Translate

Showing posts with label TA1BE. Show all posts
Showing posts with label TA1BE. Show all posts

01 July 2026

SELİM CANBEKEN (TA2DS) İLE SÖYLEŞİ

 

Anımsayabildiğim kadarıyla rahmetli Selim Ağabey ile Aralık 2011'de buluşmuş ve aşağıda okuyacağınız söyleşiyi gerçekleştirmiştik. Ne yazık ki kendisiyle bir daha da görüşmek fırsatım olmadı. Bu son karşılaşmamızdan üç yıl sonra geçirdiği rahatsızlığın sonucu aramızdan ayrıldı. 1998’de tanışmıştık. Küçükyalı’da  tren istasyonuna yakın bir pasajda televizyon, radyo vb. tamiri yaptığı atölyesine gitmiştim. Ne yalan söyleyeyim, benim gibi taze amatörleri küçümsermiş gibi bir havası vardı. Bunun doğru olmadığını çok sonra anladım. Selim Ağabey, bizlerin aksine bilgiye, malzemeye ulaşmanın çok zor olduğu dönemlerde amatör olmuş, 3222 sayılı kanun gibi bizim bugün takılmadığımız engellerle boğuşmuş, kendisini geliştirmek için çok çaba göstermişti. Okuyacağınız gib amatör telsiziclik hem özel, hem de iş yaşamında belirleyici olmuştu. Dünya çapında amatörlük üzerinden kurulmuş bir dostluk ağı vardı. Bu nedenle biraz seçkinciydi: Amatörlük, bir lonca gibi, usta-çırak ilişkisi içinde belli aşamalardan geçilerek gelinen bir konumdu onun için. “Selim Ağabey bizi de alsana contest ekibine” deyince “gelin tabii, küllükleri boşaltacak adam lazım” derdi, biz de kızardık. Ne yalan söyleyeyim, bugün sosyal medyada, İnternet forumlarında, hatta frekanslarda tanık olduğum bazı konuşmaları, tavırları düşününce “haklıymış” demekten kendimi alamıyorum. “Lisans almakla amatör olunmuyor”muş.


Selim Ağabey ne zaman başladın sen amatörlüğe, tanışman nasıl oldu?

Lise çağlarında işte benim komşum Ferdi [Kınacav, TA3ISW] arkadaşız, Bağdat Caddesi, Çınardibi'nde [Erenköy ile Kantarcı arası] oturuyoruz o zamanlar. O Marmara Koleji'nde ben Haydarpaşa Lisesi'nde. Sinemaya vesaire gidiyoruz Cumartesi günleri... törenlerden kaçıp böyle... Iskelede, Kadıköy İskelesi miydi, Karaköy mü, gazete bayiinde bir mecmua gördük: TRAC. Allah Allah.. Nedir diye baktık hoşumuza gitti. Radyo yapıyor, bilmem ne yapıyor... İki diyot, bir kondansatör, bir kulaklık, demire bağlıyorsun... Radyo dinliyorsun. Arman Şapçı'nındı galiba, 4 transistörlü bir radyo projesi. Böyle bir yapalım dedik falan ama baktık olacak gibi değil. Yavaş yavaş Cemiyete [gitmeye] başladık, o zamanlar Şişhane'deydi. [durup düşünüyor] Ama aslında Şişhane de değildi. Benim ilk Cemiyetten haberdar olduğum zaman Taksim'de, Tarlabaşı'ndaydı. Tam karşısında Bedii Bey'in muayenehanesi vardı. Ondan sonra Şişhane başladı. Frej Apartmanı, meşhur. Tahmin ediyorum 16 yaş falandı işte bizim yaşlarımız, arkadaşım belki benden daha da gençti. İki yaş fark vardı aramızda. Gidiyorduk geliyorduk ama 18 yaşın altında üye olamıyoruz. Dolayısıyla 1964 senesi heralde. Çünkü 1966'da üye oldum, 1966 Mart bak yazıyor burada da [üyelik kaydının fotokopisini getirmiş, gösteriyor]. Bu arada işte rahmetli Dündar Ağabey, Dündar Sabis, TA1DS. Kimler vardı o zamanlar? Bahri Ağabey vardı tabii. Çalışan insanlarmış [çalışan derken iki yönlü haberleşmeyi kastediyor]. Bizim haberimiz yok tabii. Gizli saklı falan. Bir müddet sonra biz de uyandık, aa dedik, verici falan. Bizim nesil, Kamuran Topakoğlu... Nuri Çıtakoğlu...[o zamanki çağrı işaretleriyle] TA1NC, TA1KT...TA1SK, Selim Kanbeas, Musevi bir arkadaştı, sonra İsrail'e gitti, sesi çıkmadı bir daha. TA2FK, Ferdi Kınaçav. TA1IB, İsmail Bayer. Halen İsveç'te...Ferdi de İsveç'te. Uydu alıcısı vb. yapıyordu Ismail bir ara [1983 öncesi çağrı işaretleri ile sayıyor].


TA2DS Selim Canbeken TRAC Üyelik Başvurusu 1966
Selim Canbeken'in TRAC'a 1966'da yaptığı üyelik başvurusu.
Sayfanın altında da kabul kararı var. İmzalara dikkat.
Çağlar Akgüngör arşivinden.



Hatta birkaç yıl önce bir gün HF’te dinliyorum. Birisi ıslık çalıyor... Ne oluyor ne bitiyor diye dinliyorum. Cihaz test ediyor adam. Bir baktım, bir çağrı işareti... SM5KAI. "Aa bu bizim İsmail"; "İsmail duyuyor musun?" dedim. Cevap verdi. "Kiminle görüşüyorum?" diye sordu. "Benim, Selim, İstanbul'dan, böyle böyle". Merhabaydı, şuydu buydu..." Lambalı bir cihazı varmış, Collins galiba. Evde kimse yokken çıkarmış yatağın altından antene bağlamış denemek için."Seneler sonra ilk defa duyuyorum" dedi. Müsaade yokmuş eşinden amatörlük yapmasına. Emir büyük yerden! [gülüyoruz]

[Bu arada bulunduğumuz esnaf lokantasının sahibi benim çayımı tazeliyor ve Selim Ağabey'e de tekrardan çay almak isteyip istemediğini soruyor. O da "evet" demekle birlikte ekliyor: "Yalnız, baktığın zaman arkası gözükmeyecek benimkinin." Tanımayanlar için not düşeyim, Selim Ağabey hem çay hem de sigara tiryakisiydi]

Eskilerden bir de Veysel Güleryüz vardı. Bunlarla yaşıt sayılırız. Avni Morgül, Arman Şapçı... Bedii Bey'i falan söylemeye gerek yok tabii. Ayrıca amatörlük yapmayan fakat dernekte görev alan Cahit Aktemur gibi kişiler vardı. Yönetim Kurulu üyesi, sayman gibi. Ama gönülden bağlı kişilerdi, TRAC'ı ayakta tutan. Bizim Ferdi'yle 2,5 Lira haftalığımız vardı. Hafta sonları giderdik Şişhane'deki binaya. Cahit Bey'e 2,5 Lirayı verirdik. İşte herkes de birşeyler verirdi bizim gibi. Toplanırdı o paralar, sonra giderdik Cağaloğlu'nda bir yerlerden yeni mecmuayı alırdık. Cemiyete getirirdik. Orada gideceği yere göre ayırır, sonra da dağıtırdık bayiilere. Yeni mecmuayı bırakıp satılmayanları alırdık. Eski sayılardan sipariş varsa onları alırdık. Tahsilatı falan da yapardık, sonra dönüp yine cemiyete gelirdik. Ondan sonra 2,5 Liralarımızı veriyorlardı geriye. Kim ne bıraktıysa oradan o parayı alıyordu. Cemiyeti böyle ayakta tutuyorduk.

İşte o zamanın şartları böyle şeyler. Mesela Selim dediğim arkadaş... Yarışmaya girmek istediler falan. Cemiyette yukarıya antenler kuruldu. Cihazlar böyle üflesen yıkılacak şekilde uzay montajı lambalı cihazlar. O zaman SSB falan hak getire... CW hep. CW'yu da biz Ferdi ile birbirimize öğrettik aslında. Nokta. Çizgi çizgi çiziyor. Alfabeye bakıyor. Oradan şey yapıyor. Onların altına harfleri yazıyor. Bakıyorsun ha işte bak şunu demiş bilmem ne. Ona cevap olarak şey yazıyorsun. Nokta, çizgi çizgi çeviriyorsun. Öteki de yollamaya başlıyor. Oradan geliyor. Böyle gitti yani böyle başladık. Öğrendik tabii sonunda.

