Sevgili Can Karakurum sayesinde Türkiye'nin gedikli amatör telsizcilerinden ve TRAC'ın ilk dönem üyelerinden Tahir Songelen ile Eylül 2026'da gerçekleştirdiğimiz söyleşiyi aşağıda okuyabilirsiniz. Her ikisine de teşekkürlerimi sunarım.
![]() |
| Tahir Songelen (TA1BJ) - Ekim 2026 |
Klasik soruyu sorayım. Nasıl başladınız Tahir Ağabey?
Benim başlangıcım şöyle oldu: Ben 1955 doğumluyum. 1968 yılında biz Çemberlitaş'ta, Pierre Loti Caddesi'nde oturuyorduk. Aynı apartmanda bizden 2 kat yukarıda o zamanki işaretiyle TA1KT, Kamuran Topaloğlu ağabeyimiz vardı. O zaman galenli radyolar vardı, ağaçlar arasına tel gereriz, tahtadan kutuların içine koyarız o radyoları... Empedansı çok yüksek "iğneli" kulaklıklar vardı, onlarla dinliyorduk. Sonra tek transistörlü falan filan derken, Kamuran Ağabey de beni tanıyor tabii, "gel" dedi "haydi sana göstereyim". Onda HW-32 diye bir cihaz vardı, Heathkit. Gidip takılıyordum onun yanında. Öyle git gel falan derken hobiye başladık. Sonra işte 1968'de falan... Kamuran Ağabey "sen de gel cemiyete" dedi. Tabii bizi o zaman oraya almıyorlardı [üye olarak] yaşımız tutmuyordu ama belli zamanlarda TRAC'ın merkezine gidiyordum.
Bir ara bir boşluk verdim ama yine de 2 transistörlü, 4 transistörlü devreler yaptım. Aşağı yukarı işte 1969 yılında falan. İşte ben 14 yaşındayım, annemizden imza aldık yavaş yavaş üye olma durumuna geçtik. En sonunda oraya üye kaydettiler. O zaman cemiyet Şişhane'de idi. Ondan sonra o dönemde 1970'in başında Teşvikiye'ye, Dündar Sabis'in apartmanının en alt katına taşındı. Biz de oraya gitmeye başladık. Orada o zamanın cihazları... Hallicrafters'lar, işte ev yapımı cihazları falan vardı. İyi arkadaşlar da vardı, bizden büyük kişiler de tabii. Uzun süre gittim geldim. O arada biz Fatih'e taşınmıştık, ben kendi istasyonumu kurdum. O zamanki şartlarda tabii her şey yoktu. Bir de imkanımız da yoktu. Bir tane BC348Q alıcı aldım. Onu da TA1NC Nuri [Çatakoğlu] Bey'den almıştım. O da rahmetli oldu. İşte öyle bir girdim amatörlüğe. Sonra vericiyi toplamaya başladık. Mark-1 cihazları vardı askeriyenin... Düşük frekansta, yani 3,6–10 MHz aralığı için sanırım. 7 MHz’in üzerinde harmonikle 14 MHz, 21 MHz çalışıyordum... Sisteme bir EL84, bir 6L6, iki tane 807 koyarak "Upgrade" ettim yani [gülüyoruz]. BC348Q 18 MHz’e kadar alma yapıyordu ben de 21 MHz ve 28 MHz için ona lambalı upconverter yapmıştım. Elimde uygun Xtal olmadığından (sadece 7 Mhz vardı) 21 MHz’i bu şekilde 14 MHz’te dinliyordum. Bir gün 21 MHz’te QSO yaptığımı zannettiğim bir Alman bana “14 Mhz QSO için teşekkürler” deyince şoke oldum. Ama sonuçta bu konfigürasyon hem 14 MHz hem de 21 MHz’te alma-gönderme yapabiliyordu. Bu arada 3,5 MHz’lik kristallerle 7 ve 14 MHz çalıştığım için 14 MHz’te Amerika ile QSO yaparken Ruslar beni 7 MHz’de duyup çağırıyorlarmış onu sonra fark ettim. O yıllarda Vatan Caddesi’ndeki sayın ağabeyimiz Tarhan Temizer’in de bana çok katkısı olmuştu.
