalışıyor, çalışmıyor... Zamanınızı ve harçlığınızı bunlara harcadığınızda aileniz ne tepki veriyordu size? "Nedir bunlarla uğraşmak" diyorlar mıydı? Yoksa destekliyor mıydı sizi?
Vallahi, ailemden hiç negatif bir tepki görmedim.
Ailenizde mühendis var mıydı?
Yok. Babam zaten tekstil konusunda bir fabrikada çalışıyordu. Biz bu konuda meraklı 1-2 arkadaştık oturduğumuz yerde. Bir tanesi teknik üniversitenin laboratuvarında çalışan bir çocuktu. O hakikaten çok meraklıydı. Bir de radyo tamircisi bir arkadaşımız vardı. Onun dükkanına girer, oradan gelişmelere bakardık hep. Tabi devir lambalı radyo devri.
Yani aslında bu aktiviteye girmenizi teşvik edici bir çevre yoktu özel olarak. Etrafınızda bir elektronik mühendisi, elektrik mühendisi birisi yoktu. Sizin kendi merakınızdı bu.
Evet, evet. Bahriye askerliğinde ben biraz oradaki laboratuvarlar, elektronik cihazlardan, malum kitaplardan yararlandım. Assubaylar için teknik eğitim kitapları vardı. Çok açık, net olarak bilgi veren. Onların bana çok faydası olmuştur, onları hatırlıyorum.
Sanırım biliyorum, böyle lacivert kapaklı bir seri. Elektronik, radyo, radar...
Evet, astsubay eğitim kitapları.
[sonra TRAC dergisindeki bir fotoğraftaki kişileri tanıyıp tanımadığını soruyorum, fotoğraf hakkında konuşuyoruz:Hilkat Bolulu, Bahri Bey ve eşi..Eşref Adalı, Avni Morgül,ArmanŞapçı...konu Hilkat Bolulu'ya geliyor].
Radyo amatörlüğü konusunda duayen birisiydi o. Amerika'da tahsil görmüş, elektrik mühendisiydi. Hatta firmasının amblemi de radyo amatörlüğü işaretiydi.
Peki Çetin Ağabey siz derneğe gittiniz, içerde Amerikan Konsolosluğu tarafından hibe edilmiş cihazlar vardı. Alıcı-verici mi, yoksa yalnızca alıcı mıydı cihazlar?
Sadece alıcı. Bahriyeden emekli, telsiz branşından bir-iki astsubay vardı. Gelip orada saatlerce mors dinlerlerdi. Biz tabii biraz da espiri olarak "artık alışmışlar mors duymadan yapamıyorlar" derdik. Bir tür tedavi gibi geliyor oraya haftada bir-iki gelip mors pratiğini yapmak istiyor...
[Konu Fazıl Ağabey'den açılıyor] Ankara'ya beraber gitmiştik, imtihana beraber girdik.
Kanun değişikliğinden sonra mı?
Evet kanun değişti işte. Onun da içinde doğru gittik Ankara'ya, ilk imtihana. Baktık bütün Türkiye'den bu konulardaki eski çalışanlar orada, hepsi gelmişler. "İllegal"lerin hepsi gelmiş [gülüyor]. Yüz kişi girdi, üç kişi geçti.
Neden öyle oldu?
Elektronik sualleri bayağı zordu. Ben morstan falan geçtim ama elektronikten kaldım. Altı ay sonra tekrar... İstanbul'da yapıldı bu sefer. Tekrar kitaplardan çalıştık, ettik. Sorular bayağı zordu.
Sonradan kolaylaşmış imtihan. Öyle mi?
Sonradan morsu da kaldırdılar. O zaman mors bilmeden lisans da vermiyorlardı. O yüzden bayağı bir sıkıntı çekildi, ama ben tabii rahattım. Aradan yirmi beş sene geçmiş. Ben 1960'da tezkere almıştım. Yirmi küsür sene sonra yeniden bisiklete biner gibi oldum.
1960'tan
1983'e kadar illegal çalıştınız değil mi? Haberleşme
yapıyordunuz.
Kulüpte bizim SWL çalışmaları vardı. Telsiz amatörlerini, radyo istasyonlarını dinleyip onlara rapor yazardık.