1966-1967. Ben Adapazarı’ndayım o zamanlar. Geliyorum. Kapıyı çalıyorum falan, tık yok. İçeriden ses gelmiyor ama biliyorum içeride olduklarını, çıt yok. Sonra zille "CQ" çekiyorum, çat, kapı açılıyor! Güzel günlerdi herkes birbirini sever sayardı. Öyle itiş kakış bilmem yok. Birlik beraberlik vardı yani şimdiki gibi böyle o onu çekemiyor öteki onun kuyusunu kazıyor bilmem ne. Doğru olmayan şeyleri savunuyor. Yalan yanlış bilgileri yayıyor. O kadar değişik şeylerle karşılaşıyorsun ki. Suya sabuna dokunmadan bir şeyler söylesen, düzeltmeye kalksan, seni yanlış anlıyorlar. Aleyhinde senaryolar diziliyor, bilmem ne oluyor.

Tekrar başa döneyim, bu dergiyi gördünüz, hoşunuza gitti. Merak ettiniz Cemiyete gittiniz.

Tabii, adres olduğu için kolay oldu.


TRAC Dergisi Broşürü 1969
TRAC Dergisi'nin tanıtım broşürü, ön kapak (1969).
Çağlar Akgüngör arşivinden.




TRAC Dergisi Broşürü 1969 Sayfa 2
TRAC Dergisi'nin tanıtım broşürü, iç sayfa 1969).
Çağlar Akgüngör arşivinden.



TRAC Dergisi Broşürü 1969 Sayfa 3
TRAC Dergisi'nin tanıtım broşürü, arka kapak (1969).
Çağlar Akgüngör arşivinden.


Peki, ikinizin herhangi bir teknik temeli ya da elektonikle uğraşmışlığı var mıydı?

Hiçbir şey yok. Çıtadan model uçak yapardık. Kano. Ferdi'yle kano maceramız vardır.Çıtadan, bezden. Çınardibi'nden, yani Şaşkınbakkal-Erenköy arasından, şimdiki Kadıköy İskelesine kadar gittik.

Nasıl bir kanoymuş, sağlam bir şey yapmışsınız o zaman.

Yani işte bez boya bilmem ne falan... öyle bir şey. Dönüşte Fenerbahçe Burnu'nu bir döndük perişan olduk. Hava bozdu. Yüzerek falan götürmeye başladık. Gittik orada kayalara. Asker yasak kardeşim diyor. Orduevinin alt tarafı imiş meğer orası. Yahu kardeşim boğulacağız işte şöyledir böyledir biraz zor dert anlattık orada biraz dinlendik tekrar yüze yüze döndük.

Haydarpaşa Lisesi dedin. O zaman teknik lise değil miydi orası?

Hayır, Sanat Enstitüsü vardı. Normal, klasik liseydi Hayrdapaşa. Şimdiki Marmara Üniversitesi'nin olduğu bina.

Oradan mı mezun oldun?

Hayır Adapazarı'dan. Liseden. Zaten biz evvelden Adapazarı’ndaydık, babamın iş durumu dolayısıyla. Aslında İstanbulluyum. Yani annem Beylerbeyli, babam Kadıköylü. Kadıköy'de şimdiki Rıhtım Otel'in yanında dedemin evi vardı, onu hatırlıyorum.

Baban ne iş yapıyordu?

İnşaat müteahhidiydi. Devlet işlerinde çalışıyordu. Bolu ve havalisinde epey iş yapmıştır. Mesela Abant'ın ilk köprülerini yapmış. Ben Bolu'ya denk gelmişim. Doğum yerim o nedenle Bolu.

Yani ailende elektronikle uğraşan birisi yoktu?

Hayır, hayır. Tamamen benim teknik konulara olan ilgim, merakım. Bizi ateşleyen TRAC mecmuası oldu zaten. Ferdi de emekli oldu. İsveç'e ilk gittiği zaman Storno'da çalışıyordu. Sonra zannedersem Storno Motorola'ya satıldı.

Ferdi Bey elektronik mühendisi mi oldu yani?

Yok teknisyen. Mühendis olmasına gerek yok zaten değme mühandis eline su dökemez, öyle bir teknisyen.

Onun da meslek hayatında hayatında amatör radyoculuk belirleyici olmuş galiba. TRAC ile karşılaşmamış olsaydı yine elektroniği bir meslek olarak görecek miydi acaba?

Baba mesleği oyuncak imalatıydı. Türkiye'de hemen hemen ilk zannedersem. Buluş Oyuncakları... Tahtakale taraflarındaydı. Babası ondan sonra Almanya'ya gitti. Münih'e yerleşmiş zannedersem. Bildiğim kadarıyla ilk döner yapandır Almanya'da. Döner yapmak için buradan Ferdi'ye haber veriyor. "Oğlum git işte şuradan buradan döner takımı" al vb. Ferdi de döner takımlarını uçağa binip Almanya'ya indiği zaman "Anlat bakalım" diyorlar, "kimi keseceksin?" Döneri anlatıncaya kadar akla karayı seçmiş. O zamanın güvenilir Türkleri falan çağırmışlar polis merkezine, neresiyle artık. Onlar da gelip anlatınca bırakmışlar. Öyle bıçak görmemiş ki adamlar, kılıç gibi [gülüyoruz].

Pekiyi biraz geriye döneyim: 1964, 1965. Cemiyete gittiniz. Nasıl karşıladılar?

Gayet iyi. Hatırladığım kadarıyla herhangi bir ters bir tavır görmedik. "Niye geldiniz? Yaşınız ufak." gibi bir söz eden de olmadı. Ama tatlılıkla "daha henüz üye olamazsınız, iki sene daha beklemeniz lazım" diye anlattılar.

Orada montaj falan yapıyor muydunuz? O tip faaliyetler var mıydı?

Laboratuvarımsı bir şey vardı. Ölçü aleti vs. Kitler geliyor gidiyordu oraya. Laboratuvar aletleri, ölçü aletleri, sinyal jeneretörü. Dışarıdan geliyordu. EICO mesela. EICO'nun sinyal jeneratörü. Heathkit gibi.

Size yardım ediliyor muydu? Yani birşeyler öğretiliyor muydu?

Tabii. Mesela Arman Şapçı’nın yaptığı devrelerin aynısını yapmaya çalışıyorduk falan. Yardım ediyordu bize. O hep transistörlü devreler yapardı, ama biz lambalı devrelerle başladık aslında. Akın Radyo vardı, orada, Selanik Pasajı'nda transistör -varsa- satılıyordu. Meraklıydık, gidiyorduk işte. Mesela şemada işte bilmem kaç mikrofarat, 12 volt kondansatör diyor. Piyasaya yeni gelmiş taze kondansatör, 16 volt falan diye biz onu almazdık "ya bu olmaz" diye... o zaman için öyle işte "zekamız". Hani 35 volt olsa çok daha iyi aslında ama bu tip böyle şeyleri öğrenmemiz için zaman gerekiyordu. Zaman geçtikçe tecrübe sahibi oldukça öğreniyorsun.

[TRAC'ta karşılaştığınız] kişilerin ekonomik durumu nasıldı? Ne iş yapıyorlardı? Meslekleri neydi?

Mesela Dündar Ağabey (Sabis) elektronik teknisyeniydi. Gemilere servis hizmeti veren bir firmada çalışıyordu. O günlerde gecenin köründe ambar kapağı açıkmış, oraya düşüyor, ondan sonra sakat kaldı zaten uzun seneler. [Dündar Bey'in fotoğraflarda hep bastonlu olduğunu hatırlatıyorum] Evet, ambar kapağından içeri düşmek ne demek. Kuru yük gemisinde. Bedii Bey diş hekimiydi. Bahri Ağabey Almanya'daydı. 1975 senesinde ben Almanya'ya ablamlara gittim. Stuttgart'a. Sonra Münih'e geçtim, oradan da Bedii Bey, Bahri Ağabey ile birlikte Berlin'e gittik. Doğu Almanya'ya da geçtik. Televizyon kulesine çıktık, hani küre şeklinde olan. zamanlar Doğu Berlin'de. Checkpoint Charlie'den geçtik. Batı tarafından, tam Berlin Duvarı'nın yanında oturan bir amatör telsizcinin evinden görmüş olduğumuz bir Quad anten vardı. Orada da bir amatör varmış, hatta gidip aradık ama adam evde yoktu. QSL kartlarımızı bıraktık. Bir süre Bahri Ağabey'de kaldım. Hanımı da yoktu, oradan HF'te çalışıyorum ama lineer kapalı olduğu halde Bahri Ağabey'in ölçü aletleri sapıtıyor hep. O zaman Standard Elektrik Lorenz'de çalışıyordu. İşte o taksi telsizlerini vb. tamir işleri yapıyorlardı. 24 saat açık bir frekans sayacı vardı Nixie tüplü, onu hatırlıyorum. Fuar vardı, Ağustos ayı falandı gezmiştik. Telefunken standında ilk defa resim içinde resim olan bir sürü ekran vardı. Renkli Televizyon. Bahçede Mireille Matthieu konser veriyor. Onun çekimlerini portre olarak bütün ekranlarda veriyorlardı. İlk defa orada karşılaştım. O zamanın şartlarına göre büyük olay.