Sonra işte aynı yıllarda aşağı yukarı 1971-1972'de Alman Lisesi'nde bir hoca vardı Butkus diye. Butkus Bey bana kendi HW-32A'sini verdi. Bir yıl kadar kullanma şansım oldu. 14 MHz, sadece USB çalışıyor. Sağ olsun kendimizi azıcık geliştirdik. [Diethelm Butkus olması lazım]. O arada maniple falan da çalışıyorum ben tabii o 348Q ile falan. O zamanki propagasyon şartları da güzel. AM modunda da çok çalıştım o yıllarda AM modu amatör bantlarda yasaktı... Alma verme anahtarlarımız neydi biliyor musun? Eskiden bakalitten siyah bıçak şalterler vardı radyolarda kullanılan... Elle açar kaparsın... Bazen yorgunken şalteri alıcıya bağlarken elimizi yakıyorduk ... Tabii tane iki 6146 [lamba] var veya iki 807... 400-500 Volt var anotta. Bir de yakıyor RF olduğu için öyle yarı uykulu...
| Tahir Songelen'in 70'li yıllara ait bir QSL kartı. Fotoğraf bir online müzayede sitesinden alınmıştır. |
Ama en büyük şansımız Kamuran Ağabey oldu. Yani ön ayak oldu. Sonra cemiyete gidip geldikçe tabii arkadaşları tanıdık. Orada gördüğümüz insanlar o zaman hakikaten... Şimdi mesela Avni [Morgül] Bey vardı, Eşref Adalı vardı, Oruç Bilgiç vardı... Özcan Özer Bey vardı mesela, o da rahmetli oldu. Çok iyi bir çocuktu. O da İTÜ'de elektronikte okuyordu. Ondan sonra birkaç kişi daha vardı, şimdi tam hatırlamıyorum. Böyle başladık, devam ettik. Kanun çıktığı vakit ben yurt dışındaydım. Sonra buraya geldiğimde kendi işaretimi aldım. Daha evvel kaçak çalışıyordum. Hepimiz zaten ad soyadımızı kullanıyorduk. Örneğin Kamuran Ağabey, TA1KT; Nuri Çatakoğlu TA1NC; Mehmet Başak, TA1MB... böyleydi herkes. Öyle zevkli bir şekilde [amatörlük] hayatımıza devam ettik. Sonra şimdiki duruma geldik. İstanbul'da da bir istasyon kurma imkanı yoktu. Artık çok zor. Çünkü apartmanların çatıları falan filan biliyorsunuz çok pahalıya mal olduğu için... bir de insanların ekonomik durumu da yok. Yani öyle hani çatı yaptıralım vb. istemiyorlardı? Kuramadık. Sonra Tekirdağ'a geldim, 5 sene kadar oluyor. Burada rahat oldu. Bahçem var, kendim oralarda bir şeyler yapıyorum.
Çok güzel ağabey. Peki bir şey sorayım: Siz derneğe 13 yaşında sonuçta bir çocuk olarak gittiniz. Nasıl karşıladılar sizi?
Çok güzel karşıladılar, çok ilgilendiler ama o zaman bize söylediler: "18 yaşını doldurmuş olman gerekiyor". Yani "üye olamazsınız ama kapımız açık, cemiyet açık olduğu sürece istediğiniz vakit buyurun gelin" dediler. Teşvik ettiler bizi. Yani çok güzel bir ortam vardı. Sonraki dönemlerde işte Dündar Ağabey'in Teşvikiye’deki yerinden Beyazıt'ta bir binanın 4. katına taşındı Cemiyet. Veysel Bey vardı, Veysel Güleryüz, TRAC Dergisi’ni çıkartıyordu. Kitap da çıkartıyordu. Biz de yardım ediyorduk, alıyorduk, dağıtıyorduk falan. Kitaplar o zaman ucuz şeylerdi tabii. 5 lira, 8 lira... Sonra satılmayanların çoğu geri gidiyordu zaten fazla alan da yoktu. İşte öyle bir dönem geçti orada. Sonraki dönem Sultanahmet'e gitti Cemiyet. Orada bir apartmanın birinci katında kaldık uzun süre. Öyle işte... Zaman nasıl geçti anlamadım.
Tahir Ağabey, şu fotoğraf Sultanahmet'te mi çekilmiş?
[Fotoğrafı inceliyor]. Tamam tamam. İşte bak Dündar Ağabey var onun yanında, Oruç Bilgiç, Nuri Çatakoğlu... Onun yanındaki de benim.
Şu sizsiniz değil mi? Uzun saçlı olan?