Gönderme yapmıyor muydunuz?
Kanunen yasak olduğu için öyle bir şey yapılmadı ama aramızdaki bazı arkadaşlar bunu tabi illegal olarak yapıyordu. Biliyorduk, yapanlar vardı.
Onlar nasıl mesela kart alıp gönderiyordu?
Bunların yurt dışında kart menajerleri vardı. Onların vasıtasıyla.
Çetin abi o dönemde siz hiç teşebbüs etmediniz mi?
Ben hiç teşebbüs etmedim. Benim amatörlüğüm biraz da cihazın imalatı, arızaların giderilmesi, teknik yönden. Tabii bekliyordum bu kanun çıksa da keşke haberleşme yapsak diye. O nedenle pek yapmadım ama yapan arkadaşlarım vardı.
Merak ediyorum, niye daha önce çıkmadı bu kanun? Çünkü TRAC Dergisi'ni okuduğum zaman şunu görüyorum: Bir mücadele var. Başvuruluyor, sürekli Ankara'ya gidiliyor, işte yok ARRL'den yardım isteniyor, oradan biri geliyor, o da gidiyor Ankara'ya... Konuşmaya, bir anlamda Türk amatörleri adına lobi yapmaya falan. Niye çıkmıyordu bu kanun? Niye yasak kalkmıyordu?
Biliyorsunuz 1957'de böyle bir cemiyet kurulmuş. Onlar da çok uğraşmışlar. Elektrik Mühendisleri Odası çok uğraşmış. Kanun teklifi zaman zaman meclise gelmiş ama neden olduğunu bilmiyoruz tam, siyasi nedenlerle olabilir, buna mani olmuşlar. Yani bu verilen kanunların takipçisi. bilhassa Genelkurmay... Kurmay subaylar, subaylar... Amerika'da eğitim gören subaylar bu konuya vakıf... Amatörlük olgusunu bilenler uğraşmışlar ama netice alamamışlar.
Özal'ın zamanında bu kanun çıktı ondan sonra legal olarak bütün bu frekans tahsisi değişti. Bazı amatör bantlarda askeri birlikler vardı onlar da çekildi diyelim ve yeni spektrumda düzenlemeleri oldu. Frekans tahsisleri yapıldı televizyon bantlarına. Bu arada bizim amatör frekanslar da ortaya çıktı. Onların üstünde başkaları vardı, kullanıyorlardı. Dünya genelindeki yerimiz için yani mecburen yaptılar. Yani bu kanunu bizim için çıkarmadılar. O düzenleme dışarıdan geldiği için... Frekans spektrumunu görünce "ha bunlar da buradaymış" deyip [amatör frekansları] vermiş olabilirler.
| 1980'lerden bir kare. Çetin Şener arşivinden. |
Bir de mesela dergilerde yazıyor, bütün dünyaya rezil oluyoruz. Her yerde serbest, bizde yasak işte falan diye. Sovyet Rusya'da da serbest, burada yok falan diye... Peki size insanların bakışı nasıldı? Yani 50'li yıllarda, 60'larda, 70'lerde radyo ile uğraşan şeyleri yapmaya çalışanlar herhalde çok değildi. Bir kere azınlıkta olan bir grup insandı diye düşünüyorum radyo amatörlerini. Şimdi de öyle gerçi... Bunu nasıl görüyordu insanlar? Yani bu konuları kendi aranızda işte başkaları da konuştuğunuz zaman, bu konudan söz ettiğinizde falan nasıl karşıladı insanlar bunu?
Zaten telsiz deyince bir kere otomatikman, halktaki daha önceki şartlanmışlık ortaya çıkıyor, "yahu bu adamlar nedir, telsiz falan"... Suçmuş gibi. İhtilalde ilk defa zaten bizim cemiyeti bastılar. [12 Mart] Üye listeleri alındı, ondan sonra birçok arkadaşımızı tutukladılar, evlerinde aramalar yaptılar. Askeri parkalar vb. çıkınca -modaydı o zamanlar biliyorsunuz- bir de kablo, elektrik malzemesi, telsiz derken... tamam. Çok dar bir açıdan bakarak böyle... Halbuki onlar da [askerler] istiyorlardı kanunun değişmesini ama... Yani telsiz denilince negatif bir bakış vardı. "Uğraşmayın bununla başınız belaya girer. Başka işiniz mi yok?" Böyle bir şey vardı. 3222 sayılı kanuna bakarsanız orada anten çekmek bile müsaade tabidir. Alıcı anteni! Ve alıcı ruhsatnamesinin de eğer bir yıl vergisi yatmazsa hapis cezasına kadar giden ağır müeyyidesi vardı. Her sene PTT kontrol ediyordu.