Malzeme aldın mı gelirken?

Hiçbir şey almadım. Bahri Ağabey bana bir tane RF transistörü vermişti. Hala durur bir yerlerde.


Eski işaretleriyle, TA2SC(SK) Selim Canbeken; TA2FK Ferdi Kınaçav; TA1BK(SK) Bahri Kaçan. Ferdi Bey'in Türkiye'ye 1995'teki ziyareti sırasında, TRAC İstanbul Şubesi klüp istasyonunda (TA1KK).  Ferdi Kınaçav aşivinden.


1966'da tam üye oldun. Ondan sonra neler yaptın?

İşte mecmua bilmem ne işleri... Hafta sonları yarışma, ne bileyim işte sohbetler... Herkes birbirlerine onu yapmış, bunu yapmış, bilgi aktarırdı. Ha, Eşref Adalı'yı unuttuk. Eşref Adalı, İsmail Bayer, Halit Yetkin... Şimdi ismini hatırlayamadığım bir sürü insan vardı. Ama en aktifleri işte bunlardı. Sonra burada Karamürsel'de askerliğini yapan Ron diye bir arkadaşımız vardı, K4EPI. Huntsville, Alabama'dan [Roland J. GUARD, SK]. Bizim Türklerin menajerliğini yapıyordu. Kamuran'ın [Topakoğlu], Nuri'nin [Çıtakoğlı], benim, hepimizin QSL menejeriydi. Bizlere cihaz yoladı Amerika'dan. "Eski radyo kısımları" yazıyordu üstünde. Gümrükten çekiyorduk. Heathkit'in cihazları. Paramparça, yarı monte edilmiş olarak geliyor, lambalar ayrı geliyor, bilmemneler ayrı geliyor. Tek bir kutu gelmiyor. 8 tane cihaz topladık öyle. Benim ana şasem Kamuran'a gitmiştir. Ne bileyim, Nuri'nin lambaları bana gelmiştir, ötekinin bilmem nesi işte Eşref'e gitmiştir falan filan, böyle. Biz onların hepsini toparladık. Herkes bir cihaz sahibi oldu. Heathkit HW-32a'sı vardı bende. Nuri ve Kamuran'da 32, Eşref'te de HW-100'dü: 5 bant. O sonra geldi zaten.


Engin Ertekin (TA2QR-SK), Nuri Çatakoğlu (TA1NC-SK), Kamuran Topakoğlu (TA1KT-SK), Selim Canbeken (TA2SC-SK) ve Eşref Adalı (TA2EA). Halit Yetkin (TA1HY-SK), İsmail Bayer,
1960'ların sonundan bir kare. O zamanki çağrı işaretleriyle: Ayaktakiler soldan sağa Engin Ertekin (TA2QR-SK), Nuri Çatakoğlu (TA1NC-SK),
Kamuran Topakoğlu (TA1KT-SK), Selim Canbeken (TA2SC-SK) ve Eşref Adalı (TA2EA). Oturanlar soldan sağa Serpil Yetkin,
Halit Yetkin (TA1HY-SK), İsmail Bayer (TA1IB), Ufuk (?), Reyhan Oksay. Fotoğraf Kamuran Topakoğlu (SK) tarafından Internet'te
paylaşılmış olup, sayın Levent Topakoğlu'nun izniyle kullanılmıştır.


1964'te amatörlüğe başladım, 1970'te bitti benim amatörlük hayatım. Bir gün kapı çalıyor. Bir baktım bir adam merdivenlerden yukarı çıkıyor. Adapazarı'nda. Uykuluyum sabaha kadar çalışmışım. Polis. Ankara'dan Milli İstihbarat'tan adamlar var... 3222 sayılı telsiz kanunu geçerli o zaman. Radyo amatörü olmak... Araştırdılar ettiler. Cihaz yakalandı diye sevinmişlerdi. Ondan sonra "Ya ne kadar güzel bir şeymiş bu? Bu ne, şu ne..." vs. "Bu ne böyle kartlar?" O zamanlar Rusların orak çekiçli [QSL kartları]... Böyle iki arada bir derede kalıyor insan, çok zor işler. Beni serbest bıraktılar ama bir hafta falan bir yere çıkamadım ben. Öyle hapse bilmem ne girme olayı yoktu ama mahkemeye çıktık mecburen. Çünkü Ankara'dan gelen ekip yerel memurları da almış yanına 10-15 kişi birden bire... Ankara'dan yola çıkanlar ikiye ayrılmışlar. Bir kısmı Zonguldak'a gitmiş. Zonguldak'ta bir arkadaşımız vardı. Çok güzel trafo sarardı, hesaplarını yapıp böyle harika trafo sarardı. O da işte radyo amatörlüğü ile ilgili. Ben Adapazarı'nda, Ferdi İstanbul'da. Aramızda konuşurken falan dinlemişler bizi. Hem de Mors ile haberleşiyoruz. "Babam geliyor kapatıyorum" falan, ne konuştuysak hepsini teker teker yazmışlar. Ankara'dan çıkan ekibin bir tanesi ona gidiyor, bir tanesi de bana geliyor. Onu sert davranmışlar diye duydum. Ne derece doğru bilmiyorum. Biz gitmiştik, orada kalıp oradan çalışmıştık, onun cihazlarıyla.

Kaç yılındaydı bu?

70'ten sonra işte. Ama biz yakalanmadan önce. 70 öncesi herhalde. 69 falan herhalde bizim ona gitmemiz. Polisin gelmesi 1970 Nisan ayı. Cihan [Emre] iyi bilir elinde gazete kupürleri var (gülüyor). Adapazarı'na mahkemeye falan geldiler. Dündar Ağabey, Eşref, bir sürü adam geldi mahkemeye. Mahkemeden sonra da beni de aldılar, İstanbul'a döndük. [Bu arada] benim cihazı müsadere ettiler. Her şeyimi aldılar. İade etmediler onları. Adliye'de kaldı... [1999'da] depremde o binaların hepsi yıkıldı, mahkemeye çıktığım yerler. Valiliğin yanındaydı. Doğa temizledi yani benim "background"umu. Öyle diyeyim [gülüyor]. Iz bırakmamacasına...




TA2DS Selim Canbeken dava haberi 1970
Radyo amatörlüğü "suçundan" ceza alan Selim Canbeken.
Milliyet, 10 Temmuz 1970


TA2DS Selim Canbeken dava haberi 1970 - 2
Haberin devamı. Milliyet, 10 Temmuz 1970



Mahkemede falan nasıl davrandılar ?

Benim bir tane avukatım vardı. İşte akıl verenler çoktu. O zamanlar Genelkurmay Başkanlığı'na falan bu işe sıcak baktığını ve radyo amatörlüğün Türkiye'nin geleceğinde olumlu etkiler göstereceğine değinen yazılar varmış, ben görmedim. Böyle bir şeyler varmış. Bir tavsiye niteliği midir nedir? Sorulan bir soruya cevap mıdır? Onlardan falan bahsettik. Avukat bahsetti, "şöyledir, böyledir, merak saikiyle bu işi yapmıştır zaten genç birisidir işte biliyorsunuz, görüyorsunuz" şöyledir diye. Hakim de iyi niyetine karar veriyor... Türkiye'de bilinmeyen bir şey yapan kişi suçlu mudur acaba? Ama kanun suçlu gösteriyor. Kanunda radyo amatörlüğü diye bir şey yok. Radyo amatörlüğü yasaktır diye bir şey yok. Telsiz kullanmak yasaktır. İki arada bir derede böyle hani esnek, muallakta kalan şeyler. Hakimler şöyle yapıyor işte: Bir indirme hakkı varmış. Kanuna göre bir sene olurmuş minimum cezası, mesela hapis bir de 3000 liraya kadar para cezası... Öyle bir şeydi galiba. Para cezası vermedi. Bir sene verdi ama üçte bir indirme hakkı varmış. Üçte bire indiği zaman sekiz ay ediyor. O da düşük olduğu için tahliye ediyor ama "5 sene bir daha aynı suçtan gelme" diyor.