Evet evet. Yanımdaki Veysel Güleryüz, sonra Kadri Başak... bu Halit Yetkin... Çıkar bir çağrı yapardım bantta, Amerika gelirdi. Halit çağrı yapınca hep Avrupa İstasyonları hücum ederdi. “European DX’er” derdik o yüzden... [gülüyoruz] Bu kişi Cihan Emre. Öndeki de bu işin kurucusu Bedii Bey. Evet Sultanahmet burası (Cağaloğlu, Ferhan Yücel Apartmanı).
Ben Veysel Bey'in izini buldum. Veysel Bey İstanbul'un tarihiyle ilgili aylık bir dergi çıkarıyor. Şu anda çok da aktif biliyorum ama e-mailime cevap vermedi.
Söylerim ben. “Böyle böyle bir arkadaş var işte Kanada'da böyle bir şey çalışması yapıyor” diye.Kendisi yüksek kimya mühendisidir, çok dolu bir insandır.
Zaten yıllarca elektronik üzerine yoğunlaşan bir yayınevini yönettiğine göre… Bilgi birikimi olan birisi olduğu belli.
Şimdi şöyle, o dönemde büyüktü bizden ama biz onunla beraber çok bulunduk. Meraklıydı çok. TRAC Dergisi’nde çıkan yazıların birçoğunu kendi hazırlıyordu zaten. Kendi tercüme ederdi, lisanı falan da vardı. Bilgili bir insandı, elektroniği de iyiydi.
Ben de kitabını almıştım amatörlüğe başlarken, 30 yıl kadar önce. Elektroniğe giriş kitabı vardı. Tabii o zaman kim olduğunu bilmiyordum. Hâlâ piyasada bir sürü kitabı var onun. Ararsanız bulursunuz.
Böyle insanlar kalmadı Türkiye'de, potansiyel değişti. Sistem değişiyor çünkü. Amatörlerde de bak herkes dijital modlara kaydı mesela.
Bunu en sonda soracaktım ama, söz açılmışken, Tahir Ağabey ne düşünüyorsunuz bu konuda? Çünkü bilgisayar bilgisayarla konuşuyor. Ben akşam gelip neticeye bakıyorum. Ben bundan ne anladım? Bir de mesela bu modlar kötü propagasyon, yüksek gürültü şartları için düşük güçle çıkılacak modlar. Yani 1 watt. 2 watt. 5 watt… Kişi 100 watt bağlıyor. “Ben Antarktika ile görüştüm” diyor. Sen görüşmeyeceksin de kim görüşecek zaten? Burada, K.Amerika’da da öyle yani herkes FT8 sabah çıkarken bağlıyor, akşam geliyor bakıyor.
Ya zaten Amerika'da bile adamlar amatörlük bitiyor diye bütün liselere, okullara devamlı adamlar gidip geliyor. Mesela şimdi çıktı biliyorsunuz ben de kurdum bir tane, QO-100 uydusu... O kadar zevkli değil zaten. Bu işin özü CW, maniple olmadan amatör olamıyorsun ama şimdi o safhalar geçiyor artık. Yani kalmıyor.
Elektronik öğrenmeden, elektronikle bir şey yapmadan montaj işte kendi kendine bir şeyler en azından basit de olsa bence olmuyor amatörlük. O zaman bir şey yapmış olmuyorsun. Cep telefonu kullanmak gibi, bir şey öğretmiyor çünkü. Bilgisayarla birleştirirse işte yani programlamalı bir şey, yazılımlı falan bir şey olsa uğraşıyor da oluyor ama yani oturup da ciddi elektronik ve analog elektronik öğrenmek yok yani onunla uğraşan pek çıkmıyor.
Vallahi ben hala evde uğraşıyorum. Balunlar yapıyorum, antenler vs... Analog elektronik bitti. Analog şeyler, lineer şeylerle analog op-amplar bilmemneler biliyorsunuz, piyasada arasan bulamazsın. Her şey dijitale döndü. Ama dijitali bilenler de var Türkiye'de. Çok iyi bilen insanlar var. Ama işte bu iş aslında SWL’den başlıyor. Sonra yavaş yavaş manipleye geçiş. Eski iyi amatörlerin birçoğu maniplecidir. Yenilerde yok ama... Mesela JARL’ın bir tane yarışması vardı, her operatör yaşını veriyor. Bir Japon amatör çıktı, kaç verdi biliyor musun? 101. 101 yaşında adam! Yani 80 yıllık amatör en aşağı herhalde…
Tahir abi şimdi 1970’lere geri gideyim. TRAC'ta sizi iyi karşıladılar. Kamuran Bey çok destek oldu. Peki aileniz veya çevreniz nasıl karşıladı?