[Mustafa Bey] Yakalananları gazetelerde okurduk. Derken Özal döneminde işler değişti. Demişler ki "Sayın Özal, telefon kulübesine gidiyorsun, tık-tık-tık, Amerika, Rusya, Çin, Japonya, nereyi istersen arıyaabiliyorsun. Bu telsizle kim uğraşacak ki?" Ondan sonra zaten askeriye bunun yapılmasını istiyor böyle. İkinci Dünya savaşında 40 bin mi, 60 bin mi radyo amatörünü Amerika askere alıyor bütün haberleşme sistemlerini kurarken. Amatörler ufukları geniş adamlar, işin temelini de biliyorlar yalnızca cihaz kullanıcısı değiller yani. [Savaştan sonra bize] demişler ki biz bir kısım yeni cihazlar vereceğiz, eski cihazları çöpe atmayın onları radyo amatörlerine verin. Bizimkiler de soruyor "radyo amatörü nedir yahu?" Ama bu olay 50'lerde... 1980'lerde Özal döneminde kaldırılıyor bu yasak, hatta sonraları özel televizyonlar, cep telefonları vb. hep bunun sayesinde.
Geçenlerde internette fotoğrafını gördüm. Cihaz satıldı, yok oldu. Çok çok üzüldüm. Çünkü isteyecektim fotoğrafını. Sanıyorum Heathkit'in Mohican'ı gibi bir cihazdı. Üzerinde, hadisenin Amerikan yardımının simgesi vardı, hani el sıkışması şeklinde, birinin manşetinde Türk bayrağı, diğerininkinde Amerikan bayrağı. Sizin kolleksiyonunuzda da var mı böyle cihazlar Çetin Ağabey?
Var tabii.
Onun bir fotoğrafını çekmemiz çok iyi olur. Çünkü Türkiye'ye birkaç bin adet, on bin belki, Amerika bu şekilde cihaz getirmiş oluyor amatörleri teşvik için. Ve ne oldu, nereye dağıtıldı gitti o cihazlar belli değil. Işte o zaman o gelen general -McBride- 1951'de yapmışbu konuşmayı, "sizde neden amatör telsizcilik yok?" diye. [bahsi geçen Hallicrafters cihazı inceliyoruz, üzerindeki Marshall yardımı logosu görünecek şekilde fotoğraflarını çekiyorum, ne yazık ki bütün aramalarıma karşın bu fotoğrafları bulamadım, bulunca bu yazıya ekleyeceğim].
[daha sonra kolleksiyonundaki 1928 ve öncesi eski yazıyla baskı radyoculuk kitaplarını inceliyoruz].
“Amel-i Telsiz”... “Telsiz Telefon Hücresi”... Çetin Ağabey bütün dünyada olduğu gibi 1920’lerde radyo merakı Türkiye’ye gelmiş, bunlar o dönemin kitapları. Sonra 1928’de olması lazım, ithalat rejimi değiştiriliyor, herhalde kapalı ekonomiye geçiş için, ondan sonra bu parçaların [radyo bileşenlerinin] ithalatı kısıtlanıyor veya vergisi artıyor.
Evet, kurulu radyo istasyonları var. Fakat radyo ithalatı yok. Herkesi kendi yapması lazım. Onun için yoğun bir şekilde kitaplar basılıyor ve malzemeler geliyor dışarıdan. Radyo yok ortada. Malzeme İşte bu kitaplar bunu anlatıyor, kendin yapıyorsun. Sonra hazır radyo gelmeye başlayınca hemen kanun çıkıyor, artık parçaları ithal etmiyorlar.
No comments:
Post a Comment