Bunun üzerine, yine 1970 senesiydi, bir yerlerden yarışmaya falan girdim. Huylu huyundan vazgeçer mi? Dürtüyor beni… 1973'te babamı kaybettim. Adapazarı'yla bir bağlantımız kalmadığı için tekrar İstanbul'a döndük. Selamiçeşme'de oturuyorduk o zaman. Alıcı vs. bir şeyler yapmıştım kendime. Bir baktım gümbür gümbür birisi... TA2QR, bizim Engin [Ertekin, SK]. İki sokak altımda oturuyormuş. Buldum yerini tabii, gittim, onunla beraber yapıyorduk. O da Schaub-Lorenz'de çalışıyordu o zamanlar. Kısa bir süre Almanya'ya gitti. Cihazı bana bıraktı. Acele bir dipol ben... Onun cihazıyla ile çalıştım yaklaşık 5 ay.1974. Fakat sonra 1990 senesine kadar bu işleri bıraktım, radyo amatörlüğü falan yoktu bende. 75'te Almanya'ya gittim işte, orada amatörleri ziyaret ettim. Orada bir sürü amatörü ziyaret ettik falan filan yani. Berlin maceraları, bilmem neler falan...

1985'te, 1986'da falan CB olayı vardı, CB ithal ediliyor, bilmem ne yapılıyor ama alıcı verici telsizden, Transceiver'dan anlayan adam yok Türkiye'de. Ithalatçı şirketlere laboratuvar kurma zorunluluğu var. Ben de bir tanesiyle, işte ikinci CB getiren adamlarla tanıştım. Yani beni buldular falan. Orada bir teknik müdürlük yaptım. 20 günden 1000 tane cihaz sattık. Orimex A.Ş… Great marka, çok güzel, sessiz ve tertemiz, gümbür gümbür bir cihazdı. Tok, güzel modülasyonlu. AM olduğu için… TGM'den Mustafa Küçükay falan gelirdi laboratuvar kontrolüne. Rahmetli Seyfi Bey, Seyfi Yüksel [TA2BZ, SK] "herkes lisans aldı, illa ki sana da vereceğiz" falan dedi. Evrakları doldurmayı falan istemiyorum ben. 1970 senesinde DXCC'm var. Almışım kenara koymuşum yeter bu bana artık. Kaç sene geçmiş aradan. Baskı yaptı rahmetli. Bir gün gene aynı baskıları tekrarladı. Hatta dedi “polis yollayacağım evine!”. O zamanlar öyle şeyler de var. CB'si var, bilmem nesi var işte şöyle böyle. Ruhsatı falan var. Peki dedim, kırmak istemedim. Evrakları doldurduk, imtihana girdik. Sabahtan yazılıya giriyorsun ondan geçenler öğleden sonra mors imtihanına giriyor. Öğleden sonra oldu, Mors imtihanına gideceğiz. Herkes birbirini izliyor. Bir tane radyo-kaset çalar, kaset içinde. Mors. Bir şeyler yazıyor. Sen de bir şeyler yazıyorsun. Karşısındaki bakıyor bakıyor falan. Karşıdaki kişiler herhalde Denizcilik Bankası'nın falan telsiz zabitleri falan o kişiler. Çekilin ben gireyim önce dedim. Girdim, iki tane maniple var, elektronik değil. Böyle normal maniple, “elinizi alıştırın” falan... Ben bir şeyler yazmaya çalıştım. “Tamam mı”, “tamam” falan. Ötekine geçtim, ötekinden bir şeyler yazdım falan. Adam böyle durdu, “siz biliyor musunuz?” dedi. “Yani çok seneler önceden kalma böyle bir şey var ama yavaşlıyor” dedim. Alma yavaşlıyor. “İyi, iyi” dedi falan. Kasettekini de doğru dürüst yazıyorsun, veriyorsun ellerine. “Arkaya geçin, oturun” dedi. Ötekiler de teker teker girdiler ettiler falan, bitti… Seyfi Bey'e sordum kaç puan almışım diye, söylemedi. “En iyi puan seninki” dedi. Herhalde iyi puan 95 ve üstüydü, öyle tahmin ediyorum. A sınıfı ehliyetli bir girişte aldım çıktım. Çağrı işareti için de Mustafa Bey'e söyledim, anlattım eskiden de vardı diye. O beni Orimex'ten tanıyordum. Ankara'ya gittim sonra ehliyet ve ruhsatı almaya. Beni [TGM’de] Nedim'le tanıştırdı. CS'yı aldım ben de. SC istedim, “olmaz, o B sınıfının, tersini vereyim” dedi. Benim ilk işaretim TA2CS'dır. Ondan sonra aradan epey zaman geçti. Charlie Sierra olarak çalıştım bir iki sene. Sonra C sınıfı bilmem ne falan diye bir kanına girmişler Ankara'nın. Kim yaptıysa o işi... C ile karışır diye. Halbuki ne alakası var C'ler 3 harf. Bana sonrmadılar, Delta Sierra yapılmıştır diye haber geldi. Delta Sierra olarak devam ettim.

Sınava girişin kaç yılında ?

1990.


TA2DS Selim Canbeken QSL Kartı
1990'ların sonundan Selim Canbeken'e ait bir QSL kartı.
Alıcı SK olduğu için geri gelmiş. Çağlar Akgüngör arşivinden.



Büyük olasılıkla 1990'ların sonunda Friedrichshafen Fuarı sırasında
çekilmiş olan bir fotoğraf. En sağda Selim Canbeken. Aziz Şasa arşivinden. 


1999 Ağustos, Bozcaada. Aziz Şasa arşivinden. 


[Bu arada sohbetimiz Dayton Fuarı’na kayıyor, sonra toparlayıp söyleşimize dönüyoruz. Selim Ağabey’e günümüzde Türkiye’de amatörlüğün gelişme göstermediğinden şikayetçi]

Burada kalmasının nedeni, birincisi CB'nin Türkiye'de bir nevi faydası vardı ama faydasından çok zararı oldu bana kalırsa. Bir de eğitimsizlik: Kamuoyunun biraz merak edip de nedir, neyin nesidir diye bir inceleme altına almaması... Bence artık yapılan aktivitelerin sadece ve sadece afet bilmem ne yüzünden afet cemiyeti haline gelmesi de etkili oldu.

Bundan da önce, 60'ları hatırlarsak... O zaman da çok gelişmiş değildi amatör telsizcilik.

Telsiz Kanunu! 3222 sayılı Telsiz Kanunu.

O olmasaydı daha çok iş yapabilir miydi amatörler?

Tabii canım. Yani bugünkü gibi rahat hareket edebilseydik, o zamanlar... Türk'ün aklı başına sonradan gelir derler ya. Bugünkü gibi rahat edebilseydik. Niye olmasın? Bence büyük bir atılım olurdu.

İnsanlar nasıl tepki veriyordu sizin yaptıklarınıza?

İlk başta mesela "olur mu ya?" gibi... İşte benim o 1970 senesindeki Emniyet Müdürlüğü falan olayları... "Olur mu ya Biz Kars'la zor konuşuyoruz. Sen dünyanın öbür ucundan Amerika nasıl konuşuyorsun ?" Böyle diyorlardı. Evet yani bilinçsizlik işte. Araştırma yapsalar zaten öğrenecekler bu işi... ARRL'nin merkezine gittiğim zaman... Soruyorlar hangi sene doğdunuz? Hangi ay? Çıkarıyorlar o senenin, o ayın eski [QST] mecmuasını veriyorlar. Hediye. Dedim "nereden buluyorsunuz bunları?" "Eskileri topluyoruz" dediler. "Topluyoruz, arşivliyoruz, hibe ediyoruz." Bak ne güzel değerlendirmiş. Fikir güzel.

Peki bu merak niye oluşmuyor Türkiye'de?

Her şey paraya pula dayandığı için herhalde. Yani ben bir iş yapıyorsam, bundan illa ki para kazanacağım, ne avantajım var, ne "avantam" var, mantığı var. Bu deprem vb. olduktan sonra, yani yumurta kapıya geldikten sonra, iş gönüllülük tarafına sapıyor. Ama normal zamanda da sen kendini hazırlayabilmek için aktivite yap, yarışmalar yap, faaliyet yap doğa şartlarında değil mi? Peki ya sonra? Benim gördüğüm kadarıyla radyo amatörlüğü faaliyetlerinin % 10'u kadar bir şey bu afet haberleşmesi. [Halbuki] o kadar geniş bir spektrumu var ki radyo amatörlüğünün... Aç bugün [TRAC] internet sayfasını... Afet Derneği gibi gözüküyor. Kötü mü? Hayır değil. Kötü demiyorum ama, % 90'ı ihmal edilmiş gibi gözüküyor o zaman... Radyo amatörleri, TRAC dedin mi, "afet!". Bunlar deprem olursa gidiyorlar, bilmem ne olursa gidiyorlar gibi... AKUT'muş gibi düşünülüyor.