Olumluydu. Hiç engel olmadılar. Teşvik ettiler, mesela alıcıyı rahmetli annem almıştı bana.
Onu soracaktım, yani buna gereksiz masraf, külfet falan diyen olmadı.
Öyle görmediler. Evet aldılar, hemen aldılar. Zaten dinliyordum. Böyle 4 transistörlü devreler vardı. Onu da Çemberlitaş’ta, üniversitenin kurulan bit pazarından almıştım. Sahafları bilir misiniz? Sahafların oraya Yugoslavlar gelirdi, o Yugoslavlar minik 4 transistörlü kartlar yapmışlardı. PCB'ler. OC74 gibi eski transistörlerle. Biz onları alırdık, işte girişine filtre yapardık, bobin vs., oradan kısa dalga dinlerdik...
| Tahir Songelen'in 70'li yıllara ait başka bir QSL kartı. Fotoğraf bir online müzayede sitesinden alınmıştır. |
Anladım, aileden de destek gördünüz. Peki bu teşvikin eğitim hayatınızda ve sonrasında meslek seçiminizde etkisi oldu mu?
Oldu esasında... Ben İTÜ mezunuyum, meteoroloji mühendisiyim. Hedefim de hep İTÜ’ye girmekti zaten, 1974 sonunda liseden mezun oldum ve İTÜ’ye girdim (Gümüşsuyu). Esasında bayağı yüksek bir puanla girdim ama yanlış bir tercihten dolayı meteorolojiye kaydım.
Meteorolojiye gittiniz, elektronikle ilgili bir bölüme değil, ama yine de amatörlük bitmedi.
Bitmedi. Ben üç yıl kadar Amerika'da, New Orleans’ta kaldım. Öğrenci vizesi ile gittim. I-20 diye bir vize vardı. Orada bir okula yazılmam gerekiyordu, community college diyorlar. Orada bir arkadaş vardı, sağolsun o da okuyordu. Ben buradan ona para gönderdim, o da gitti benim adıma parayı ödedi, oraya kaydoldum. Gittikten sonra orada İngilizce dersleri de aldım, elektronik de.... Sonra da University of New Orleans’a geçtim. Orada elektronik dersleri aldım.
Türkiye'de öğrenciliğinizi bitirip mi yaptınız bunu? Ne vesileyle? Kendinizi geliştirmek için mi gittiniz yoksa bir şekilde kalırım diye mi düşündünüz?
1989-1990’da. Esasında kalırım diye değil yani dedim. Göreyim gideyim bakayım nedir kardeşim? Merak ettiğimden gittim yani. Sanırım 1992-1993 gibi de döndüm. Bak o günlerden bir şey anlatayım: Eski çağrı işaretimle yanımda QSL kartlarımı da götürmüştüm. Benzin istasyonuna geldim, baktım bir tane eski araba, arkasında çağrı işareti var W\... bilmem ne. Adama gittim “ben de amatörüm” dedim, gösterdim kartı. Çok sevindi “çok güzel” dedi, “memnun oldum” falan filan, “biz bir yerde toplanıyoruz hafta sonları, gelir misin?” dedi. Bir adres verdi bana. “Gelirim” dedim. Neyse tabii biz burada Amerikalı amatörleri görüyoruz dergilerde, QST, CQ vs. Her şey böyle mükemmel, dört dörtlük cihazlar, istasyonlar. Oraya bir gittim, affedersin kimsenin giyecek pantolonu yok. Cihazlar kocaman [eski] cihazlar, hepsi acayip yaşlı yaşlı adamlar. Hani motorcular olur ya… böyle bir birahane gibi düşün, içeride müzik çalıyor. Beni gördüler, bir sevindiler falan. “Sen de gel işte” dediler ondan sonra biraz kaldım. Birkaç tane QSL kart dağıttım. Ben de o zaman bakıyorum “yahu biz de sanıyoruz hepsi zengin”, halbuki güney eyaletleri çok fakir. Mesela benim zamanımda ortalama saat ücreti 3,5 dolar mıydı neydi? Düşünsene. Ama aynı dönemde kuzeye çıktığın vakit 17-18 dolara kadar çıkıyordu ücretler.
Anladığım kadarıyla, üniversite yıllarınız dahil amatörlüğü hiç bırakmamışsınız. Yakalanırım, polis gelir vb. gibi korkularınız oldu mu?
Hiç olmadı, olmadı. 1970 yılında bile ben Fatih'te otururken evimde istasyon vardı. 1980’de de vardı. Kimse gelmedi bana. Kamuran Ağabey’lerde biraz problem oldu ama onlara da bir şey olmadı.