Peki şöyle bir şeyden kaynaklanıyor olabilir mi: O "esas" % 90'a toplumun ilgisini çekemediğimiz için... O % 90' ile toplum ilgilenmediği için belki amatörlük kendisini böyle meşru kılmak zorunda kalıyor.

Evet, evet. Bu tanıtıma yönelik... Bir kere kamu tarafı illa ki böyle müşterek bir şey yapıyorsa, kaç paraya çıkar, bütçesi nedir, rakamı nedir vesaire gibi düşünüyor. Biz de Aziz [Şasa] ile1999 depreminde bütün afet bölgesini dolaştık. Çeşitli yönlendirmelerimiz oldu vb. Ankara'dan Başbakanlık "Yalova'dan haber alamıyoruz. Mutlaka ve mutlaka Yalova'dan bize haber uçurun" diyordu. Isparta şubesi geliyordu. Onlara "yukarıdan Bursa üzerinden gelin, Yalova'da konuşlanın" dedik. Adamlar da geldiler oraya. Ama kafamızda şey yaptığımız hesaba göre üç saat dört gecikme olmuş, arıyoruz arıyoruz haber alamıyoruz. En sonunda yakaladık bunları. Bilecik'in bilmem neresinde yakaladık. Geri dönüyorlarmış.

Niye?

Yalova Valiliğine gittikleri zaman "Niye geldiniz? Hırsızlık mı yapacaksınız?" gibi konuşmalarla karşılaşmışlar. Bunu bize dört beş saat sonra açıkladılar. Ankara'da boyuna soruyor, "Yalova'dan ne oldu? Gidenler ne oldu? Niye haber yok?" Düzce'deydik. Bize "siz de gidin" dediler. Biz "gitmeyiz" dedik; anlattık Isparta şubesindeki arkadaşların yaşadıklarını. Dolayısıyla "biz yazılı bir şey olmadıktan sonra, elimizde belge olmadıktan sonra gitmeyiz" dedi. "Tamam, yazalım" dediler. Selim Canbeken-Aziz Şasa adına bir yazı yazıyor. Faksı Tuzla karakoluna çektirdik. Tamam dediler. Biz toparlandık yola çıktık.  Ondan sonra Tuzla karakolundan yazı alındı. Yazıyla gittik Yalova'ya. 


1999 Ağustos. Deprem bölgesinde, fay hattının neden olduğu kırılmaya dikkat.
Aziz Şasa arşivinden. 


Cihan Emre (TA3BE), Kadir Sağlam (TA2IK), Aziz Şasa (TA1E), Bilal Ekmekçi (TA8A) ve Selim Canbeken (TA2DS).
Soldan sağa: 2000'li yılların başı.
Cihan Emre (TA3BE), Kadir Sağlam (TA2IK), Aziz Şasa (TA1E),
Bilal Ekmekçi (TA8A) ve Selim Canbeken (TA2DS).
Cihan Emre arşivinden


Pekiyi sana göre amatör telsizci şunu yapar, bunu yapar, şunlarla ilgilenir, gibi bir tarif var mı?

Sen de görmüşsündür. ARRL'nin kitaplarında yazar. Amatör telsizci böyle yapar, bunlarla ilgilenir... diye. Yani kural burada amatör telsizci dediğin zaman dini, siyasi, politik ve ticari konuların dışında olması gerekiyor. Özetle.

Peki mesela işin içine bilgisayarın/yazılımın girmesine nasıl bakıyorsun? Yazılım tabanlı radyolar, vb. Ya da Echolink gibi gelişmelere?

Radyo amatörlüğünde olması gereken şey antenden antene kesinlikle arada link uydu, şu bu aktarma istasyonu böyle bir şey olmadan yapılan, amatör bantların dışına çıkmadan yapılan haberleşme. Radyo amatörlüğü bu. Uydu sadece VHF-UHF'te...VHF-UHF'te mesela nereyle konuşabilirsin? Biz 50 MHz'de Amerika yaptık, Bozcaada'dan. Şöyle. Norveç falan galiba bizim en sevdiğimiz yerler.

Sence nereye gidecek radyo amatörlüğü ? Artık internet var, telefon var, bir sürü şey var.

Şimdi [kişi] eğer award peşinde koşuyorsa, radyo amatörlüğü ölmez. Ama gerçekten bunu isteyerek yapıyorsa, içinden gelerek yapıyorsa... Amerika ile konuşmak için ne uğraşacağım, internetten konuşurum, chat yaparım falan dersen alakasız bir konuya girmiş oluruz. Yani antenden antene olan telekomünikasyon kavramının dışına çıkıyoruz.

Peki home-made bir şeyler yapıp yapmamak konusunda ne diyorsun? O da bir gösterge.

Yani yeni başlayanlar için bir şeyler yapıp, becerip ondan gurur duymak bambaşka bir haz. Bir alıcı yapmışsın, bakıyorsun dinliyorsun, bir başkasının binlerce dolar verip aldığı cihazlarla dinlediği şeyleri sen 3-5 kuruşa kendi yaptığın bir alıcıyla da duyabiliyorsun. Yeni başlayanlar için çok güzel şeyler. Bol bol dinleyeceksin. Kuralları, kaideleri, literatürü takip edeceksin Internet'ten, veya başka yerlerden. İşte burada faydası var Internet'in. Eskiden bilgi yoktu, yazılı dokümanlar bulmaya çalışıyordun, basılı mecmualar bilmem neler bunları takip edip onlardan bir şeyler bulmaya çalışıyordun, hep kısıtlıydı. Şimdi her şey var... O zaman malzeme bulunmuyordu. Hiçbir şey yoktu. Ama şimdi öyle değil. İstediğin her şeyi bulabiliyorsun. Alternatifleri de var üstelik. O malzeme ile yapamıyorsan başka bir tanesiyle yapma şansın var. Başka bir şey de bulabilir miyim, bulamaz mıyım falan diye bir sorun da yok. İnternet olayı var. Ama işi biliyorsan illa gidip almaya da gerek yok. Eski bir radyo olsun, çalışmayan, hurdaya atılan bir sürü radyo var. Geri dönüşüm oluyor bir de, hani sen o radyonun iki tane muayenini kullanacaksın... Diğer kalan kısmından da başka şeyler de çıkarabilirsin.

Ben elektronikten anlamam diyen arkadaş da amatör mü sence? Sıfır elektronik bilgisi var sadece bantları, frekansları biliyor. İşletme bilgisi var. Cihazı kullanıyor.

Kullanıcı sadece. Bilgisayar kullanan birisi gibi: "User". Ama bir sorunla karşılaştığı zaman çözemeyecektir eksik bilgi yüzünden.

Yani amatörlüğün temeli elektronik bilgisi mi? Bana da sanki en az ilgi o konuyaymış gibi geliyor.

Tabii. Biz hazıra konmayı çok seviyoruz da ondan. Kendin yaratıcı olacaksın, elindeki ne varsa, imkanları kullanarak bir şeylere dönüştüreceksin. Bunlar önemli. Pratik bilgi, pratik zeka çok önemli şeyler. Mesela neydi adı, "EZhang" anten fırlatma aletin yoksa ne yapacaksın? Anten kuramam mı diyeceksin? Taşı atarsın. Hani en basitinden. O olmazsa olmaz diye bir şey yok. İki tane telle belki mors yollarsın illa ki elektronik maniple olacak diye ısrar etmenin alemi yok. Elektronik var, bu sefer hafızalı olacak, falan filan. Tembel işi. "Ben niye mors öğrenmeye uğraşayım, bilgisayarla ben bunu çözüyorum, ekranda görüyorum..." Bunlar sığ fikirler. Aslını öğren, sen yine onu kullan. Kullanma demiyorum, ama aslını öğren. Orada yapılan bir şeyi, yanlış mı değil mi ona karar verebilecek bir temele sahip ol. [Makina] okuyor ama yanlış okuyor. Belki orada başka bir kelimeye benzetiyorsa başka manalara geliyor. Seni saptırıyor, şaşırtıyor. Yani bunlar önemli şeyler. Bir şey yapmaya kalkıyorsun. Bence mümkün olan en düzgün, en ilmi, en yapılabilir pratik, en ucuz yöntemleri öğrenebilmek, uygulayabilmek önemli bence.

Bak ARRL'nin QST mecmuasına bak, ne kadar güzel şeyler çıkıyor. Niye bizim hoşumuza gidiyor bunlar? Bunu araştıran yok... Çok basit. Bilmem neyin kapağını alıyor, ortasına iki tane bilmem ne koyuyor. Başka bir işe yaratıyor. Neydi o dergi köşesi..."Hints and Kinks". Ne kadar güzel şeyler çıkıyor. Aklın hayalin durur. İlaç kutusunun üstüne trap sarmış adam mesela.

Böyle şeyler görüyorum ben. "Falanca antenden alacağım". Neden alıyorsun, kendin yap, yapamıyorsan, bir tane multibant dipol yapmak çok mu zor? Anlamıyorum. Böyle şeyler için elektronik bilgisi de gerekmiyor. Ben QRP kitleri monte ettikten sonra anlamaya başladım ki monte etmekle bitmiyo asıl iş ayar ve testlerini yapmak. Zaten hiçbir şey hemen çalışmıyor, ne öğreniyorsam çözerken öğreniyorum.

Neler neler öğrenirsin... TRAC mecmuasındaki hiçbir şey çalışmaz diyorlardı. Bir tane gol yedim öyle. [Devrede] 82 kilo [kOhm] kullanıyoruz. 8.2 imiş o yüzden çalışmıyormuş. Onu da Ferdi buldu. "Bu arada bir nokta var galiba matbaadan çıkmamış" gibilerden. O yapmış, canavar gibi [çalışıyor]. Bana da söylemedi. Getirdi baktım çalışıyor. Formikadan da kutu yapmış.[gülüyor]


Selim Canbeken (TA2DS) eski QSL kartı TA2SC
1960'ların sonundan Selim Canbaken'e ait bir QSL kartı.
Bahsetmiş olduğu gigi QSL menejeri K4EPI.
Fotoğraf bir açık arttırma ilanından, ne yazık ki bu artırmayı
unuttum ve kartı alamadım.


Bu fotoğraf da bir açık arttırma ilanından, ne yazık ki buna da bütçem elvermemişti.
QSO tarihine bakılırsa kovuşturulmasından hemen önce olmalı.



24 January 2026

CİHAN EMRE (TA3BE) İLE SÖYLEŞİ

 

Türkiye'de radyo amatörlüğünün tarihçesi üzerine çalışmaya başladığım zamanlarda annem bir gün "biliyor musun benim bir arkadaşımın eşi çok uzun zamandır radyo amatörü" dedi. "O da senin gibi nerede hurda elektronik eşya, kablo falan varsa eve dolduruyormuş" diye ekleyince kendimi tutamayıp epeyce gülmüştüm. Tabii hemen tanışmak istedim, iyi ki de istemişim. Daha 1960'ların başında radyo amatörü olmuş; TRAC'ın hem Ankara, hem de İzmir şubelerinin kuruluşunda büyük rol oynamış Cihan Ağabey'i tanımış oldum. Bir punduna getirip aşağıda okuycağınız söyleşiyi de yapmayı becerdim. Yayınlamak (buna yayınlamak denebilirse tabii) 15 yıl sonra ancak bugüne kısmetmiş.


Yazar Çağlar Akgüngör (TA1UH) ve Cihan Emre (TA3BE) söyleşi sırasında.
Cihan Emre arşivinden.


Önce çok klasik bir şey soracağım. Nasıl başladınız?

1964 senesinde bir abimizin, bir dostumuzun TRAC genel merkezinde yönetici olması nedeniyle İstanbul'a gittiğimde tanıştım. İstanbul'da gider gitmez de üye oldum.

Kimdi sorabilir miyim?

Vallahi TRAC genel merkezindeki kişinin ismini hatırlayamıyorum şu anda ama Bedi (Ezgi) Ağabey, Bahri (Kaçan) Ağabey çok alakadar oldular. Ankara şubesinin de kurulacağını söylediler. Yardımcı olursam sevineceklerini söylediler. Ben de Ankara'da oturduğum için Ankara şubesini kurduk (1965).


Cihan Emre'nin ilk TRAC üye kartı (1965) Cihan Emre arşivinden.










Peki ne işle uğraşıyordunuz o zaman ?

Ben o zaman ortaokul ikinci sınıftan ayrılmıştım. Orta 2'den ayrıldıktan sonra elektronik üzerine Ahmet Ekmekçi kurslarına gittim. Ahmet Ekmekçi kurslarında bu hobiyi kapmış olduk. Elektronik merakını...

Ahmet Ekmekçi kursları neydi ?

Meslek kazandırma kursu. Radyocu teknisyen yetiştiren bir kurstu. Elektronik, yani radyo tamiri, cihaz tamiri üzerine eğitim veren.




Ahmet Ekmekçi Radyo Teknisyeni Yetiştirme Kursları'nın broşürü.
Kaynak: Phebus Müzayede (www.phebus.com)






Aynı kursun promosyon kibritleri.Çağlar Akgüngör arşivinden.
 

Peki neden elektronik örneğin neden makine ile ilgili bir konu seçmediniz ?

Peder tarafından gönderildim (gülüyor) O da Umum Mağazalar'da çalışıyordu o zaman. Umum Mağazalar Nakliyat Şirketi, yurt dışı ve yurt içi nakliyat işleri yapan bir kuruluş. Devletin. Yurt dışından çimento getirme olsun, yurt dışından başka malzemeler gelsin gitsin. Babam yurt dışı görmüş biri değildi ama idarecilik vasfı vardı. O bakımdan elektronik ile ilgili bilgisi yoktu. Benim işte ufakken yaptığım şeylerle ilgili görüşleriyle öyle bir karar aldı. Okuldan kaynaklanan bir sıkıntı oldu. Orta 2'de bıraktım. Ondan sonra bir müddet çalıştım elektronik işlerinde staj şeklinde ve ücretli olarak. Daha sonra da tekrar okumaya başladık şimdiki çalıştığınız yerden. Telsizi de Toprak Mahsulleri Ofisi'nin telsiz kısmında çalışırken kaptım. Bir 5 ay kadar. Orada tamirat kısmında çalışırken kaptım.

Sonra tekrar okumaya başladınız.

Dışarıdan ortaokulu bitirdikten sonra Ankara'da liseyi bitirdim. Sonra da tekrar üniversite için İstanbul'a geldim. Yıldız Üniversitesi'ne girdim. İstanbul Devlet Mimarlık Mühendislik Akademisi eski adıyla.

Peki lisede falan yine teknik lise mi oldu? Amatörlüğü devam ettirdiniz mi?

Düz lise... tabii amatörlük devam. Ankara şubesini kurmuştuk zaten. Ankara şubesinde aktif kurucu üye olarak bulundum. Ondan sonra İstanbul'a gittikten sonra da genel merkezde denetçi olarak görevlerde bulundum. Bahri Ağabey ve Bedri Bey ile epey çalışmamız olmuştur. Aziz Bey daha sonra geldi. Ben de eskileri tanıştırdım yönetimde çalışan. Eşref Adalı Adalı Teknik Üniversite Profesörü... Oruç Bilgiç... Onlarla tanıştırdım. Vallahi bir şeyler yapacaklardı ama ne oldu ne bitti bilmiyorum. Ben artık çekildim kenara. Amatörlük yapıyorum ama şey dernekte fazla işim yok. Buradaki şube bitiyor artık. Ben buranın da kurucu üyesiydim. TRAC İzmir şubesinin de kuruluşunu yaptım. Tabii sonra artık çekildik. İzmir Afet Derneğine girdim 2000 yılında. YM3EIZ çağrı işaretini aldık. Van depreminde de bu çağrı işareti ile ben ve diğer arkadaşımız havadaydı.

Bir şeyi merak ettim. Şimdi Toprak Mahsulleri Ofisi'ne gittiniz. Orada telsiz diye bir alet vardı. O zamana kadar telsiz, radyo vb. bir merakınız var mıydı? Orada gördünüz öyle bir alet var, ne oldu sonra?

Bir şey olmadı (gülüyor). Normal olarak bir şey olmadı. Cihazlar kocaman kocaman cihazlar, heybetli cihazlar. Dolap dolap. Beni cezbetti.

Ben de bir tane yapayım diye heveslendiniz mi, onu merak ediyorum.