Çok ilginç. O dönem böyle kovuşturmaya uğrayanların listesine baktığım zaman herkes yok. Yani sadece belli bir küçük bir gruba gitmişler. Bir ihbar mı oldu, başka bir şey mi oldu yoksa göstermelik mi yaptılar onu anlamak zor.
Yani bence onu azıcık da bu işi yapanların bilgisizliği oldu bir yerde ve kim vurduya gitti derler ya, onun gibi bir şey. Evet, mesela bir çocuk vardı İzmir'de, şimdi çağrı işaretini hatırlamıyorum. İzmir'de NATO karargahındaki bir yabancı asker bu çocuğa cihaz vermiş. Ondan sonra bunu yakaladılar. Hürriyet gazetesinde yazdı: “Bütün dünya ile konuşabilen çok kuvvetli cihazlar yakalandı” falan filan. Onu veren adam Amerikalı asker, yardım olsun diye vermiş. Anlatabiliyor muyum?
Bu olayın yılını hatırlayabiliyor musunuz?
Şimdi yalan olmasın ama şöyle söyleyeyim. 73 olabilir. Şimdi soracak kimse de yok. Neden? Kamuran Ağabey rahmetli oldu. O bilirdi, tanıyordu çünkü.
Anladım. Ama genel olarak bir korkunuz yoktu yani. Devam ettiniz yapmaya hiçbir şekilde.
Hiçbir korkumuz yoktu tabii. Kimse de bize hiçbir şey yapmadı. Öyle, mesela yakalanan arkadaşlarımız serbest kaldı. Biliyorsunuz değil. Nuri'yi de yakaladılar. O arada birkaç kişiyi daha yakalayıp serbest bıraktılar. Sıkıyönetim mahkemeleri bir şey yapmadı.
Siz 1983’te yönetmelik çıktıktan hemen sonra mı girdiniz sınava?
Yok ben girmedim uzun süre. Çünkü o zamanlar ben gemide çalışıyordum elektrikçi/telsizci olarak. Sonra geldiğim vakit aldım.
Anladım, anladım yani Türkiye'nin dışındaydınız o zaman. Gemide çalışırken.
Gidip geliyordum. Zamanım olmadı, ilgilenmedim de fazla. O zaman başka şeylere bakıyorduk işte. Çalışma hayatı. Unutuldu gitti. O arada tabii kopmadık. Yine giriyorduk cemiyete ara sıra. Galiba 1986’da aldım lisansımı. Bir de mesela ben o zaman gemiden de çalıştım.
Onu merak ettim. Orada gemide telsiz var sonuçta.
Oradan da çalıştım, iki iş yapıyordum orada. Hem telsizciydim hem de elektrikçiydim. Gemide çalışmak zorunda kaldım. Bir dönem de Karaköy'de bir dükkan açtık, TA1ZB Metin [Kutlu] arkadaşımızla. Birlikte Quad anten falan yapmıştık zamanında. İşte o arkadaşla beraber telsiz teknik servisi veriyorduk. Örneğin, eskiden İmralı’da açık cezaevi vardı. TEM diye bir firma vardı Türkiye’de, onların ürettiği cihazların bakımı bağımsız yapıyorduk. Oraya telsiz sistemi kurmuştuk. Bir tane de Sağmalcılar Cezaevi’ne koyduk. Bunlar 3,5 MHz'te kendi aralarında konuşuyorlardı. Onların cihazlarının tamirini vb. yapıyorduk. Sonra işler azalmaya başlayınca ayrılıp gemiye gittim. Öyle hayatımız oralarda geçti o dönemde.
| TEM SSB Telsiz. Fotoğraf Tolga Anıl (TA2ANL) tarafından OSTİM'de çekilmiş olup telsizciler.org web sayfasından alınmıştır. Kaynak URL: http://www.telsizciler.org/index.php/topic,33048.0.html |
Bu arada bir detay olarak sorayım. Ben gördüm o telsizlerden birinin hurdasını, merak ettim ama hiçbir bilgi yok internette. TEM firması kimindi? Tam Türk malı mıydı yani? Kim üretiyordu onları?
Türk firmasıydı. Kasımpaşa'daydı ama ben onun detayını hatırlamıyorum. Onlar bu 3,5 MHz’te çalışan SSB yapıyorlardı. Yalnız orada çalışan bir arkadaş vardı, Engin Ertekin, o da amatördü. Galiba o da rahmetli oldu. Bir ara Fazıl Bey de çalıştı galiba orada, Fazıl Turkan, TA2FM. Firmanın sahibi kimdi bilmiyorum ama Türk olduğunu biliyorum.