Tabi Ankara'da olduğumuz için, hurdalık da Ankara'da olduğundan (gülüyor)... Biliyorsun kanun daha yok. Amatör telsizcilik kanunu yok. Yasak var. Mors çalışması için ufak bir transistörlü devre yaptık. Daha sonra Ankara'da eczacı arkadaşlardan bir tanesinin HF cihazıyla çıkış yaptım. TA2DR çağrı işaretimdi. 3-5 kere çıkış yaptım ondan sonra İstanbul'a gidince okumaya artık Kamuran Topakoğlu, ondan sonra Nuri Çıtakoğlu. Onların telsizleri vardı onlara gidiyordum çıkış yapıyordum arada sırada. Hatta benim web sayfasında orada çekilmiş bir resmim vardı.




Cihan Emre, Kamuran Topakoğlu'nun (TA2AI-SK) istasyonunda. 1960'lar.
Cihan Emre arşivinden


1972 TRAC Genel Merkezi (Cağaloğlu) önünde.  Soldan sağa doğru Dündar Sabis, başkan,
 TA1DS (TA1AQ-SK), Oruç Bilgiç (TA1OB), Nuri Çatakoğlu TA1NC (TA1Q), Tahir Songelen TA1TS (TA1BJ), 
Veysel Güleryüz TA2VG (TA2AJ), K. Mehmet Başak TA1MB (TA1D), Halit Yetkin TA1HY-SK.
Oturanlar soldan sağa kurucu başkan Bedii Ezgi TA1BE  (TA1BK-SK) ve Cihan Emre (TA3BE)
K.Mehmet BAŞAK arşivinden (www.ta1d.com)



Yine genel merkez önü, 1975. Soldan sağa Veysel Güleryüz TA2VG (TA2AJ)ö Oruç Bilgiç (TA1OB), Dündar Sabis, başkan,  
TA1DS (TA1AQ-SK), Cihan Emre (TA3BE), Halit Yetkin TA1HY-SK
K.Mehmet BAŞAK arşivinden (www.ta1d.com)

Yani Ankara’da bir telsiziniz yoktu.

Yok, yok. Ve benim esas 1991'den sonra cihazım oldu. Rüçhan'ı tanıyorsun (Atalay). Ona dedim "bir telsiz ihtiyacım var ne yapabiliriz?" "Cihan bende bir telsiz var, Yaesu FT-100, ister misin?" dedi. "Gönder" dedim. O geldikten sonra 91 senesinden itibaren devamlı olarak çıktım havaya. O seneye kadar Toprak Mahsulleri Ofisinde yoğun bir şekilde çalıştım. O yüzden bir boşluk oldu kaç senesi diyeyim... 1979'dan 1991'e.

Hiç mi ellemediniz telsizi ?

Hiç. İşte İzmir şubesinin kurulacağını duyunca, 1991'den itibaren İzmir şubesini kurarak tekrar başladım (Ömer Yardaş ve Kemal Keklik ile).

1964'ten 1979'a kadar neler yaptınız?

Dernekte aktiviteler, eğitim çalışmaları yürütüldü. Tarafımdan değil ama arkadaşlarla bir şey yapıldı. Başkanlık görevini yaptık, başkan yardımcılığı görevini yaptık. İzmir şubesini kurduktan sonra aktivitelerimiz çoğaldı. Çünkü yatırımlar bitmişti Toprak Mahsulleri Ofisi'nde, onarımlar azalmıştı. Aktivitelerimiz çoğaldı. 91 senesinden itibaren de Eskişehir, Afyon, İzmir arasında böyle koordinasyon görevi yaptık. Bir dönem yönetim kurulu üyeliği de yaptım... Aziz Bey ile beraber kısa bir dönem genel merkez yönetim kurulu üyeliği.


TRAC İzmir Şubesi'nin açmış olduğu bir sınava hazırlık kursunda, 1990'lar.
Arka sırada soldan dördüncü Ömer Yardaş ve beşinci Cihan Emre.
Cihan Emre arşivinden.


Ağustos 1999, depremden sonra Sakarya'da.
Cihan Emre arşivinden.

Şöyle söyleyelim, iki dönemin tanığı olmuşsunuz. Birincisi 64-79, ikincisi de 91'den bugüne. İki dönemi kıyasladığınız zaman ne gibi farklar görüyorsunuz ?

64 ile 79 arasında Telsiz ve Radyo Amatörleri Cemiyeti bir dergi çıkarıyordu biliyorsunuz. 80'den sonraki dönemde maalesef bu dergi çıkarılamadı. Ama tabii 83'ten sonra kanunun çıkmasıyla amatörlük başlamış oldu.

Peki siz ne gözlediniz? Örneğin kanunun çıkmasıyla daha çok insan yasal olarak amatör oldu. Bu, amatörlüğün kalitesi anlamında bir fark yarattı mı?

Şu anda amatör radyoculuk biraz daha laçka. Benim düşüncem o. Çünkü herkes amatör olmaya başladı. Ben ona karşıydım ama maalesef kalite düştü. Bir de tabii bilemiyorum daha iyi, daha mı iyi olurdu, daha mı kötü olurdu, ortaokul seviyesi (koşul olarak) kabul edilseydi... O zaman da tahmin ediyorum amatör sayımız bu kadar artmazdı. Yani zaten bizim Türkiye'de en büyük sıkıntımız, parasal. Cihaz temin etmek vb. Malzemelerin çoğu da ithal. Öyle olunca da parası olan alabiliyor, parası olmayan alamıyor cihazı. Şu anda bir sürü amatör var. Cihazı yok ama adı amatör telsizci.

Peki cihazını kendi yapmak bir çözüm olmaz mı? .

Kendi yapabilir. Niye yapamasın? Yapan arkadaşlarımız var İstanbul'dan. Duyuyoruz, görüyoruz ama bazı imkanların iyi olması lazım. İzmir'de bu olanak yok henüz. İstanbul'da malzemeyi getirirsen yapabilirsin. İzmir'de şu anda öyle malzeme satan bir yer yok. Çankaya'da bir şey yok. Transistörü bulursun ama cihaz yapacak malzemeleri bulamazsın yani. İstanbul'da o imkan çok. Hem Selanik pasajında hem diğer pasajlarda. Ama burada o olanak yok. Bir de istek meselesi. Zaten 350-400 tane amatör telsizci var ama çıkan amatör sayısı İzmir'de bir elin, ne bileyim iki elin parmağını geçmez, öyle söyleyeyim. Bazı arkadaşlar anten yüzünden, bazı arkadaşlar cihazı olmaması nedeniyle çalışamıyor. Mesela apartman yöneticileri, çatılara çıkıp anten kurulmasına müsaade etmiyor. Bir diğer sorun ne biliyor musun? Bizim cihazların antenleri mesela 40 metre için 20 metre yana, 20 metre bir yana... Yer sorunu var. Mobil anten kurmaya kalkarsan o zaman da bir delik olacağı düşünülüyor çatıda vb.


Kişisel istasyonunda. Cihan Emre arşivinden.



İstanbul, Beşiktaş'ta Samim Akbulut (TA1API-SK) ile.
Cihan Emre arşivinden


Bir şeyi çok merak ediyorum. Örneğin 80 öncesi dönemdeki amatörlerin teknik bilgisini şimdikiyle karşılaştırırsanız fark görüyor musunuz? Elektroniğe olan merak ve teknik bilgi konusunda?

Amatörlerin merakı artık başka dallara kaydı. Teknik bilgi olarak o tarihtekiler daha yetişmiş, daha tecrübeli arkadaşlar. 1980 sonrası ise teknik bilgiye değil amatör telsiz ile yani konuşmaya dayalı... zaten CW da azaldığı için SSB konuşmalar daha ağırlık kazandı. Ondan dolayı amatörlük teknik olarak bitmiş oluyor ama kullanıcı olarak artmış oldu.

Peki siz bunlarla uğraşırken insanlar nasıl bakıyordu bu merakınızı? 80 öncesi-sonrası bir fark

Bir tek biz de kendi aramızda anlıyorduk. Kısa dalga dinleme yapıyorduk o zamanlar. Nasıl mesela? BBC olsun, Amerika'nın Sesi olsun. Radyo istasyonu. Çevremizdeki kişilerle bu konularla fazla konuşmuyorduk zaten. Benim annem olsun babam olsun hep desteklediler. İşte bir ara yasak cihazların kullanılmasından dolayı bazı arkadaşlarımız içeriye alindi. Oruc Bilgiç mesela. Cihazlar olduğu için ve QSL kartlar kayıtlar olduğu için alındılar. Ankara'da da yapılacak iken babam bir yerden dolaylı olarak duyuyor. Benim de elimde makineler vardı. Babam onları çöpe atıyor. Şahane askeri maniplelerim vardı, gitti.