![]() |
| Soldan sağa Benal Göğ (TA8ABG), Mesut Şengezer (TA8P), Tahir Songelen (TA1BJ), sağında Bilal Ekmekçi (TA8A). Fotoğraflar 2012 yılında Gazientep'te meteoroloji balonu ile anten çalışması sırasında çekilmiştir. Kaynak URL: http://www.telsizciler.org/index.php/topic,22397.msg59096.html#msg59096 |
![]() |
| Tahir Songelen (TA1BJ), Emin Bora Demirel (TA2FE) |
![]() |
| Tahir Songelen (TA1BJ), Orhan Kuyucu (TA8K) |
Peki siz bu gemi işinden mi emekli oldunuz? Yani son yaptığınız mi oldu?
Hayır, burada bir Alman firmasının Türkiye mümessili vardı. Onlarda gemilerde navigasyon ve komünikasyon işlerinde çalıştım. Makine kontrol ve otomasyon sisteminde çalıştım. Eğitime gittim. Almanya'da SAM elektronik diye bir firma var [Wärtsilä SAM Electronics], onun mümessili. 17 yıl onlarla çalıştım.
Peki bir şey soracağım Tahir Ağabey. Eski dönemle şimdiki dönemi karşılaştırırsanız ne gibi farklar görüyorsunuz?
Vallahi şimdi şöyle söyleyeyim, eskiyle bugün arasında esasında büyük fark var. Şimdiki şartlar daha değişik. Cihazlar daha ucuzladı. Herkes özellikle el telsizlerini çok kolay ediniyor. QRP cihazları çok ucuza, kendileri de yapabiliyorlar. Eskiden öyle bir imkan yoktu. O zaman oradan buradan, askeriyeden, çıkma cihazları alıyorduk. Tabii insanlarda ithal edecek güç de olmuyordu. Dışarıdan getiren insan çok azdı. En çok getirilen işte bu HW-32'ler oldu. Bir de HW-100 vardı maddi durumu iyi olanlar getiriyordu. Şimdi öyle değil ki, adam gidiyor 100 dolar, 200 dolar veriyor. El telsizi alıyor, 300 dolar veriyor, HF cihaz alıyor. Bir de eskiden böyle bu işlerle uğraşanlar belli safhalardan geçiyordu. Yavaş yavaş ilerliyordu. Şimdi öyle değil ki, diye pat diye işin içine girdiği için…
Eskiden elektronik olsun, diğer konularda olsun daha bilinçli olarak mı yetişiyordu amatör telsizciler? Şimdi kolay giriyor, kolay sıkılıyor ve çıkıyor.Tabii daha bilinçli yetişiyordu. Ama o zaman dediğim gibi hep analog devreler vardı. Şimdi dijitale geçtik. Dijitalde de şimdi çok bilgili çocuklar var, onları yetiştirenler. Ama Türkiye'de bu işlerle uğraşan insan çok az. Şimdi Amerika'da 700-800 bin tane amatör var. Bizde kaç tane var saysak, ve çoğu da [havaya] çıkmıyor ki. Lisansı olup çıkmayanlar var. İşareti var, çalışmıyor. Konuşan yok.
Siz konuşuyor musunuz mesela? Düzenli olarak konuştuğunuz bir röle, katıldığınız bir çevrim var mı?
Sürekli yok. Zaman zaman çıkıyorum... Tamam çok cemiyet kuruldu ama şimdi de cemiyetler kendi aralarında çatışma halinde, insanlar cemiyetlerin içinde çatışma halinde oluyor. Eskiler öyle değil, TRAC'tan başka cemiyet yoktu. Kenetlenmişti birbirine. Herkes birbirine yardım ediyordu ve çok değerli insanlar vardı. Gerçek söylüyorum, cemiyette çok değerli kişiler vardı. Hepsi zaten profesör oldu. Şimdi öyle insanlar da gelmiyor ki cemiyete. Eline bir tane telsiz alan abi geliyor. Ama maalesef yapacak bir şey yok Çağlar Bey. Bazısı üç beş tane cihaz taşıyor mesela... Sağ cebinde, sol cebinde, ön cebinde... Bu kadar sene amatörlük yaptım el telsizini alıp da dışarıda dolaşmadım [gülüyoruz].







No comments:
Post a Comment