Hapis cezası aldılar mı?

Belli müddet nezarethanede kaldılar. Hapis cezası aldılar mı almadılar mı bilmiyorum. TA2DS (SK) Selim var. O da aynı şekilde.

Şimdi böyle tabi bu şey telsiz kanunu dolayısıyla falan olan bir şey yani. Ama mesela çıkış yapan amatörler farkında değil miydi? "Monitoring" her zaman vardı. Birileri dinliyordu herhalde bunları. Biliniyordu bunların olduğu değil mi aslında?

Evet ama o kadar etkili değildi. Bu olay olduğunda casusluk yapılıyor diye yakalandılar ama sonra anlaşıldı ve ceza almadılar. Başka arkadaşlar da oldu böyle.

Bilal Ağabey bana 12 Eylül'den sonra TRAC genel merkezine MİT'ten geldiklerini ve "amatör telsizcilik faaliyetlerini bildiklerini, kanun çıktıktan sonra devam etmelerinin daha iyi olacağını söylediklerini anlatmıştı. Dolayısıyla ben amatör haberleşmelerin o donemde izlenmiş olduğunu düşünüyorum. Belki de kanuna rağmen, askeriye göz yumuyordu ülkede yetişmiş telsizci olsun diye, stratejik nedenlerle.

Dinlenmez olur mu? Muhtemelen Jandarma, Emniyet teşkilatının telsiz kısmı dinliyordu. Emniyette akrabam olması nedeniyle ziyarete gittiğimde Emniyet Genel Müdürlüğünün telsiz bölümünde aynı bizim amatör cihazlardan olduğunu gördüm.

Belki alıp biraz korkutup bırakıyorlardı. Yapmayın etmeyin falan deyip.

Ankara'da bir arkadaşımız vardı TRAC'dan. Onu da aldılar içeri. O da beş gün mü, altı gün mü kaldı nezarethanede? Selim de öyle... Daha sonra tahliye oldular ama mahkemeleri sürdü, beraat ettiler.

Demek ki aslında Türkiye'de amatör telsizcilik için çok da uygun bir ortam yokmuş. Hala da ne kadar var o tartışılabilir ama tartışılır ama bu hobinin Amerika gibi şey yapılacağı, sağlıklı gelişeceği bir ortam yokmuş Türkiye'de.

Yani Türkiye'de zaten o ortam hiç olmadı kanunla yasakladıkları için... Belirli bir müddet genel merkez yöneticiliği yaptığım için biliyorum bazı şeyleri. O zamanlar çok uğraşıldı, kanun çıksın herkes yapsın diye. Zaten 80 senesindeki ihtilalden sonra da Türkiye Radyo Amatörleri Cemiyeti kapatıldı. İlk açılanlardan birisi oldu ama bu sefer Türkiye adını vermediler. Telsiz ve Radyo Amatörleri Cemiyeti ismini aldı.


TRAC'ın 30. kuruluş yıldönümü nedeniyle 1992'de genel merkezden
Cihan Emre'ye gönderilmiş olan kutlama. Kullanılan kağıdın 1980 öncesinden
kalmış olduğunu antette elle yapılan değişiklikten anlayabiliyoruz.


Peki bir şey soracağım. Yani şimdi şöyle salim kafayla düşününce kanun gerçekten tek engel neydi? Bunun gelişmeme nedeni sadece kanunla yasaklanması mıydı?

Zannetmiyorum. Yapmak isteyen yapıyordu. Yani biraz önce de söyledim ya, bazı arkadaşlar cihaz temin ederek çıkış yapıyorlardı ve konuşuyorlardı. Bunu hem Emniyet hem MİT söylüyorlardı. Bilmemeleri mümkün değil ama. Ama bazı olaylar bunu tetikledi. İşte bu arkadaşlar böyle bir şeyle karşılaştılar.

Peki şöyle bir şey de sorayım: Malzeme bulabiliyor muydunuz Türkiye'de bunu yapacak; veya bulsaydınız da ekonomik şartlar olarak mümkün müydü?

(O dönemdeki) Ekonomik şartlarla mümkün değildi, hala da mümkün değil. Ancak hurdalıktan temin edilen malzemelerle ve cihazlarla.

Şöyle düşünüyorum bazen: Bizim toplumumuz pek bilgi üreten bir toplum değil. Bilim üreten bir toplum da değil. Dışarıdan bilimin ürettiği ürünleri alıp sadece kullanan, tüketen bir toplum. Bununla da ilgili olabilir mi? Şimdi amatör fizik çerçevesinin dışına da çıkalım. Başka bir takım teknik hobiler var dünyada. Bunların hiç biri gelişmiyor.

Maalesef öyle. Çünkü bunun nedeni okumamak. Okumadığımız içinde hobinin ne olduğunu bilmiyoruz. Yani amatör telsizcilik dışında bir süre hobi var, yelkencilik var. Ondan sonra motorla ilgili uğraşılar var. Ama bizde maalesef hep engelleniyor. Bu büyüklerden kaynaklanıyor veyahut çevreden kaynaklanıyor. Mesela motosiklet: Kaza geçirirsin, şu şekilde bir şey olursa, bu olur, yaralanırsın vs. Ben kendi oğluma aynı telkini yapıyorum. Motor haricindeki bütün hobiler tamam (gülüyoruz) İki tekerlekli hariç her şeye varım. İki tekerlekli çünkü görünmüyor. Yaşayanları da gördüm ben olayı kaza olarak. Onun için.


Bir TRAC toplantısı sonrası İstanbul'da Timur Kılıççöte (TA1BX-SK) ile.



Yani pek ebeveynlerde de hobiye yönelik bir teşvik yok. Peki eğitim sistemi sizce böyle bir şey uygun mu? Yani insanları hobiye yada eğitim işiyle uğraşmaya?

Eğitim sistemimiz hiç iyi değil. Hobiden koparma. Bizim zamanımızda da aynı şekildeydi. Bir şeyi yapmak istersin, ders çalış, şunu yap, bunu yap şeklinde cevap verilirdi.

Bu çok önemli bir şey ama. Yani böyle basit bir şeymiş gibi görünüyor ama değil. Aslında çok şeyin arkasında bu davranış kalıbı var. Lüzumsuz gibi mi geliyor acaba bunlar?

Yani lüzumsuz gibi gözüküyor Tabii büyükler tarafından ve çevre tarafından öyle görülüyor.

Peki amatör telsizcinin tanımı nedir desem?

Amatör telsiz olacak kişinin bir kere elektronik bilgisinin olması gerekir. Karşısındaki kişiye saygısı olması gerekir. Gereği kadar lisan bilgisi veyahut amatörlük ile ilgili bilgisi olması gerekir. Dördüncü olarak da yurdunu, milletini tanıtıcı olmalı.

Sizin oğlunuz elektronik mühendisi, peki amatör telsizcilik yapıyor mu?

Hayır.

Neden? Baba amatör telsizci. Oğul elektronik mühendisi ama amatör telsizciliğe ilgi duymuyor.

Anneden kaynaklı (gülüyoruz). İsterse olabilir İngilizcesi var. Almancası var. Anadolu lisesinden sonra Dokuz Eylül mezunu zaten. Ama neden işte annesi... Yani tabii biliyorsun telsizle konuşurken PTT'ye bastığınız zaman biraz bağırmak mecburiyetindesiniz. Gürültü oluyor... Yapma demedi ama işte böyle baban bağırıyor, çağırıyor falan... Bana karışılmıyor zaten de... O bakımdan problem olmuyor. Benim odam yazlıkta da kışlıkta da da ayrı.

Bu yeni teknolojilerin de bu işi etkilediğini düşünüyor musunuz? Yani İnternet, görüntülü konuşma yok derken...

Ben sana şunu söyleyeyim. Bilgisayarla yapılan hiçbir iş amatör telsiz değildir. Echolink, Skype, Messenger dahil hepsini kullanıyorum. Amatör telsizcilik başka. Telsizden duymak başka. Yani bilgisayar, amatör telsizcilik değil o başka bir şey. Ama faydalanamaz mı faydalanılıyor. APRS mesela. Fakat tabii ki amatör telsizcilik telsizden telsize haberleşme - ama CW, ama SSB, ama FM...




TRAC'ın 40. yıldönümü kutlamasında (2002). Soldan başlayarak Kamuran Topakaoğlu (TA2AI-SK), Avni Morgül, Ömer Yardaş (TA3AK), Eşref Adalı, Cihan Emre (TA3BE)